MUTLU OLMAK

MUTLU OLMAK

Mahmut Kara yazdı

A+A-

İnsan, evrenin yaşı düşünülünce dünyaya çok kısa bir süre için gelmiş bir varlıktır. Evrenin yaşının tahmini olarak 14 milyar, dünyanın yaşının ise 4,5 milyar yıl olduğu bilim insanları tarafından ortaya konmuştur. Ortalama bir insan ömrünün yetmiş ila seksen yıl olduğu düşünülürse dünyada ne kadar az vakit geçirdiğimiz daha iyi anlaşılmış olur. Bu çok az vakitte kısa ömrümüze neleri sığdırmaya çalıştığımızı düşününce hayret etmemek mümkün değil. Çok şey istiyoruz. Hayatın sonunun her an geleceğini bildiğimiz halde sonsuz bir hayattaymışız yanılgısına kapılıyoruz. Bu konuda inancı, milleti ne olursa olsun bütün insanlar aynı davranışı sergiliyor.

Peygamberimizin bir hadisi dünyada kalış sürecimizle ilgili fikir vermesi bakımından önemlidir. “Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen ve sonra kalkıp gidecek olan bir yolcu gibiyim.” Şu an hangi yaşta olursak olalım eminim hissiyatımız bu şekildedir. Geçmiş bir daha dönmemek üzere gitmiştir. Dönüp geriye baktığımızda o uzun yılların bir gün gibi geçtiğini düşünürüz. Kur’an-ı Kerim’de bununla ilgili olarak insanın dünyada “ Dünyada bir gün ya da daha az kaldık” diye yemin edeceği buyurulmuştur. Bütün insani öğretiler de dünyanın geçici olduğu, insan ömrünün çok kısa olduğunu vurgulamışlardır.

İnsan ne yapmalıdır da bu kısa ömürde mutlu olmalıdır. Dini öğretilerin ibadetle ve öbür dünya ile ilgili söylediklerinin dışında bir şeyler söylemek istiyorum. Beni mutlu eden ve benim gibi düşünen insanları mutlu edecek şeyler…

Kendini sev!

Kendini sevmek en başta gelen husus. İnsanın kendini sevmesi veya beğenmesi yanlış anlaşılmış, kibirle, bencillikle karıştırılmış ve hoş karşılanmamış. Kendini sevmek Şeyh Galip’in söylediği gibi:

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” yani “Ey insan evladı! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.”   

Kendine saygı göster, benliğine, bilincine hürmet et. Anı yaşa, vicdanınla hareket et, pişman olacağın işlere girişme. Mutlu ol. Sen mutlu ol ki etrafındaki tüm varlılar da mutlu olsun. Özellikle sadece insanlar demedim. Çünkü insan mutlu olursa, hayvanları da mutlu eder, doğayı da mutlu eder, eşyayı da mutlu eder. “İyi ama eşya canlı bir varlık değil ki nasıl mutlu olsun?” dediğinizi duyar gibiyim. Bizim bu konuda da yanıldığımızı düşünüyorum. Evimiz, arabamız, herhangi bir kıyafetimiz hakkında söylediğimiz, “Evimi seviyorum, arabamı seviyorum” ya da “en sevdiğim kıyafet” tarzı sözlerimiz cansız varlıklara karşı hissettiğimiz duyguların ifadesi. Eğer bilimsel düşünürsek evet cansız varlıklar ama onlara karşı hislerimizle hareket ediyoruz. Özellikle erkekler için arabaları, kanlı canlı bir varlık gibidir. Arabayla konuşurlar, onu sevdiklerini söylerler. Arabayı sattıklarında da çok eski ve sağlam bir dosttan ayrılmışçasına üzülürler.

Benim babam minibüs şoförü idi. Mavi renk, siyah kuşaklı, Ford marka bir minibüsümüz vardı. O minibüsü zevkle temizler, onunla gezmeye gider, ona binmek için heveslenirdik. Gün geldi başka bir minibüs almak için onu satmak zorunda kaldık. Sanki ailenin bir ferdini evden göndermişiz gibi üzüldüğümüzü hatırlıyorum. Şimdi bu cansız varlık diyebilir miyiz? Cansızsa neden bu kadar duygulandık?

Kendinizi sevip, değer verirseniz etrafınızdaki her şey bu değerden nasibini alır. Kendiniz bakımlı olursanız, eviniz de arabanız da eşyalarınız da çiçekleriniz de sorumlu olduğunuz hayvanlarınız da bakımlı olur. Dolayısıyla mutlu olurlar.

Kendini sevmenin bir sonraki aşama olan kibir ve bencilliğe dönüşmesini istemiyorsak duygularımızı dengede tutmayı öğrenmemiz gerekiyor. Her aynaya baktığımızda “çok yakışıklı ya da güzel birini görmemeliyiz. Arada kendimize kızmalı, kötü göründüğümüzü söylemeli ve bu dengeyi sağlamalıyız. Kendini sevmede dengeyi aştığımız vakit narsizm hastalığına yakalanacağımızı unutmamak gerek.

HABERE YORUM KAT