Prag-1
Bu seyahatime dünyanın en iyi havayolu şirketi THY ile 2 kişi olarak Çekya Başkenti Prag’a gidiyorum. Kendi küçük ama ismi büyük Prag’ı merak etmiyor da değilim. Oldukça rahat 2 saatlik bir yolculuktan sonra Prag havaalanına iniyorum. Havaalanında parmak kontrolünde ikazı ile 65 yaş üstü olduğumuz için bilet almadan her türlü resmi vasıtalarla Prag merkeze gideceğimizi, hatta merkezde de bilet almadan her yere seyahat edeceğimizi öğreniyoruz.

Şehir merkezine gitmek için önce otobüsle, metro istasyonuna, oradan da metroyla merkeze geçiyoruz. Merkeze seyahat boyunca düzenli ancak kalabalık yollardan geçerek, en son metro istasyonundan otelimize yakınında yer yüzüne çıkıyoruz.

Elimizde ki harita ile Merkezde ki otelimizi kolay buluyoruz. Ardından yerleşip hemen gezmeye çıkıyoruz. Bu arada Otelde görevli çocuğun Burak Yılmaz ve Galatasaray hayranı olması hoş oluyor.

Şimdi Çekya ‘nın başkenti ve en büyük şehri, geçmişte de Çekoslovakya'nın başkenti olan Prag, Orta Bohemya, Vltava Nehri'nin üzerinde yer alan 1 milyon nüfuslu bir şehir. Prag, Doksanların Sol Bankası, Altın Şehir, Masal Şehri, Şehirlerin Anası ve Avrupa'nın Kalbi gibi isimlerle de anılıyor. Konumu gereği çevresindeki komşu ülkeler ile merkezi bir vaziyet oluşturuyor. Bu şehrin gölgesi ünlü yazar Franz Kafka olması ile Kafka için bile fazlasıyla turist çeken bir Orta Çağ şehri deniliyor.

Otelimize Vitara Nehri üzerinde en dikkat çekici Manes Köprüsünden geçerek şehrin karşı yakasına geçiyor, ilk tarihi önce kalesini ziyaret ediyoruz. Köprü eski ancak üzerinden otobüs ve tramvaylar bile geçiyor. Tropikal Bahçesi destekli gayet güzel peyzajı ve birkaç küçük heykel dışında düzeni ve bakımı ile dikkat çekiyor. Kale içi dinlenmek ve seyretmek için oldukça temiz, sakin ve de bakımlı. Bu arada daha çok Türklerin olduğu yabancı genç öğrencilerle dolu, birçoğu ile sohbet ediyoruz.

Buradan kale yakınında olan Çekya ‘nın ünlü yazarı Kafka nın evinin de bulunduğu Altın Yol da yürüyüp bir tarafı nehir, diğer tarafı tarihi binalar arasından yukarı doğru tırmanıyoruz. Arnavut taşlarla döşeli daracık yolun her iki tarafında hayli eski binalar bulunuyor.
Franz Kafka 1883-1924 yılları arasında yaşamış, hikâye, roman tarzında eserler veren, yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biri olarak kabul ediliyor. Kafka bir yerde ‘en kötü şey öldürmeyen acılardır’ derken, başka bir yerde ‘dayanılmaz olan aslında hayat değilmiş, insanlarmış’ diyor. Yine ‘huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan’ sözleri günümüz için bile ne kadar da manidar.

Biraz yukarıda meydanda bir açık Pazar yerinden ağır yemek kokuları geliyor. Meydanda yemekler dışında, ahşap oymalar, oyuncaklar, diğer el işleri sergileniyor. Bir ara gözüm Arap Sokak Yemeği olarak bilinen nohut ve bakla karışımı Falafel yemeğine takılıyor. Satıcıya Arap Yemeği dediğimde, ‘İsrail Yemeği’ demesin mi. Ben de ‘bu bir Arap yemeğidir, İsrail bir kabile, Arap ise bir bölge, bir coğrafyanın adıdır’ diye ikaz ediyorum. Görüldüğü gibi Yahudiler, çekinmeden yemek üzerinden de olsa, ülkelerinin reklamını her yerde rahatça yapabiliyor.

Dönüşü ünlü tarihi Karl Köprüsünden yapıyoruz. Karl veya Karlův Köprüsü Kral IV. Karl tarafından yaptırılan köprünün mimarı Peter Parler olup, 1357-1400 yılları arasında tamamlanmıştır. 516 m uzunluğunda, 10 m genişliğindeki köprü, günümüzde yaya trafiğine açık ve turistler tarafından en çok rağbet görür durumda. Köprü kalesi olarak da kullanılan bu yapının iki ucunda birer kule yer alıyor.

Köprünün üstünde 30 heykelden Aziz John Nepomuk heykeli en ünlüsü. Burada biraz oyalanıyor, nehrin her iki yamacına ait bolca resimler çekiyorum. Köprünün üzeri, girişi ve çıkışı hayli kalabalık.

Burada 30 kişilik bir Türk turist kafilesine rastlıyoruz. Bakıldığında orta halli insanlar ancak yedi ülkeyi içine alan bir seyahat için turla yola çıkmışlar. Böyle küçük-büyük çokça çok sayıda ellerinde Türk Bayrakları olan turist kafilesi dikkat çekiyor. Bunlarla karşılıklı laflar atıyor, şakalaşıyoruz. Bizim insanımızdan duyduğumuz Prag adının kentten daha büyük olduğu oluyor. Gerçekten de öyle ancak çok iyi reklamlarla şehri olağanüstü gösterme yeteneğini çeşitli süslemelerle ortaya koyan bir Çek halkı ve turizm politikası olsa gerek.

Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.