Ahmet Köylü
Kadim akıldan stratejik güce: Türkiye’nin güvenlik vizyonu
Devletler yalnızca sınırlarından ibaret değildir; görünen ve görünmeyen kudretleriyle ayakta durur. Devleti devlet yapan en temel unsur, onun kadim oluşudur. Bu kadimliği diri tutan asıl mesele ise hafızası, tecrübesi, sezgisi ve en önemlisi milletinin umudu, güveni ve inancıdır. Milletinden aldığı güçle gücüne güç katan; her daim diri, her daim genç, her zaman on sekiz yaşında olan şey, kadim devlet aklıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ve onun öncesinde Osmanlı’da bu kadim akıl daima güncel, diri ve on sekiz yaşındaydı. Bugün, 21. asırda da bu kadim akıl yürüyüşüne devam etmektedir. Kadim devlet aklı; bin yıllık bir yürüyüşün, derin bir medeniyet müktesebatının ve tarihî sorumluluğun adıdır.
Kadim devlet aklı; ani reflekslerin, kısa vadeli planların ve programların değil; yılları ve asırları okuyabilen, tahayyül ve muhayyile sahibi bir iradenin ifadesidir. İmhal eder; yani süre verir ama asla ve asla ihmal etmez. Bazen de hiç beklenmeyen bir zamanda, en doğru karar mekanizmasıyla en doğru hamleyi yapmanın kudretidir.
Ülkemizin coğrafi, demografik ve sosyolojik zorlukları; tarihimizden gelen derinlik ve milletimizin omuzlarındaki sorumluluk bilinci, ülkemizi daima güçlü bir güvenlik vizyonuna sahip olmaya mecbur kılmıştır. Bugün, konjonktürel olarak coğrafyalarda güç dengeleri hızla değişmekte; mücadele artık yalnızca cephelerde değil, masa başlarında, istihbarat sahalarında, teknolojide, ekonomide, savunma sanayisinde ve algı operasyonlarında yürümektedir.
Böyle bir konjonktürde güvenlik; stratejik bakış açısı, öngörü, güçlü diplomasi, millî savunma sanayisi, siber kabiliyet, toplumsal bilinç ve doğru bilgiyle hareket edebilme meselesidir.
Bu noktada millî istihbarat bilinci, devletin her daim kadim kalmasını sağlayan; devletin gören gözü, işiten kulağı ve stratejik aklının en önemli kaidelerindendir. İstihbarat yalnızca görmek, işitmek ve bilgi toplamak değildir. Aynı zamanda veri analizi yapabilmek, bilgiyi anlamlandırabilmek, sosyolojik ve demografik tehditleri algılamak, önceden engellemek ve gerekli savunma stratejilerini oluşturabilmektir. Devletin ve milletin bekasına gelebilecek her türlü riskli planı ve saldırıyı bertaraf edebilmektir.
Bu yönüyle millî istihbarat; görünmeyen, işitilmeyen, sessiz ve izsiz bir bilincin, büyük bir sorumluluğun adıdır.
Türkiye, eskisi gibi yalnızca savunmada kalan bir vizyondan çıkmıştır. Coğrafyada ve Akdeniz’de oyun kurabilen, tehditlerin kaynağını takip eden, teknolojik kabiliyetlerini güncel tutan, devletin ve milletin menfaatlerini kararlılıkla savunan bir Türkiye gerçeği vardır. Bu gerçek, kadim aklı içinde bulunduğumuz yüzyılın şartlarıyla yeniden tahayyül edebilmenin ve yorumlayabilmenin sonucudur.
Kadim Anadolu irfanı bizlere şunu öğretmiştir: Devlet; ani hareketlerle, düşüncelerle ve fikirlerle değil; akl-ı selimle yönetilir. Telaşla değil, vakar ile hareket eder. Ayları ve yılları kurtarma hesabıyla değil; asırları kuşatacak bir sorumlulukla yönetilir.
Bu kadim anlayış, tarihte olduğu gibi bugün de coğrafyamızın ve ülkemizin en büyük gücüdür. Kadim akıl, milletin muhayyilesinde kök salmış bir bilinçtir. Stratejik güç ise bu bilincin bugünün imkânlarıyla sahaya yansımasıdır.
Türkiye, tarihinden aldığı ilhamla geleceğe yürürken; güvenlik, bağımsızlık ve millî irade çizgisinden taviz vermeden yoluna devam etmektedir.
Unutulmamalıdır ki güçlü devletler, yalnızca görünen başarılarıyla değil; sessizce kurdukları dengeyle, sabırla inşa ettikleri stratejiyle ve milletine duyduğu sadakatle tarihte yerini alır. Türkiye’nin güvenlik vizyonu da tam olarak bu hakikatin üzerine kuruludur: Kadim akıldan beslenen, stratejik güçle tahkim edilen, milletin istiklal ve istikbalini önceleyen bir duruş.
Çünkü bu topraklarda devlet aklı, yalnızca bugünü değil; yarını, nesilleri ve milletin istikbalini düşünür.
Mezarlarında isimleri dahi olmayan, can verip baş eğmeyen isimsiz yiğitlerin ruhu şad olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.