Hasan Durucan

Hasan Durucan

Yazarın Tüm Yazıları >

EVLAT

A+A-

Geçtiğimiz hafta sonu, hayatın getirmiş olduğu bazı sorumlulukların stresini evlatla, bir nebze parkta bahçede oynayıp yuvarlanalım, günlük enerjisini atsın, hava alsın derler ya; bu bilinçle belediyenin özel olarak dizayn etmiş olduğu parklardan birinde birlikte zaman geçirdik. Rabbim yokluklarını göstermesin, ebeveyn olanlar beni daha iyi anlayacaktır ki evlat ile geçirilen zamanı hiçbir şeye değişmezsiniz, değişemezsiniz. Sözüm ona bir hayli büyükçe maketlerden inşa edilen dinazorları görünce bizim ki korktu. İçlerinde devasa büyüklükte olanlar var ve başlarını, kuyruklarını sallarken ses de çıkartıyorlar. Gidenleriniz vardır, görmüşsünüzdür. Bu parka üçüncü gelişimiz olmasına rağmen ilk defa makette olsa hayvanları seçmeye başlaması yüzümde tebessüm olmaya yetip artmıştı. Lakin hem korkup oradan ayrılmak istemesi, giderken de aklının oraya takılı kalması ve dili döndüğünce tekrar tekrar işaret parmağıyla onları gösterip içinde yaşadığı coşku ve heyecana olunca zihnimde biran bu hikaye canlandı.

*****

Yetmiş yaşına merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen, otuz beş yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal hatırdan, çoluk çocuktan, havadan sudan sahbet ettikten sonra oğlu ketum bir hüviyete bürünmüş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga konar. Yaşlı baba kargaya tebessüm ederek biraz baktıktan sonra oğluna sorar: "Bu ne oğlum?" Oğlu şaşkın; "Karga baba." der. Yaşlı baba kargaya bakışını sürdürürken yine sorar: "Bu ne oğlum?" Oğlu daha da şaşkın, yine cevaplar: "Baba, o bir karga" der ses tonunu yükselterek. Karga hâlâ pervazda, başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sorar: "Bu ne?" Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: "O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun sen?" diye azarlar. Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taşar ve oldukça sinirlenir: "Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Karga, kaaargaa; anlamıyor musun?" Baba, yüzünde ki o gözü yaşlı tebessümle yerinden kalkar, yan odaya gider ve elinde bir defterle döner. Hâtıra defteriydi. Oturur, sayfalarını karıştırır ve aradığını bulur. Sevgiyle devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzatır ve o sayfayı okumasını söyler.

"Bugün iki yaşını bitirmeye birkaç gün kalan minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam on üç defa onun ne olduğunu sordu. On üç soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu."

 

******

İşte evlat öyle bir şeydir ki seversin, seversin, yine seversin; döner döner yine seversin. O küçücük beden büyüyünce o da böylesine sevgi, muhabbet besler mi bilinmez ama evlat sahibi olanlar şefkatin ruhlarda vücut bulmuş halini doyumsuzca yaşar. Bu vesileyle ikinci yaşına bugün adım atacak olan değerli oğlumun doğum gününü sizin nazarınızda kutluyorum. Rabbim evladını kaybetmiş olanlara büyük sabırlar versin. Tüm yavruların ömrü de bereketli olsun ki al bayrağımız tüm ihtişamıyla dalgalanmaya devam etsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT