Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Denizli’den Konya’ya
Derler ya her yokuşun bir inişi, her gidişin bir dönüşü var. Bu sefer de benim için böyle oldu ve bir hafta önce seyahat ettiğim Denizli Yatağan beldesinden, dönüşü, başka bir yoldan (Burdur-Isparta-Eğridir-Beyşehir üzerinden) yapıyorum. Maksadım eskilere göre güzergâhta ki değişimleri görmek.
Yakınımın düğünü münasebetiyle kaldığım Yatağan Beldesinde 4 günde hayli keyifli zamanlarım oldu. Sabahları horoz sesi ile uyanmanın, bölge düğün adetleri ve yemek kültürünü öğrenmenin, yeşillikler arasında sabah yürümeler ile çocukluğumdaki yaşadığım heyecanını yeniden yaşadım. Nikâh için Denizli’ye geçtiğimizde şehrin (defalarca görmüş biri olarak), ne kadar da geliştiğini müşahede ettim.
Yatağan Beldesinin birçok özelliği var. Tarihin yüklediği bir vazife olan kılıç yapma (Yatağan Palası) yanında günümüzde bıçak ve benzeri aletlerde (bıçak, çakı, tahra, balta, makas, kırklık, saban demiri) ustalıkları ve ülkem ve dünyaya verilen siparişleri ile ünlü olmasıdır. Yurtdışı seyahatlerimi gazetemde yayınlıyorum, ancak bu seyahatimi ilk yut içi seyahatim olarak yayınlayacağım.
Yaklaşık 350 km lik yol için Yatağan’dan yol alıyorum. Yeni güzergâhta ilk hedefim 10 yıl evvel de gördüğüm, ancak üzerinde siyaseten hayli dalaşma yapılan Salda Gölünün son durumunu görmek. Yolların kaliteli, yeşilliklerin arttığı Salda ya yarım saat sonra varıyorum. Geliş yolunda Gölün ilk görüldüğü tepeden bakıldığında muhteşem bir renk ve manzara karşıma çıkıyor. Yukarıdan bakıldığında düzenli yollar, bakımlı plaj ve yönlendirme levhaları ve oteller ile gölü merak eden yerli yabancı turistlerin bolluğu dikkat çekiyor. Yapılan güzel düzenlemeleri görmeden, kendini muhalefet sayarak her şeye karşı çıkan güruh neden bunu yapar anlamak zor değil. Anlaşılan onların derdi siyasi değil ülkeme yapılan her iyi şeye karşı çıkmak.
Seyir yerinden göle bakan birkaç arabanın olduğu yere arabamı park edip, göle doğru dikenler ve çalılar arasından yürüyorum. Üst taraf iyi ancak aşağısı balçık. Buna rağmen çıplak ayakla tuzlu suya giriyorum. Çamur ve su ile ıslanan pantolonum kuruyunca bembeyaz tuzlarla renkli bir hal alıyor. Yarım saat kadar kaldığım gölde turkuaz suya ve siyah toprağı seyrediyorum.
Salda çıkışı lavanta tarlaları arasından tarımı gelişmiş geniş ovalardan geçip, Burdur iline ulaşıyorum. Burdur benim hayatımda yeri olan özel bir kent. Zira 1980 de 4 aylık kısa dönem askerlik vazifemi burada yapmıştım. 80 ihtilali sonrası Kasım 1980 de askere alındık. Oldukça soğuk bir kış günüydü ve üşüyerek ve 1 hafta da hastalanarak görevimi tamamladım. Baskıcı ve sıkıcı günlerimize bir de namaz kılma yasağı gelince çok ağrımıza gitse de bulunduğum topçu taburunu yeşillendirmenin gururunu yaşadım, batarya komutanı beni çok tekdir etmişti. Buna rağmen çok iyi dostlar ve dostluklar da kazandım. Bu dostların bazıları ahirete göçse de, kalanlarla muhabbetimiz devam ediyor.
Burdur’u da hayli gelişmiş buldum. Çok miktarda lüks ve yeni binaları çevreye yayılmış durumda. Öte yandan Burdur Gölünün su rezervinin azalması can sıkıcı geldi. Açıkçası bunun bir çevre felaketine sebep olacağı herkesçe bilinmeli ve tedbirler erkenden alınmalıdır. Askerlik yaptığım 58. Topçu Tugayının önünden derin duygularla geçiyorum, durmadan Isparta istikametine yol alıyorum.
Isparta’ya kestirme dağ yolundan gül bahçeleri arasından geçerek giriyorum. Bu orta büyüklükteki şehirde bu kadar inşaatın olması garibime gitti. Demek ki ihtiyaç var ve insanımız yeni ve lüks evlerde yaşamayı istiyor. Bu da inşaat sektörünü canlı tutuyor. Burada durak yapmadan Eğridir’e geliyorum.
Eğridir de göl kenarında arabamı park ediyor, hem gölü seyretmek hem de tarihi mekânları bir daha görmek istiyorum. Öyle de yapıyor önce Hızırbey Camiinde namazımı kılıyor, merkez ve Adaya doğru kısa bir tur atıyorum. Göle bakan bir kafede çayımı yudumluyorum. Gölün bu sene yağışlarla eski canlılığını kazanması sevindirici gelse de seneye ne olur bilinmez diyerek, tedbiri elden bırakmamanın gereğini düşünüyorum. Dönüşe geçmeden bölgenin meşhur İslamköy Ekmeği ile gölün taze balıklarından satın alıp yoluma devam ediyorum. Akşam olmadan Konya’ya salimen ulaşıyorum.
Çok değil 10 sene evvel geçtiğim bu yolda ki gelişmeleri günümüzde de görmeyenlerin önce vicdan, devamında gönül, en sonunda beyin gözleri açılsın duasıyla.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.