Ali Sait Öge
Sultan Abla... Hani çocuğun yoktu!

Ahhh Sultan abla ahhh… Gönlünü verdiğin gönülde bir karış yer bulamadın da binlerce gönlü kendine yurt edindin, yuva edindin, dost edindin evlat edindin… Birde her zaman çocuğum yok diyordun ama bak binlerce evladın varmış!
Bazı insanlar vardır, onları aileleri değil, yaşadıkları şehir sahiplenir. Yine bazı insanlar var ki kendisine yapılan her türlü vefasızlığı sinesine çeker.
Kimisi yüreğinde biriktirir çektiklerini kimisi yaşadıklarını bir rengin altına saklar.
Konya, bu hafta kendisine sığınan bir insanı, bir rengi, bir hikayeyi… Kırmızılar içerisinde bir ömür saklayan bir insanı uğurladı.
Herkes onu ‘Kırmızılı Kadın’ olarak tanıdı. Biz ise ‘Sultan Abla’ dedik.
Kırmızı elbiseleriyle, kırmızı rujuyla, kendine has yürüyüşüyle kendisine özel kırmızı dünyasıyla yıllarca bu şehrin sokaklarından geçti.
Kimi zaman merak edildi, kimi zaman konuşuldu ama en çok da sevildi. Hayatı kolay değildi.
İçinde sakladığı acıları kimse tam olarak bilemedi. Yarım kalmış umutları, incinmiş bir yüreği, yalnız geçen yılları vardı. En çok da bir özlemi... Anne olabilmek...
Onu tanıyanlar bilir, bazen kendisine omuz olana içini döker, ‘Keşke benim de bir çocuğum olsaydı.’ derdi.
Belki bu cümleyi söylerken gözlerinin önünden hiç yaşayamadığı bir ömür geçiyordu. Belki hiçbir zaman ‘anne’ diye seslenen bir ses duyamamanın sızısını taşıyordu. Ama hayatın öyle ince hesapları vardır ki, insan bazen bunu yıllar sonra anlar.
Sultan Abla'nın kendi evladı olmadı. Fakat Konya onu hiç evlatsız bırakmadı.
Yıllarca bir esnaf halini hatırını sordu. Bir başkası ihtiyacını karşıladı. Bir diğeri sofrasına davet etti. Onu gören selam verdi, dua etti, gülümsedi.
Ve son yolculuğunda...
Kağnıcılar Mezarlığı'na akan binlerce insan, aslında tek bir gerçeği haykırıyordu, ‘Sen bu şehrin Sultan Ablasıydın.’
O kalabalığa bakınca insanın içinden tek bir cümle geçiyor, Ah Sultan Abla... Sen hep ‘Bir çocuğum olsa...’ diye hasret çektin ya... Keşke bugün o kalabalığı görebilseydin. Meğer senin bir değil, binlerce evladın varmış.
Onlar seni omuzlarında değil, gönüllerinde uğurladılar.
Rabbim mekânını cennet eylesin. Ve bu şehrin insanlarından da razı olsun.
Çünkü Konya, Sultan Abla'yı sadece yaşarken sahiplenmedi, son yolculuğunda da ona gerçek bir evlat vefası gösterdi.
Bazen insanın bıraktığı en büyük miras, nüfus kâğıdına yazılan evlatları değil, gönlüne dokunduğu insanlardır. Sultan Abla'nın hikayesi de bize bunu öğretti.
Ama benim asıl merak ettiğim, Sultan ablayı bu duruma düşürenlerin şu an neler hissettikleri!
Sahi şu an nerdeler ki…
Kim bilir belki de gelmişlerdir! Belki de gördükleri sevgi ve vefa seli karşısında neleri kaybettiklerinin acısını daha doğrusu utancını yaşıyorlardır…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.