Abdurrahman Hakan Pakiş
Gurbetin ortasında yakınlığı bulmak
Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
İnsanın hayatı bir yolculuktur; bazen mekân değiştirir, bazen hâl değiştirir, bazen de kalbinin yönünü değiştirir. Nice yolculuk vardır ki insanı dağların ardına, şehirlerin ötesine götürür; nice yolculuk vardır ki insanın içindeki derinliklere kapı aralar. Tasavvuf ehlinin seyahatleri de sadece coğrafya değiştirme değil, kalbin yüklerinden arınma, Hakk’a daha temiz ve açık bir gönülle yönelme gayretidir. Zünnûn-ı Mısrî hazretleri de [kuddise sırruhû] böyleydi. Yollara düşer, gördüğü her insanın hâlinden bir ibret, her karşılaşmadan bir hikmet devşirirdi.
Huzursuz Bir Gencin Sessiz Feryadı
Zünnûn Mısrî hazretleri [kuddise sırruhû] bir sefer sırasında yüzünde derin bir kaygı taşıyan bir genç görür. Genç hem yorgun hem düşünceli, hem uzak hem yakın görünmektedir. Onun bu tuhaf hâli Zünnûn hazretlerinin dikkatini çeker ve sorar:
“Ey garip! Nerelisin?”
Cevap dehşete düşürücüydü:
“Allah ile ünsiyeti olan kimse garip olur mu?!”
Bu söz görünüşte kısa, ama mânâca koskoca bir âlemdir. Çünkü bir kimse Allah ile yakınlık içinde yaşıyorsa, dünyanın herhangi bir köşesinde kendini ne yalnız hisseder ne garip… Kalbi Yaradan’a bağlı olan için her yer öz vatan, her mekân sığınaktır. Neyse hikâyeye devam edelim.
Genç böyle söyleyince Zünnûn-ı Mısrî hazretlerinin kalbi birden titrer. Sanki uzun zamandır aradığı bir gerçeği o anda duymuş gibi olur. Rivayete göre öyle bir hâl yaşar ki yüksek sesle bağırır ve bayılarak düşer.
Bu bayılış, sıradan bir fenalık değildir. Bu, kalbe bir hakikatin ok gibi saplanmasıdır. İnsan bazen bir söz duyar, bir bakış görür, bir hâle şahit olur ve yıllardır aradığı derinliği bir anda bulur.
Ayıldığında genç ona sorar:
“Neyin var?”
Zünnûn ise şöyle der:
“Acı, ilaca uygun geldi. Aradığımı buldum!
Gariplik Nedir, Ünsiyet Nedir?
Gariplik, insanın Rabbinden uzak düştüğü andadır. Asıl gurbet; kalbin kararması, ruhun yönünü kaybetmesi, insanın içindeki boşluğu dolduracak şeyi dünya metaında aramasıdır.
Ünsiyet ise kalbin Allah ile dostluk kurmasıdır. Kişi zikre daldığında, secdeye eğildiğinde, içindeki kargaşa dinip de Rabbine sığındığında bir huzur dolar içine. O huzur ne yalnızlık bırakır ne ayrılık… Çünkü insan en büyük yakınlığı, yaratılmışlardan değil Yaradan’dan alır.
Kalbin Derdi, Kalbin İlacı
Hepimizin bir derdi vardır. Kimi dünya yüklerinden, kimi geçim sıkıntısından, kimi kırgınlıklardan, kimi de ne olduğunu bilmediği iç sıkıntılarından yakınır. Fakat çoğu zaman bu dertlerin kökünde kalbin susuzluğu yatar.
İnsan Allah’tan [celle celâlühû] uzak kaldıkça kalbi kurur; velilerin, âriflerin sohbeti işte bu yüzden ruha ilaç gibidir. Onların bir sözü, bir bakışı, bir nasihatı kalbe derman olur. Çünkü onlar gönülden süzüleni aktarır.
Derdin Devâsı
Bazen insanın omuzuna dertler birikir. Yol daralır, sıkıntı artar, kalp karışır. Ama kişi dönüp Rabbine yöneldiğinde, içini döktüğünde, dua ettiğinde, secdeye kapandığında bir ferahlık dolar içine. Çünkü O:
﴿وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ﴾.
“Biz (onun her hâlini bilmekle) ona (manen) şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16) buyurur.
Mühim olan bizim O’na yakın olmamızdır. Yakınlık, çok ibadet yapmak değil; ibadetin içinde samimiyeti, ihlası bulmaktır. Yakınlık, kalbin yönünü doğruya çevirmektir. Yakınlık, her an “O benimle” şuurunda bulunmaktır.
Gönlün Yolculuğu Hiç Bitmez
Her birimiz bir yolcuyuz. Yolumuz uzun, yükümüz farklı, imtihanlarımız çeşitli… Fakat nefes aldıkça kalbimizin içinde bir çağrı var:
“O’na [celle celâlühû] yönel!.”
Dünyanın gürültüsü arasında bazen bu çağrıyı duyamayız. Fakat bir söz, bir hâl, bir an gelir; gönlümüze dokunur. O anda anlarız ki en büyük ilaç, en derin şifa, en gerçek huzur:
“Allah ile olan ünsiyettedir.”
Rabbimiz yakınlığından ayırmasın, kalplerimizi O’na ünsiyetle doldursun.
Hikaye için bkz. Molla Abdurrahman Câmî, Nefehâtü’l-Üns min Hadarâti’l-Kuds, 1-2, (Thk. Muhammed Edîb el-Câdir), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424/2003, 1/49.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.