Sadık Büyüksakarya
Kâmil olsaydınız ârif gibi kelam keserdim
Sükutun heybetini ucuz söz ile bozmaya hiç niyetim yok.
Hele ki sözün muhatabı ucuz insanlar olunca söz yitik mal muamelesi görüyor.
Bundan mütevellit ihtimam göstermem icap edecek… (Yoksa ağlayıp, dövünüp inciniyorlar)
Belli bir yaşa ve olgunluğa gelip de yaşının ve kalıbının adamı olamayan mahluklara karşı ne desem ve nasıl bir fiiliyatta bulunsam bilemiyorum vallahi.
Asalak gibi birilerinin sırtından geçinip el etek öpmek yaşam felsefeleri olunca söz de eylem de tesir etmiyor.
Münferit olarak varlık gösteremeyeceklerini bildiklerinden birilerinin gölgesinde serinlemek hoşlarına gidiyor zannımca.
Şöyle bir durup düşünüyorum ve hak veriyorum aslında.
Çapsız, kalitesiz ve omurgasız insanların başka alternatifi mi var ki öyle davranmasınlar?
Şimdiye kadar yedikleri hazır sermayeler onları hazır zade yapmış.
Ve bu hazır zadelik hoşlarına gidince hayatlarının her alanına bezemek istemişler.
Hiç kimse de ‘Dur bakalım bu gidişat nereye?!’ dememiş.
Bunlarda şeytanın atına binip dört nala oradan oraya savrulup durmuş.
Mevzu bahis savruluşun en acınası yanı da kendilerini mütemadiyen helal dairede sanmaları.
‘Dininizi iyi öğrenin yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz’ fehvasına öylesine kulak kabartmaları.
Derler ya hani herkes bulunduğu ortamın ortalamasıdır diye.
Ortamları bozuk olunca ortalamadan da bir b*k çıkmıyor.
Elde var vasatlık yani.
Şimdi diyeceksiniz her koyun kendi bacağından asılır. Fazla söz söyleyip kendini tüketme.
O iş öyle olmuyor işte.
Buyurunuz:
‘Behlül Dânâ Hazretleri’nin, halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, bir gün Hârûn Reşîd’e gidip;
“Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır” gibi sözlerle şikâyet ettiler…
Bunun üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dânâ’yı çağırtıp, halkın isteğini bildirdi. Behlül Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı…
Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyordu. Kokudan rahatsız olan aynı kişiler Hârûn Reşîd’e gidip, durumu anlattılar. Behlül Dânâ’yı çağırtıp, sorduğunda;
Bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar. Ben bir şey yapmadım, her koyunun kendi bacağından asıldığını onlara gösterdim, diye cevap verdi…
Harun Reşîd bu sözleri işitince, ibret alıp çok ağladı.’
İçinde bulunduğumuz dönemin Behlül Dânâ’sı da Harun Reşîd’i de belki iki elin parmak sayısını geçmez.
Akıl edip görebilecek ve gördüklerini feraset süzgecinden geçirecek, akabinde de filtreli bir vaziyette uygulama makamına olması gerekeni münasip eyleyecek.
Bu silsile yaşanınca ne de çok seviniyoruz öyle değil mi?
Halbuki öğün gibi yaşanması gereken bir silsile.
Makam, mevki, şahsiyet, variyet, mal sahibi ve mülk sahibi fark etmeksizin herkese uyacak ve herkesin uyması gerektiği nadide ve kıymetli çerçeve.
Belki de birçok şeyin sebebi birilerini ağa, paşa, dayı ve amca belleyip, iyi olarak önümüze düşecek her şeyin sözde öznelerden gelmesine kendimizi inandırmamızdan kaynaklı olmasıdır?
Güzel ve hayırlı olan her şeyin sadece ve sadece Allah’tan gelecek olduğunu bile isteye(haşa) veyahut da bilmeden ıskalama âvamlığını gösterme acizliğimizden sebeptir?
Bu ihtimalleri üst üste toplayıp daha derin çıktılar elde edebiliriz.
Lakin söylediklerimiz bizi anlama ihtimali olanların kapasitesi kadardır.
Bunların idrak ve kavrama albenileri menfaat ve çöreklenmeye dayalıdır.
Mevzu bahis kişileri bilenler bilir. (Emekliler Kulübü Başkanı ve saz arkadaşlarından bahsediyorum)
Bu yazıyı okuyanlar belki de mütevazı bir yazı yazdığımı bile düşünebilirler.
Şimdilik mütevazı ve asgari seviyede yazılar kaleme alacağım.
Vakti gelince de hiç beklemedikleri anda, çok farklı şekillerde arsızlıklarını yüzlerine vuracağım.
Ez cümle; yayda gerilen ok misali şimdilik muhkemce gerilelim.
Zamanı gelince yaydan fırlayıp hedefi ‘12’ den vuracağız inşaAllah.
Selâmetle…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.