Bir serum kadar şifalıdır vefa…

Hastane odalarını düşündünüz mü hiç! O birkaç metrekare alandan ibaret, kimi tek kimi iki yataklı odalar içerisinde şifa bekleyen hastaları…

Dakikalarca bir saniyenin akışını, saatlerce bir gecenin sabaha ulaşmasını, sabırla güneşin doğuşunu bekleyen hastaları… Haftalar, hatta aylar süren yaşam mücadelesini aklınıza getirdiniz mi hiç!

Öyle hastane odaları var ki koynunda kendisine sığınan hastalara sırdaş olmuş. Dört duvarın her birisi hasta için dört farklı ayna olmuş. Birine baktığında çocukluğunu, birine baktığında gençliğini, birine baktığı zaman ise o an içinde olduğu durumu görüyor…

Üzerinde ‘Kapı’ olan duvara baktığında ise… Görmek istediğini göremiyor. O kapının açıldığını, açılan o kapıdan içeriye bir umudun, bir vefanın, bir dostun girdiğini göremiyor!

Ha, bir de tavan değil mi? Hani şu gözlerini diktiği zaman hayatının film şeridi gibi aktığı sinema perdesi… O tavan tam bir sır örtüsü…

Her hastanın derdi farklı olabiliyor ama reçeteleri, beklentileri genelde aynı oluyor. Biraz vefa, biraz umut, az biraz da dost…

Hastalar hastane koridorlarına, ağrıya, gecelere alışıyor. Doktorların gelip gitmesine, tahlil sonuçlarını beklemeye… Aynı odada, aynı tavana bakarak günlerini geçirmeye, yalnızlığa bile alışıyor insan… Ama vefasızlığa, terk edilmişliğe, unutulmuşluğa alışamıyor.

Son yıllarını hastanelerde geçiren, günlerinin büyük bölümünü bir hasta yatağında tüketen binlerce insan var. Kimi birkaç gün, kimi birkaç hafta evinde kalabiliyor, ardından aylarca hastane odalarında yaşamaya devam ediyor. Kiminin hayatı yıllardır ev ile hastane arasında gidip geliyor.

Ve bütün bunların içinde hastanın en çok ihtiyaç duyduğu şey ise bir hap, bir iğne, bir serum değil… Bir insanın varlığı, içerisinde umut besleyen ‘Üzülme, yanındayız’ diyen birkaç cümle. Bir ziyaretçi, bir telefon, bir “Nasılsın?” sözü. Birisinin gözlerinin içine bakıp “Buradayım.” demesi yeterli olabiliyor.

İşte hastane odaları da böyle hastalar, hastalarımız ve böyle hikâyelerle dolu. Hayata tutunmaya çalışan nice hasta var. Etrafında birkaç vefalı insan dışında kimse kalmamış… Arayanı az. Soranı daha az. Yanına gelip birkaç dakika oturanı ise belki daha da az.

Hastanelerde yalnızca hastalıklarla mücadele edilmiyor. Orada özlemle, korkuyla, bekleyişle, çaresizlikle ve yalnızlıkla da mücadele ediliyor. Bir doktorun vereceği güzel haberi beklediği kadar, kapının açılıp sevdiği bir insanın içeri girmesini bekliyor. Bunun adı belki vefa. Belki merhamet. Belki sadece insanlık…

Bu yüzden hastanelerde günlerini, aylarını, hatta yıllarını geçiren hastalarımızı unutmayalım.

Onların çoğu bizden büyük sözler istemiyor. Veremeyeceğimiz sözleri hiç istemiyor. Sadece verdiğimiz sözlerin arkasında durmamızı istiyor.

Çünkü bazen bir telefon, bir ziyaret, birkaç dakikalık bir sohbet, bir hastanın bütün gününü değiştirebilir. Ve belki de biz sağlıklıyken fark etmiyoruz ama insan hastalandığında dünyanın ne kadar sessizleşebildiğini anlıyor.

Bir zamanlar etrafında onlarca insan olan birinin, günlerce kapısının açılmasını beklediği oluyor. Bir zamanlar herkesin aradığı bir insanın, şimdi telefonuna bakıp sessizce beklediği oluyor.

Bu yazı sadece bir isme, bir aileye, bir hastaya ait değil. Hastane odalarında umut bekleyen herkesin sesidir.

Ve o bekleyişin içinde insanın kendisine sorduğu tek bir soru kalıyor; “Ben gerçekten unutuldum mu?” İşte bu yazı o soruyu sessizce soran herkesin sesidir.

Sağlıklı günlerde yaşamanız duası ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Sait Öge Arşivi

Saman kokusunda saklanan çocukluklar…

27 Temmuz 2026 Pazartesi 12:42

Sultan Abla... Hani çocuğun yoktu!

13 Temmuz 2026 Pazartesi 08:51

Dervişin hayal kırıklığı

07 Temmuz 2026 Salı 09:38

Aile, ‘Getir’ tuşuyla kurulmuyor

01 Temmuz 2026 Çarşamba 08:50

Tek kişilik ordu...

18 Haziran 2026 Perşembe 09:46

Ahırlı'nın kapısından geçen tarih

07 Haziran 2026 Pazar 12:33

Gelenekleri kurban etmeyelim

19 Mayıs 2026 Salı 13:01