Gençliğin ağabeyi: Bilal Erdoğan

Bazı simalar vardır; bulundukları makamlarla değil, dokundukları gönüllerle anılırlar. Bazıları da vardır ki önlerinde hazır bir yol bulunmasına rağmen kendilerine başka bir yürüyüş sahası seçerler. Gürültünün değil gayretin, siyasetin günlük tartışmalarının değil uzun vadeli bir idealin peşinde yürümeye çalışırlar. Necmeddin Bilal Erdoğan’a baktığımda benim gördüğüm fotoğraf budur.

whatsapp-image-2026-08-12-at-11-16-04.jpeg

Şüphesiz onu kamuoyunun tanımasının en önemli sebeplerinden biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olmasıdır. Fakat Bilal Erdoğan’ı yalnızca bundan ibaret görmek büyük bir haksızlık olur. Böylesine güçlü bir siyasi şahsiyetin evladı olmak, beraberinde büyük bir görünürlük getirdiği kadar ağır bir sorumluluk da getirir. Attığınız adım, söylediğiniz söz, bulunduğunuz yer daha fazla dikkat çeker. Buna rağmen bir insanı yalnızca soyadı üzerinden okumak, yıllardır içerisinde bulunduğu eğitim, kültür, gençlik ve sivil toplum çalışmalarını görmezden gelmek demektir.

Çünkü ortada başka bir hikâye daha vardır: Gençlerle aynı masaya oturmaya, onların sorularını dinlemeye ve onlara kendi medeniyetlerinin büyüklüğünü hatırlatmaya çalışan, tabiri caizse bir gençlik muştusu taşıyan ağabeylik hikâyesi… Ben Bilal Erdoğan’ın yıllardır sürdürdüğü çalışmaların merkezinde tam da bu nesil meselesinin bulunduğunu düşünüyorum.

Bir milletin geleceğini anlamak istiyorsanız gençlerine bakınız. Çünkü bugünün genci yarının öğretmeni, mühendisi, akademisyeni, sanatçısı ve devlet adamıdır. Hepsinden önemlisi yarının anne ve babaları da bugünün gençleri arasından çıkacaktır. Dolayısıyla gençlik meselesi aslında doğrudan bir memleket meselesidir. Gençliği ihmal eden bir toplum, geleceğini de tesadüflere bırakmış olur.

Bilal Erdoğan Bey’in yıllardır içerisinde bulunduğu çalışmaların önemli bir kısmında bu anlayışın izlerini görmek mümkündür. İlim Yayma Vakfı’ndan TÜGVA’ya, Okçular Vakfı’ndan geleneksel sporların ihyasına, akademik çalışmalardan gençlerle gerçekleştirilen buluşmalara kadar uzanan geniş bir saha vardır. Bütün bunların arkasında kanaatimce şu temel soru bulunmaktadır: Nasıl bir gençlik yetiştirmek istiyoruz? Kendi tarihinden utanan mı, onunla iftihar eden mi? Dünyayı yalnızca başkalarının kavramlarıyla okuyan mı, kendi medeniyetinin penceresinden de bakabilen mi? Geçmişini müzelerde seyreden mi, yoksa o mirası anlayıp geleceğe taşıyan mı?

Biz büyük bir medeniyetin çocuklarıyız. Fakat büyük bir medeniyetin mirasçısı olmak tek başına yeterli değildir. Miras ancak taşınırsa anlam kazanır. Bir zamanlar Buhara’dan İstanbul’a, Semerkant’tan Konya’ya uzanan ilim ve irfan damarının çocukları bugün kendi geçmişlerini birkaç tarih cümlesinden ibaret görüyorsa üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir meselemiz var demektir.

Bilal Erdoğan’ın geleneksel sporlar konusundaki gayretini de bu zaviyeden okumak gerektiğini düşünüyorum. Okçuluk yalnızca hedefe ok atmak değildir. At binmek yalnızca bir spor değildir. Geleneksel oyunlarımız da geçmişten kalan folklorik gösterilerden ibaret değildir. Bunların her biri bizi biz yapan kültür dünyasının parçalarıdır. Bir milletin hafızasını yalnızca kitaplar taşımaz; musikisi, mimarisi, sanatı, sporu, geleneği ve gündelik hayatı da o hafızanın parçalarıdır. Buradaki mesele geçmişe dönmek değildir. Mesele, geçmişten güç alarak geleceğe yürümektir.

Bugünün gençlerini anlamanın geçmiş dönemlere göre daha zor olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Bir gencin cebindeki telefonun içerisinde binlerce kitaplık bilgi, yüzlerce farklı hayat tarzı ve dünyanın dört bir tarafından milyonlarca insan var. Fakat bilgi çoğaldıkça hakikatin daha kolay bulunduğunu söyleyebilir miyiz? Kanaatimce hayır. Belki de gençlerin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri istikamettir.

