Ben mesleğimi özledim…

Matbaadan Haber Servisi’ne, daktilodan tablete, motosikletten internet hızına ve meslek serüveninin kitaplaşmasına uzanan bir meslek hikayesi vardı. Bir zamanlar ‘Gazetecilik’ vardı… Bir yaşanmışlık vardı ve ben tüm o gerçek gazeteciliği ve yaşanmışlıkları özledim.

***

Gazetecilik bazıları için bir meslek değildir. Bir yoldur. Ve o yol herkes için aynı yerden başlamaz. Kimi bu mesleğe bilgisayar başında ‘dosya aç’ diyerek girer, kimi sosyal medya şifresi alarak…

Ama bazıları vardır ki gazeteciliğe matbaada başlar. Mürekkep kokusuyla, kurşun harflerle, ‘Bu baskı yetişir mi?’ telaşıyla. Kırımcılıkla başlayan bu yol, insana önce insan olmayı öğretir sonra sabrı. Sonra susmayı öğretir sonra gazeteci olmayı Sonra da konuşmanın ne zaman kıymetli olduğunu!

Derken muhabirlik gelir. Öyle masa başı falan değil… Polis atlatan muhabirlik! Günün 24 saati hastane önlerinde polis merkezlerinin çevresinde dönen, telsiz sesleriyle yaşayan,

‘Bir olay var’ denildi mi ceketi kaptığı gibi fırlayan türden. Bir de motosiklet vardır bu hikâyede. Yağmur çamur dinlemez. Hatta bazen gazeteden önce olay yerine varır, ‘Haberi kim aldı?’ sorusu sorulmadan haberi almış olurdu.

****

Navigasyon yok, Google yok… Ama şehir ezbere bilinirdi. Gazetecilik böyleydi işte.

Koşarak yapılırdı. Terleyerek yazılırdı. Ve eve gidince, ‘Bugün de sağ salim döndük’ diye şükredilirdi. Zamanla muhabirlikten masaya, masadan sorumluluğa, oradan haber müdürlüğüne uzanan bir yol olur bu. Ama unvan büyüse de, haber karşısında herkes yine aynı ciddiyette dururdu. Çünkü gazetecilik koltukla değil, omuzla taşınırdı. O yıllar…

***

Siyah-beyazdı fotoğraflar ama meseleler renkliydi. Daktilo sesi vardı haber merkezinde, öyle ‘klik’ değil, tak tak tak… Hata yapınca kağıdı çekip yeniden yazardın. Geri tuşu yoktu ama vicdan vardı. Basın toplantılarında kalemi parmaklarının arasında çevirip, herkes ‘bitse de gitsek’ derken, o meşhur soruyu soran muhabirler vardı. Salonda bir sessizlik olurdu. Sonra herkes o sorunun peşinden giderdi.

***

Yeni muhabir, ustasının yanında sigara içmezdi mesela. Şimdi gençler usta yanında filtre açıyor. Zaman değişti, evet… Ama hız arttıkça derinlik biraz kayboldu. Kağıt gazetecilik televizyona yenildi dediler, televizyon internete… Daktilolar tabletlere, fotoğraf makineleri cep telefonlarına… Şimdi herkes gazeteci, ama haber biraz yetim! Bir zamanlar binlerce gencin girmek için can attığı bu meslek, şimdi, ‘başka iş bulabilir miyim?’ sorusunun cevabı oldu.

***

Gazeteci var belki… Ama gazete çoğu zaman ekranda kaydırılan bir başlık! Ve o eski kalemler… Yavaş yavaş kenara çekildi. Kimi susarak, kimi gülümseyerek, kimi ‘biz bunu böyle yapmazdık’ diyerek. Şimdi o günler, yılın belli zamanlarında, belli ekranlarda anlatılıyor. Biraz efsane, biraz hatıra, biraz da ‘biz neler gördük’ tonu. Ama bu bir nostalji değil. Bu bir özlem! Matbaa kokusuna, daktilo sesine, motosikletle gidilen gece haberlerine, “Bu haberi atlamayalım” telaşına… Kısacası… Ben teknolojiyi değil, gazeteciliği özledim.

***

Çünkü bazı insanlar gazetecilik yapmayı bıraksa da, gazeteci olmayı bırakamaz. Ve bazı meslekler vardır… Emekli olunmaz. Sadece anılarda nöbet tutulur.

Halen hayatta olan ve zor şartlar altında olsa da bu mesleği devam ettirme gayreti içerisinde olan tüm arkadaşlarıma uzun hayırlı ömür diler, bu meslek uğruna yıllarını veren ancak aramızdan ayrıldıktan sonra unutulup giden meslektaşlarıma rahmet dilerim.

Ha bu arada unutuyordum gerçekten kaldı mı ki? Eğer köşede bucakta azcık kaldıysa tüm çalışan meslektaşlarımın, '10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ kutlu olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Sait Öge Arşivi

Eski dostları görmek güzeldi…

07 Ocak 2026 Çarşamba 12:14

İsimsiz kahramanlar…

18 Kasım 2025 Salı 14:17

AHIRLI’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR…

11 Kasım 2025 Salı 09:29