Konya’yı nasıl küçültürüz?

Göçebe topluluklar halinde yaşayan Türkler, yerleşik hayat düzenini “tahammül edilemez” bir hayat tarzı olarak gördüklerinden dolayı yerleşik düzene; Türk tarihinin başlangıcından bin sene sonra geçmişlerdir.

Hemşehrimiz olan tarihçi Prof. Dr. Faruk Sümer, “Eski Türklerde Şehircilik” adlı eserinde; “Şehir kurmak ve şehirlerde oturmak fikri de Türk topluluklarının yüksek idareci zümresinden ve bilhassa hanlardan çıkmış ve onlar tarafından uygulama safhasına konulmuştur.” diyor.

Gök Türkler’de şehir kurma fikrinin VI. yüzyılın sonlarında ortaya çıktığını ve eski Türk yurdu Mogolistan’da şehir kurma şerefinin de Uygurlar’a ait olduğunu ve İl İtmiş Bilge Kağan’ın, Orhun ırmağı kıyısında Ordu Balık’ı kurduğunu belirten Faruk Sümer, IX. yüzyılın ortalarında Türkler’in on altı şehri olduğunu ve XIII. yüzyıl başlarına gelindiğinde kalabalık sayıda Türk nüfusunun şehir ve köylerde oturmakta olduklarını ifade ediyor.

Bu şehirlerde her türlü medenî faaliyetin yapıldığını, fakat Moğol istilasının Türk şehirciliğine, Türk şehir hayatına onulmaz darbeler vurduğuna da dikkati çeken Sümer, bu şehirlerin ekseriyetinin varlıklarını devam ettiremeyerek yok olup gittiklerini, kalanlarının ise ehemmiyetlerinden çok şey kaybettiklerini de ifade ediyor.

Arap tarihçilerden İbn Hurdâdbih, dokuzuncu asırda Türklerin on altı şehri olduğunu belirtirken el-Mervezî ise; XII. yüzyılda Türkler’in şehir hayatıyla ilgili şu bilgileri veriyor:

“Türkler büyük bir topluluktur. Birçok ellere, boylara ve obalara ayrılırlar. Onlardan bazıları şehir ve köylerde otururlar. Bazıları da bozkırlarda ve çöllerde yaşarlar.”

***

Bildiğiniz gibi Konya, şehircilik açısından en refah dönemini, 13. asrın başlarında 1220’de tahta çıkan Uluğ Sultan I. Alâeddin Keykubâd döneminde on yedi sene zarfında görmüş ve yaşamıştır. Konya gerçekten Alâeddin Keykubâd devrinde Âbâd olmuş, dünyanın en önemli şehirleri arasında yerini almıştı. O dönemde Konya bir ilim, irfan, kültür ve din merkezi haline gelmişti.

Moğol istilaları, şehirlerde taş üstünde taş bırakmayan Moğol zulmünden sonra Türk şehirleri de o ihtişamlı günlerini karanlık günlere ve yıllara bırakmıştı. Türk şehirleri Moğollar tarafından yakılıp yıkıldıktan sonra Konya önlerine geldiklerinde; bu istila, yağma ve zulümden Konya’yı kurtarmak için diplomasi devreye sokulmuştu. Daha sonra Konya’nın idaresinde ipler Moğolların ellerine geçmişti.

***

On üçüncü asırdan XXI. yüzyıla gelindiğinde Konya, köyden kente göç ve 1980’lerden sonra gerek nüfus açısından gerekse modernleşmeyle birlikte sosyal ve kültürel olarak insanımız büyük erozyona uğrasa da dışa açılmayla birlikte büyüme trendini de yakalayarak 2000’li yıllara hızlı adımlarla girdi.

Konya merkezde 1,5 milyona yaklaşan nüfusuyla çok sağlıklı olmayan bir büyüme dönemi yaşıyor. Şehir köy ve ilçeler ile diğer illerden haddinden fazla göçün verdiği nüfusla sağlıksız bir büyüme sürecine de girdi. Bu tehlikeli gidişata artık bir dur denilmesi ve büyük boyutlara ulaşan rant ekonomisine kurban edilmemesi gerekiyor.

Türkiye’de ayağımız yorganın değil neredeyse yatağın dışına sarkmış durumda. Reklam çılgınlığı halkı neredeyse tüketim hastası haline getirmiş, verim (üretim) ekonomisi yerine israf (tüketim) ekonomisi devreye girmiştir. Tarım şehri Konya’ya baktığınızda 80’lerden sonra tarlaların boşaldığını, tabiata baraj ve göletlerle yapılan müdahalelerle birlikte hayvan ve bitki türlerinin azaldığını, endemik bitki yönünden fakirleştiğini, ısındığını, suyun azalıp kuraklaştığını ve modern hayatın insanları örümcek ağı gibi sardığını görmemek için kör olmaya gerek yok.

Eğer Konya küçültülmezse, Konya Ovası ve bölgenin sulama sorunu halledilmezse bu hormonlu büyümeyle birlikte 2023’lü yıllarda çekilmez ve yaşanmaz bir şehir haline gelecektir.

Şehirlerden başlamak üzere her şeyin boyutunu küçültmek zorundayız.

Türkiye nüfusu başta olmak üzere Konya’nın nüfusunu bile sağlıklı olarak sayamıyoruz. İstatistik yapamıyoruz. Şehri doğru dürüst her yönüyle planlayamazsak bu güzel şehre yazık ve haksızlık etmiş oluruz. Bir şehir ürettiğinden daha fazlasını ithal eder hale gelmişse; Tarım Şehri olan Konya ürettiği buğdayı dahi ithal eder duruma getirilmişse; çalan tehlike çanlarına kulaklarımızı tıkamamak gerekir.

Bir şehir üretmiyorsa toplumsal ve sosyal krizler kaçınılmazdır.

AZİZİM DİYOR Kİ…

Hormonlu bir şekilde büyüyen Konya her şeyiyle küçültülmeli, sağlıktan güvenliğe varıncaya kadar biriken ne kadar problemi ve meselesi varsa; tekrar ele alınıp yerli yerinde çözülerek tutulmalıdır.

Zengin olmak için para hayali peşinde koşan, köyündeki tarlasını boşaltarak sanayide aç karnına ömrünü heder eden genç nesle sahip çıkılarak insanımıza; asıl geldiği yeri, yâni toprağı hatırlatmalıyız.

Konya tüketen bir şehir değil “üreten bir şehir” haline gelmediği ve getirilmediği müddetçe bu şehri yönetenlerin vebali her geçen gün sırtlarında büyük bir kambur olarak büyüyecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.