Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Toprak deyince ilk ülkem ve köyüm aklıma geliyor
Boşuna dememişler ‘Vatan toprağı, pahası olmayan bir hazinedir, kanla alınmış, inançla korunur’. Zira Vatan olmadığında insan için bir yuva da olmaz. Tüm savaşlar yurt tutup vatan olmak veya vatanı korumak için yapılmamış mıdır?
Vatan ve toprak ifadeleri, edebiyattan sosyolojiye, tasavvuftan tarihe kadar geniş bir yelpazede incelenen en köklü temalardandır. Bir toprak parçasının yalnızca coğrafi bir alan olmaktan çıkıp aidiyet, kültür ve uğrunda can verilen bir varlık olması ile kutsala dönüşmesini de içine alıyor.
Vatan insan hayatında vadettiği zenginlik, onun farklı ifadelerle beraber zikredilmesi ile sonuçlanmış, aynı zamanda kazandığı özel yapı sayesinde çeşitli değerleri birlikte zikreder hale getirmiştir. Bu anlayışı hazmedenler için vatan doğduğun, yaşadığın, korunduğun yer olarak da zihinde yer tutuyor.
İnsan yaşlandıkça da yurt dışında ise ülkesine, ülke içinde ise doğduğu köyüne olan hasreti her geçen gün artıyor. Yaşlanma ve vatan sevgisi, insanın ömrünün sonbaharına doğru ilerlerken ülkesi, toprak ve kültürüne olan bağlılığının daha derin, daha sakin ve köklü bir şuura, hasrete dönüşmesini ifade eder. Gençlik yıllarındaki coşkulu ve aksiyon odaklı vatanseverlik, yaşlandıkça yerini kültürel mirası koruma, gelecek nesillere rehberlik etme ve toplumsal hafızayı yaşatma arzusuna bırakıyor.
Yaşlandıkça insan geçmişini, çocukluğunu ve kimliğini daha çok sorguluyor. Bu durum, doğup büyüdüğü topraklara olan aidiyet duygusunu daha da güçlendiriyor. Vatan, sadece coğrafi bir mekân olmaktan çıkıp, ömrün tüm anılarının saklandığı güvenli bir limana dönüşüyor.
Yaşlı şahıslar, bir toplumun canlı tarihidir, hafızasıdır. Gelenekleri, dili, ahlaki değerleri ve tarihi yaşanmışlıkları genç kuşaklara aktararak vatan sevgisini teoriden uygulamaya geçiren değerlerdir. Bu yönüyle yaşlılık, vatanseverliğin "koruyucu ve aktarıcı" dönemidir sözünü, kuvvetle diyebiliriz.
Gençlikte vatan sevgisi kariyer, gelecek veya başarı gibi elemanlarla iç içe geçebilirken yaşlılıkta daha saf ve karşılıksız bir hal alıyor; Ülkenin huzuru, birliği ve esenliği, bireysel kaygıların önüne geçiyor.
İnsanlar yaşlandıkça geçmişe ve doğdukları topraklara olan özlemleri (vatan hasreti) artıyor. Yıllarca başka şehirlerde veya ülkelerde yaşayan yaşlılar, emeklilik döneminde genellikle "sıla hasreti" ile doğdukları yere dönmek istiyor. Kendi kültüründen, yurdundan ve vatanından uzakta yaşamak, yaşlılık dönemindeki yalnızlık hissini ve kronik stresleri psikolojik daha da derinleştirebiliyor.
Sosyal devlet anlayışı, yaşlı fertlerin kendi vatanlarında huzurlu, güvenli ve sağlıklı bir hayat sürmesini sağlamakla mesuldür. Yabancı ülkelerde yaşayan yaşlı göçmenler için vatan, hem fiziksel bir coğrafya hem de kaybolan kültürel bir kimlik anlamı taşıyor, diyebiliriz.
Bütün bu duyguları yaşamak her insana nasip olmuyor. Maddi kazançlar için çalışıp çırpınan bu sebeple de kendini ihmal eden fertler, kendine gelmek ve kendini yenilemek için mutlaka doğduğu yerleri ziyaret etmelidir. Gittiği okulu, hatta sınıfını, oyun oynadığı harman yerlerini, top koşturduğu alanları ve arkadaşlarını, kuzu güttüğü kırları, tüm bu eylemleri ı beraber yaptığı eş ve dostlarını ziyaret etmeli. Daha da ötesi, geçmişlerinin mezarlarını ziyaret ederek huzur bulmalıdır.
Son senelerde doğduğum köyümü birkaç günlüğüne de olsa ziyaret ediyorum. Çoğu dost ve arkadaş ya kaybolmuş, ya da hasta durumda olması insanı hüzünlendirse de, yine de kendini avutacak birkaç olay veya dostla karşılaşıyorum.
Seyahat esnasında 50 sene evvel yaşanan kötü hatıralarım ve şehirlerarası kaliteli yollarını, köylerde de suyun, gazın, elektrik ve kanalizasyonun varlığını, modern evleri görüyor, keyifleniyorum. Köyde AVM, eğlence merkezleri, kafeler vs. dışında şehirde ne varsa, köyde de aynıları var.
Önemli olan gönül gözünü açıp Ülkemin gelişmelerini görmek, idrak etmek ve kırsalda gelinen noktalara sevinmektir. Aksi nankörlüktür, eskiden olduğu gibi köyü ve köylüyü aşağılamaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.