Ortadoğu’da taşlar yerinden oynuyor! Türkiye-Arabistan hattının şifreleri

Ortadoğu’da taşlar yerinden oynuyor! Türkiye-Arabistan hattının şifreleri
Mekke’de tarihi buluşma! Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan kritik karar...

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik dengelerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Hürriyet'in haberine göre: Üç ülkenin ortak savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendiren anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye birden yapılmış kabul edilmesini öngörüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in katıldığı zirvede duyurulan anlaşma, yalnızca askeri iş birliği açısından değil, bölgenin ekonomik ve stratejik geleceği açısından da dikkat çekiyor.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, anlaşmanın üç ülkenin ortak güvenliğini güçlendirmeyi, bölgesel ve küresel ölçekte barış, güvenlik ve istikrara katkı sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Anlaşmanın en dikkat çeken maddelerinden biri ise üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tamamına yapılmış kabul edilmesi oldu. Böylece Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında karşılıklı savunma anlayışına dayalı yeni bir güvenlik mekanizmasının temeli atılmış oldu.

“KLASİK BİR ASKERİ ANLAŞMA OLARAK GÖRÜLMEMELİ”

Güvenlik ve Terör Uzmanı Emekli İstihbarat Albayı Coşkun Başbuğ, anlaşmanın sıradan bir askeri iş birliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yapının ilerleyen süreçte başka ülkelerin katılımıyla genişleyebileceğini savundu.

Başbuğ'a göre Türkiye'nin savunma sanayii ve askeri kapasitesi, Pakistan'ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan'ın ekonomik kapasitesi bir araya geldiğinde ortaya önemli bir stratejik potansiyel çıkıyor.

Uzman isim, anlaşmanın bölgesel güvenlik açısından uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekerek, gelecekte Mısır ve İran gibi ülkelerin de farklı koşullar altında bu yapıyla ilişki kurabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Başbuğ ayrıca anlaşmanın sürpriz şekilde duyurulmasının da stratejik açıdan önemli olduğunu belirtti. Ona göre gelişme, başta ABD, İsrail ve Hindistan olmak üzere bölgede hesap yapan aktörlerin stratejilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir.

“BÖLGEDE İHTİYAÇ DUYULAN KURUMSAL İNŞAYA İŞARET EDİYOR”

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural ise Mekke Savunma Anlaşması'nın değişen savaş koşulları ve yeni nesil çatışmalar çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyledi.

Vural, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın farklı alanlarda öne çıkan güç unsurlarına sahip olduğunu belirterek, bu üç ülkenin bir araya gelmesinin bölgesel güvenlik açısından önemli bir kapasite oluşturduğunu ifade etti.

Ancak uzman isim, anlaşmanın önünde bazı risklerin de bulunduğuna dikkat çekti. Özellikle üç ülkenin yakın geçmişte farklı bölgesel gerilimler yaşaması nedeniyle anlaşmanın kalıcı bir güvenlik mekanizmasına dönüşmesinin çeşitli sınamalardan geçebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Vural'a göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın ortak hareket etmesi, bölge ülkelerinin kendi sorunlarını dış aktörlerin müdahalesinden bağımsız şekilde çözme arayışının somut bir örneği olarak görülebilir.

“MEKKE ANLAŞMASI KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESİNİN DE PARÇASI”

Vural, anlaşmanın yalnızca üç ülke veya İslam dünyası çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, Batı Asya'daki küresel güç rekabetine dikkat çekti.

ABD'nin Suudi Arabistan üzerindeki savunma ve silah tedariki alanındaki etkisinin devam ettiğini belirten Vural, Riyad'ın Türkiye ve Pakistan ile savunma ilişkilerini geliştirmesinin Washington açısından da dikkate alınması gereken bir gelişme olduğunu söyledi.

Çin'in ise Pakistan'la stratejik ortaklığı ve Suudi Arabistan'la enerji ilişkileri nedeniyle anlaşmayı yakından takip edeceği değerlendirmesinde bulundu. Rusya açısından da Türkiye'nin Körfez ve Güney Asya'ya uzanan güvenlik ağındaki ağırlığının artmasının yeni bir denklem oluşturabileceği ifade edildi.

İran açısından ise anlaşmanın özellikle hassas bir gelişme olduğu belirtildi. Vural, Suudi Arabistan'ın İran'ın bölgesel rakibi, Pakistan'ın İran'la sınır komşusu ve Türkiye'nin de İran'ın önemli komşularından biri olduğuna dikkat çekti.

Bununla birlikte Vural, anlaşmanın doğrudan İran'a karşı oluşturulduğunu söylemek için yeterli dayanak bulunmadığını da vurguladı.

MEKKE ANLAŞMASI NATO MODELİNE Mİ DÖNÜŞECEK?

