Ali Sait Öge
Cenaze evine gitmenin adabı...
Türk-İslam toplumunda mazisi çok uzun yıllar öncesine dayanan çok güzel bir gelenk vardı hatırlar mısınız?
Özellikle Osmanlı dönemi ve öncesinde mahalle kültürü içinde güçlü şekilde yaşatılan! Hatta en önemlisi Peygamberimiz Hz. Muhammed ‘SAV) in bir cenaze evine yemek yapılmasını tavsiye ettiğine dair rivayetlerden bile bahsedildiği.
Bu gelenek Anadolu’da zamanla, ‘Komşuluk görevi’ haline gelmişti. Peki, günümüzde bu geleneğe ne olduğunu bilen var mı?
Mahallede cenaze olduğu zaman komşunun evinde televizyon sesinin kısıldığı, müzik, yüksek sesle konuşma, gülüşme veya benzeri bir gürültünün yapılmasının ayıp sayıldığı. Cenaze sahiplerinin her türlü ihtiyacına koşarak gidildiği güzellikler nerede acaba gören var mı?
Güzel ilçemiz Ahırlı’da bu güzel gelenek yıllar önce aynı şekilde yaşatılıyordu. Bir cenaze olduğu zaman, yakın akrabamız olmasına gerek yok, komşumuzun bir yakının hayatını kaybetmesi de herkes için aynı acı idi. Cenaze evinde tek bir şey yaşanırdı ACI…
Cenaze evinde ne telaş olurdu ne yemek hazırlama kaygısı. Çünkü eskilerimiz şunu çok iyi bilirdi, cenaze sahibi mutfağa girmez, komşular ne yapacaklarını çok iyi bilirdi. Tüm mahalle sakinleri sessizce görevini yapar, bir kap yemek bırakır, fazla oyalanmadan çekilirdi. Ve kimse o eve karnını doyurmaya gitmezdi.
Ama bugün bazı değerler yok oldu bir şeyler değişmeye başladı. Daha cenazenin toprağının kokusu kurumamışken, daha evin içinde acının ağırlığı dururken, cenaze sahipleri bir de ‘Misafir ağırlama’ telaşına düşmeye başladı.
Cenaze cemaatle mezarlığa giderken cenaze sahiplerinden genç olanlar ise soluğu fırında alıp etli ekmek yaptırmak için koşuşturmaya başladı. Cemaat eve gelmeden sanki bir görevmiş (!) gibi o etli ekmek paketleri ve ayran hazır olmak zorunda idi!
Oysa bu, bizim geleneğimiz değildi. Bizim geleneğimiz acı sahibinin yükünü almaktı, ona yük olmak değil.
Cenaze evi bir sofra yeri değildir. Bir ağırlama yeri hiç değildir. Oraya giden insan şunu bilerek gitmelidir, ‘Ben yemek yemeye değil, bir insanın acısına ortak olmaya gidiyorum’
Bir başsağlığı, bir dua, okunan bir Fatiha, dilenen bir sabır… Hepsi bu kadar! Ne uzun oturmaya gerek var, ne sofraya bakmaya. Çünkü o evde sofraya değil, insanların yüreğine bakılmalı.
Ahırlı’nın eski insanları bunu iyi bilirdi. Kapıyı çalarken usulünce çalar, içeri girerken sessiz girer, çıkarken de iz bırakmadan çıkardı. Ve cenaze sahibi sadece acısını yaşardı.
Bugün belki yeniden hatırlamamız gereken şey tam da bu! Cenaze sahibini bu işlerle uğraştırmamak cenaze evini bir misafirlik yerine çevirmemek ve en önemlisi, acıyı, olması gerektiği yerde bırakmak!
Hiç aklımıza geliyor mu? Ahırlı’da bu imkanı bulmak çok zor. Cenaze sahipleri ne yapıyor? İki ayağını bir pabuca sokarcasına koşa koşa ya Bozkır’a ya Yalıhüyük’e gidip o meşhur etli ekmeği yaptırmaya gidiyor.
Yanılmıyorsam birkaç yıl önce Aksaray’da yerel yetkililer ve özellikle Aksaray Müftülüğü tarafından yapılan açıklamalarda, cenaze evlerinde yemek verilmesinin uygun olmadığı vurgulanmış ve bu yönde fiili bir yasak caydırıcı karar uygulanmaya başlanmıştı.
Gerekçe olarak ise cenaze sahiplerinin yük altına girmesi, acı içindeyken bir de yemek telaşı yaşamaları en önemlisi ise gelen misafirlerin bazen farkında olmadan bu yükü artırması.
Gelin bizde Ahırlı olarak unutulup giden bu geleneği yeniden yaşamak için bir adım atalım. Tek bir komşu olmasa da birkaç komşu bir araya gelip üzerimize düşeni yapalım. En azından birkaç gün bu geleneği devam ettirelim.
Bırakalım insanlar gelen gidenin etli ekmek telaşını düşünmeden acılarını yaşasınlar.
Sonrası zaten kendiliğinden hallolur gider… Ne dersiniz?
Ha şunu da es geçmemek lazım, cenazeden sonra o etli ekmeği yemek için cenaze evine giden de var… O etli ekmeği yememek için gitmeyen de!
Bu vesile ile bir kez daha bu gün son yolculuğuna uğurladığımız, Dudu Altuner yengemize bir kez daha Cenabı Haktan rahmet ailesi, yakınları ve tüm sevenlerine sabırlar dilerim.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.