Onlara sürekli ne yapmamaları gerektiğini söylemek yerine ne uğruna yaşamaları gerektiğini gösterebilmek gerekiyor. “Şunu yapma, buraya gitme, bunu dinleme.” demenin ötesine geçip “Gel beraber okuyalım, gel beraber düşünelim, gel beraber üretelim.” diyebilmek… Ağabeylik biraz da budur. Makamdan konuşmak kolaydır. Kürsüden nasihat etmek de kolaydır. Zor olan genç insanın dünyasına girebilmek, onunla aynı masanın etrafında oturabilmek ve sorusunu gerçekten dinleyebilmektir.

Bilal Erdoğan’ın farklı vesilelerle gençlerle bir araya gelmesini bu sebeple kıymetli buluyorum. Çünkü bir gencin hayatını bazen yüzlerce sayfalık bir kitap değil, kendisine doğru zamanda söylenen birkaç samimi cümle değiştirebilir. Gençliğe tepeden bakmadan, onunla temas kurarak yürütülen her çalışma bana göre değerlidir.

Burada üzerinde durulması gereken başka bir husus daha vardır. Güçlü bir siyasi liderin evladı olmak insana birtakım imkânlar sağlayabilir; fakat aynı zamanda yaptığınız her işin daha fazla tartışılması anlamına gelir. Böyle bir ortamda insanın daha rahat, daha görünmez ve daha şahsi bir hayat sürmeyi tercih etmesi de mümkündür. Benim dikkatimi çeken ise Bilal Erdoğan’ın kamuoyunda alışılagelmiş bir “siyasi lider çocuğu” görüntüsüyle, şımarıklığı veya gösterişiyle değil; daha ziyade vakıf, sivil toplum, eğitim, gençlik, kültür ve geleneksel spor faaliyetleriyle anılmasıdır.

İnsanın hangi ailede dünyaya geldiği kendi tercihi değildir. Fakat sahip olduğu imkânları hangi istikamette kullandığı kendi tercihidir. Kendi rahatını öncelemek yerine gençlerin meselesiyle ilgilenmek, kültürün ihyası için gayret göstermek, ilim ve eğitim çalışmalarına omuz vermek, dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslümanların meselesine kayıtsız kalmamak ve sivil toplumun içerisinde bulunmak başka bir tercihin işaretidir.

Benim nazarımda Bilal Erdoğan ismini farklı kılan taraflardan biri de budur: Ümmetin derdini kendi derdi bilmeye çalışan bir anlayışın içerisinde bulunmasıdır. Bizim medeniyetimizde ağabey kelimesi yalnızca yaşça büyük olanı tarif etmez. Ağabey bazen elinden tutandır, bazen yol gösterendir, bazen düştüğünde kaldırandır. Bazen de herkes senden ümidini kesmişken omzuna dokunup “Devam et.” diyendir.

Gençliğin bugün böyle insanlara ihtiyacı vardır. Kendisini gençlerden yukarıda görmeyen, onlarla aynı sofraya oturabilen, onların dilini anlamaya çalışan ama aynı zamanda onlara nereden geldiklerini ve nereye yürümeleri gerektiğini hatırlatan insanlara… Bu sebeple ben Bilal Erdoğan’ı değerlendirirken yalnızca Cumhurbaşkanı’nın oğlu olarak görmüyorum. Onu gençliğe, eğitime, kültüre, geleneksel sporlara ve sivil topluma ayırdığı mesai üzerinden de okumaya çalışıyorum.

Elbette her insan gibi yaptığı işler tartışılabilir, eleştirilebilir. Fakat hakkı teslim etmek de bizim medeniyetimizin bize öğrettiği bir ölçüdür. Yıllardır gençliğin içerisinde bulunan, vakıf çalışmalarına emek veren, kendi medeniyetinin değerlerini yeni nesillere aktarmak için gayret gösteren bir insana yalnızca soyadı üzerinden bakmak, ortaya konulan emeği eksik okumak olur.

Belki yıllar sonra bugünün tartışmalarının büyük bir kısmı unutulacak. Fakat yetişmesine vesile olunan bir genç, okutulan bir öğrenci, yeniden ayağa kaldırılan bir gelenek, yaşatılan bir kültür ve bir insanın gönlüne bırakılan güzel bir iz yaşamaya devam edecektir. Çünkü bazı insanlar makamlarıyla değil, geride bıraktıkları izlerle hatırlanırlar. Benim gördüğüm Bilal Erdoğan portresi de tam olarak burada anlam kazanıyor: makamın gölgesinde duran bir isimden ziyade, bir neslin derdiyle dertlenmeye çalışan bir ağabey… Ve kanaatimce bugün gençliğin böyle ağabeylere her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Köylü Arşivi

Millete adanmış bir ömür: Oktay Saral

08 Haziran 2026 Pazartesi 10:27

Son nöbet: Medine müdafaası

08 Nisan 2026 Çarşamba 17:08

Acınası muhalefet

19 Ağustos 2025 Salı 17:47

Kadim derin devlet aklı

26 Temmuz 2025 Cumartesi 00:01