Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Sahte kahramanlar
Sahte kahramanlar
Yıllar önce yukarıda ki başlıkta, köşemde yayınladığım makalemi çok sevdiğim Mehmet Mühür Abi, bu yazının fotokopisini altına ‘tazeliğini yitirmeyen bir makale’ yazarak gönderiyor, bu sebeple de beni yeniden gerilere götürerek makalemi güncellenmesini sağlıyor.
Sene 1967 ve henüz ortaokul birinci sınıf öğrencisiyim. Siyaset, ideoloji, dava adamı, devlet ve vatan fikri pek de oturmuş değil. Köylü olduğum için geleneksel rençberlik ten; yazın tozda, kışın çamur ve soğukta yaşamaktan, öğünlerde bulgur ve un ağırlıklı yemeklerden başka bir şey bilmiyorum. Daha çok Babamın ısrarı üzerine sadece iş için üniversite okumayı ve başarmayı istiyorum. Okumayı istesem de okullar hakkında, özellikle de üniversite eğitimi hakkında hiçbir bilgim yok.
Bu arada, henüz Kayseri gibi büyük bir şehrin sihrine ve ortaokula dahi alışmaya çalışırken, Ankara’dan lisede okuyan iki yakınımız bir konferansa katılmak için evimize misafir oluyorlar ve benden iki yaş küçük akrabamla beni bu konferansa götürmek istiyorlar.
Yakın akrabam Yahya abim önceden olduğu gibi konuşması, kıyafeti ve tavrı bir tevazu insanı iken, arkadaşı Mehmet Abi elinde asası, başında fötr şapkası ile şıklığı ve düzgün ve heyecanlı konuşması ile dikkatimi çekse de o zamanalar buna bir anlam veremiyorum. Bu beyler Üstad lakaplı Necip Fazıl Kısakürek sevdalısı ve Milli Türk Talebe (MTTB) gençliği. Gideceğimiz konferansın konuşmacısı da Üstad Necip Fazıl. O zamana kadar Üstadı da bilmediğimiz gibi; gençlik hareketleri, MTTB nedir hiç bilmiyor, sağ-sol ve milliyetçilik kelimelerini de duyuyoruz ancak ne olduklarını tam anlamıyoruz. İlkokulda öğretildiği kadarıyla her şeyin sahibinin Atatürk olduğunu, omuzunda Kırıkkale tüfekleri ile köye gelen jandarmaları ve Cumhuriyetin insanın kendini idare etmesi olduğunu biliyoruz.
Abilerle beraber, Üstadı dinlemek üzere o zamanın en iyi sinema salonu olan Taş Sinemasına gidiyoruz. Zor da olsa arkalarda bir yere sıkışıyor, hınca hınç dolu salonda olacakları bekliyoruz. Sinema kültürünü az-çok bildiğimiz için sahnede üzerinde çiçekli beyaz örtü olan basit bir masa ve seyirciye dönük eski adıyla kıraathanelerde olan tahta bir iskemle (sandalye) var.
Bir süre sonra çelimsiz denecek kadar zayıf, orta boylu bir adam içlerinde Mehmet Abinin de olduğu birkaç gencin refakatinde dimdik yürüyerek sahneye geliyor. Beklenen adam gelmeden önce dahi heyecanın yüksek olduğu salonda birden bir uğultu kopuyor, çığlıklar ve sloganlar birbirine karışıyor. Adam sağa sola bakarak, tahta sandalyeye oturuyor, elini ceketinin yan cebine atarak köşeli karton muhafazalı Yenice veya Bahar markalı sigara paketinden bir sigara alıyor. Birden 10 kadar genç adam aynı anda çakmaklarını çakarak Adamın sigarasına uzatıyor, birininki ile sigara yanıyor. Adam dikkatlice etrafı süzüyor; salondakilerin tamamı göz hapsinde. Adam ellerini kaldırarak cüssesinden daha ihtişamlı sesiyle ‘Merhaba gençler’ diyerek salonda ki toplumu selamlıyor.
Konferansın konusu “Tarihimizde Sahte Kahramanlar”. “İşte Büyük Doğu gençliği” diyerek sözlerine başlayan Adam tok ve dolgun sesiyle coştukça coşuyor, koca salon yerinden oynuyor, inip-kalkıyor. Konferansta anladığım birkaç cümle, bildiğim birkaç isim duyuyorum. Abdülhamid Han, Mithat Paşa, Kızıl Sultan, Siyonizm diyor, başka şeyler de diyor. Bir ara çok iyi anladığım şu cümleyi sarf ediyor. ‘tarihimizde ki sahte kahramanları öğrenmek istiyorsanız pulların üzerinde resimlere bakınız’.
Günümüzde de sahte kahramanlar çoğaldı: Sanatta, sinemada, fikirde, zikirde, siyasette, devlette. İzler birbirine karıştı. 100 senedir ne olduğu tam belirlenemeyen bir ideolojiyi Kemalizm adı altında ülkenin kaderine hükmediyor. Kemalistler Ne Atatürkçü, ne demokrat n de Cumhuriyetçidir. Onların tek derdi iktidarı ele geçirmek, ülkenin 100 yıl önceki milli duruşunu karanlık günlere götürmek. Buna yardımcı olan ne yazık ki Müslüman ve milliyetçi kisvesi altında bazı sahtekârlar da var. Bu tamahkâr güruh avlarını önce kahraman ilan ediyor, sahtekârlığı açığa çıkınca da çeşitli bahanelerle sıyırıyorlar.
Siyasetin bu döneminde devletin ayakta kalması için daha çok dava adamına ihtiyaç var. Varsın solcu, liberal, demokrat olsun ama sahtekâr ve sahte kahraman olmasın.
Üstad Bizim kalan aziz borç asırlık zamanlardan; Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan, diyor
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.