Bazen bir kasabanın tarihini anlatmak için kitaplara, arşivlere, rakamlara ihtiyaç duyulmaz. Bazen tek bir ses yeter…
Bazen bir çekiç sesi tüm maziyi anlatıverir… Bir zamanlar Ahırlı’da o ses eksik olmazdı. Sabahın erken saatlerinden akşamın serinliğine kadar çarşıyı dolduran o ritim, sadece demirin değil, hayatın da şekil alışını anlatırdı. Kimi zaman saban olurdu o demir, kimi zaman orak… Kimi zaman bir nal olur, bir hayvanın yolunu kolaylaştırırdı.
O günlerde demircilik bir meslek değildi sadece. Bir hayat biçimiydi. Bir alın teriydi. Bir duaydı… Bugün o seslerin büyük kısmı sustu.
Ama tamamen değil… Çünkü hala bir ocak yanıyor. Ve o ocağın başında, 45 yıldır elindeki çekici hiç bırakmayan bir usta duruyor, Atıf Candan. Onun hikâyesi sadece bir mesleğin değil, bir emaneti taşımanın da hikâyesi. Bir ocağın küllenmemesi için verilen sessiz bir mücadelenin hikâyesi…
Allah rahmet eylesin… Dedesinin babası Nebi Usta’dan dedesi Ali Usta’ya… Babası Hüseyin Usta’dan günümüze kadar kalan bir mirasın en son ve tek emanetçisi.
O ustalar ki, demiri işlerken aslında insan yetiştirdiler. Bir mesleği öğretmekten öte, sabrı, dürüstlüğü, helali öğrettiler. Bugün Atıf Usta’nın elindeki her çekiç darbesinde biraz dedesinin nefesi, biraz babasının duası vardır.
O yüzden onun yaptığı iş sadece demircilik değildir. Bir vefa borcudur. Bir zamanlar 40’ı aşkın demircinin olduğu bir çarşıdan bugün tek bir ustaya düşmek… Bu sadece bir mesleğin azalması değil, bir kültürün yavaş yavaş çekilişidir.
Eskiden ihtiyaç vardı, şimdi alternatif var. Eskiden emek vardı, şimdi hız var. Eskiden ustalık vardı, şimdi tüketim…
Ama ne olursa olsun, el emeğinin yerini hiçbir şey tam olarak dolduramıyor. Atıf Usta’nın yaptığı her alet, geçmişten bugüne uzanan bir köprü gibi… Kimi zaman bir Kayı baltasıyla tarihi yeniden canlandırıyor, kimi zaman satır, nacak, teber ya da bir satır bir zırh işleyerek bugünün ihtiyacına cevap veriyor.
Yani o sadece geçmişe bağlı kalmıyor, geçmişi bugüne taşıyor. Ve belki de en kıymetlisi bu… Çünkü mesele sadece bir mesleği yaşamak değil, onu ayakta tutmak.
Bugün Ahırlı’da bir dükkânın kapısı sabah erkenden açılıyorsa, içeride bir ocak yanıyorsa…
Ve bir usta benden sonra kimse kalmayacak demesine rağmen çekici elinden bırakmıyorsa… Orada hâlâ umut var demektir.
O çekiç sesi artık eskisi kadar gür değil belki… Ama daha derin. Daha anlamlı. Ve her vuruşta sanki şu söz yankılanıyor, “Bizden sonrakiler duymasalar da, biz bu emaneti yere düşürmedik…”
İşte Atıf Usta’nın başarısı tam da burada saklı. Ne kazandığında… Ne ürettiğinde…
Ama vazgeçmediğinde. Allah ona sağlık versin… Geçmiş ustalarımızın mekânı cennet olsun…
Ve o çekiç sesi… Hiç olmazsa bir süre daha, Ahırlı’da yankılanmaya devam etsin…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.