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Siyaset Akademisi Direktörü Dr. Canan Tercan ise anlaşmanın klasik askeri iş birliklerinin ötesine geçtiğini söyledi.

Tercan, taraflardan birine yönelik askeri saldırının diğer ülkelere de yapılmış kabul edilmesinin anlaşmayı kolektif savunma mekanizmasına yaklaştırdığını belirtti.

Uzman isim, NATO'nun 5. maddesinde yer alan kolektif savunma anlayışıyla benzerlik kurulabileceğini ifade ederken, bunun henüz NATO benzeri kurumsal bir yapı anlamına gelmediğini, ancak gelecekte ortak komuta, istihbarat paylaşımı, ortak planlama ve askeri uyum gibi alanlarda daha ileri adımların gündeme gelebileceğini değerlendirdi.

TÜRKİYE'NİN GÜVENLİK AĞI GENİŞLİYOR

Tercan'a göre anlaşma, Türkiye'nin NATO üyeliğiyle birlikte bölgesel savunma ortaklığını da güçlendirmesi anlamına geliyor.

Türkiye'nin savunma sanayii kapasitesi, Pakistan'ın askeri ve nükleer gücü ile Suudi Arabistan'ın finansal ve enerji kaynaklarının bir araya gelmesinin üç ülkenin caydırıcılığını artırabileceği ifade edildi.

Tercan ayrıca anlaşmanın yalnızca savunma alanıyla sınırlı kalmayabileceğine dikkat çekerek, üç ülke arasındaki yakınlaşmanın ekonomik, ticari ve lojistik projeleri de beraberinde getirebileceğini söyledi.

ÜÇ ÜLKENİN GÜCÜ NASIL BİRLEŞECEK?

Uzman değerlendirmelerine göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın güç unsurları birbirini tamamlayan bir yapı ortaya çıkarıyor.

Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı ve askeri kapasitesi, Türkiye'nin konvansiyonel askeri gücü ve gelişen savunma sanayii ile Suudi Arabistan'ın finansal ve enerji kapasitesi, anlaşmanın stratejik ağırlığını artıran unsurlar olarak öne çıkıyor.

Ancak bu kapasitenin otomatik olarak tek bir askeri güç anlamına gelmediği de vurgulanıyor. Gerçek anlamda ortak kapasite oluşturulabilmesi için ortak planlama, istihbarat paylaşımı, hava savunması, elektronik harp, İHA/SİHA teknolojileri, erken uyarı sistemleri ve ortak üretim gibi alanlarda entegrasyon sağlanması gerekiyor.

ABD, ÇİN, RUSYA, İRAN VE HİNDİSTAN'IN HESABI DEĞİŞEBİLİR

Mekke Savunma Anlaşması'nın bölgedeki diğer aktörler açısından da yeni hesapları beraberinde getirmesi bekleniyor.

ABD açısından Suudi Arabistan'ın güvenlik ilişkilerini çeşitlendirmesi dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilirken, Çin'in üç ülkeyle olan ekonomik ve stratejik ilişkileri nedeniyle anlaşmayı olumlu karşılayabileceği belirtiliyor.

Rusya'nın ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'la mevcut ilişkileri nedeniyle anlaşmayı doğrudan kendisine karşı oluşturulmuş bir blok olarak değerlendirmesinin zor olduğu ifade ediliyor.

Hindistan açısından ise Pakistan'ın Türkiye ve Suudi Arabistan'la karşılıklı savunma taahhüdüne girmesi, olası krizlerde karşısında yalnızca Pakistan'ın değil, Pakistan'ı destekleyebilecek ülkelerin de hesaba katılması anlamına gelebilir.

BM'NİN 51. MADDESİ NEDEN ÖNEMLİ?

Anlaşmanın uluslararası hukuk açısından dikkat çeken başlıklarından biri de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesine yapılan vurgu.

Uzman değerlendirmesine göre söz konusu madde, silahlı saldırıya uğrayan devletin bireysel veya kolektif meşru müdafaa hakkını tanıyor. Ancak bu hüküm sınırsız bir askeri müdahale yetkisi anlamına gelmiyor; saldırının gerçekleşmesi, alınacak önlemlerin gerekli ve orantılı olması ve BM Güvenlik Konseyi'ne bildirim gibi unsurlar önem taşıyor.

BÖLGESEL DENGELERDE YENİ DÖNEM

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması, üç ülkenin mevcut askeri ve ekonomik kapasitesini ortak bir güvenlik perspektifinde buluşturması bakımından bölge için önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Anlaşmanın önümüzdeki dönemde yalnızca savunma alanında mı kalacağı, yoksa ortak tatbikatlardan savunma sanayii projelerine, istihbarat paylaşımından ekonomik ve lojistik iş birliklerine kadar daha geniş bir yapıya mı dönüşeceği ise bölgesel dengelerin geleceği açısından belirleyici olacak.

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.