Abdurrahman Hakan Pakiş
Hayatımızı küllendiren seçimler
Bismillah. Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
“Harman”, sadece tarladaki ekinin toplandığı yer değildir. Bilakis harman; bir yıllık alın terinin, uykusuz gecelerin ve sabırla beklenen umutların toplandığı hesap yeridir. Eskiler bilir ki; harman vakti geldiğinde artık söz biter, icraat konuşur.
Aslında hepimiz, her gün kendi ömür tarlamıza bir şeyler ekiyoruz. Gençliğimizde attığımız her adım, söylediğimiz her söz birer tohumdur. Mevsimler döner, yıllar geçer ve bir gün gelir, herkes kendi ektiğinin harmanını toplamaya başlar. İşte o gün, elimizde kalan ya koca bir berekettir ya da rüzgârın savurduğu koca bir hiç.
Ne Ekersek Onu Biçeriz
Hayat bir tarla ise, seçimlerimiz de o tarlaya attığımız tohumlardır. Bugün yaptığımız her yanlış hareket, beynimizde ve ruhumuzda bir alışkanlık oluşturur. Sürekli öfke eken birinin huzur biçmesi mümkün değildir. Yalan tohumu ekenin harmanında dürüstlük beklenemez.
Bir insan düşünün; ömrü boyunca başkasına zarar vermiş, haksızlık etmiş, tembellik yapmış... Bu kişi, kendi elleriyle kendi geleceğini yakıyor demektir. Hayatını kötülükle geçiren insan, harmanını ateşe veren adam gibidir.
Kendi Harmanını Yakan Serkeş Adam
Sadi-i Şirâzî’nin ölümsüz eseri Bostan’da şöyle ibretli bir hikâye anlatılır:
Adamın biri bütün yaz boyunca güneşin sıcağına, toprağın tozuna katlanarak çalışmış ve sonunda bereketli harmanını yığmış. Hasadının büyüklüğüne bakıp gururlanarak kendi kendine, “Tamam, bu kışı kurtardım, artık rahat edebilirim” demiş.
Ancak o gece, büyük bir gafletin pençesine düşmüş. Belki kutlama arzusuyla, belki de bir anlık düşüncesizlikle harmanının hemen dibinde ateş yakmış. Gecenin rüzgârıyla o ateşten sıçrayan tek bir kıvılcım, adamın bir yıllık alın terini, umutlarını ve emeğini dakikalar içinde kül eylemiş.
Ertesi sabah uyandığında elinde koca bir harman değil, sadece kapkara bir kül yığını kalmış. O koca harmanın sahibi olan adam, şimdi karnını doyurabilmek için başkalarının tarlasında yere dökülen üç beş başak tanesini toplamak üzere eğilmek zorunda kalmış.
Bu adamın hali ne kadar acı değil mi? Koca bir harmanı varken, şimdi başkalarının tarlasında dökülen kırıntılara muhtaç kalmış. İşte hayat da böyledir. Bir anlık öfke, bir anlık hırs veya bir anlık düşüncesizlik; yıllarca biriktirdiğimiz itibarımızı, dostluklarımızı ve huzurumuzu bir gecede kül edebilir. Harman yaktıktan sonra başak toplamak, insana en büyük eziyettir.
Geleceğimizi Nasıl Korumalıyız?
Geleceğimizi korumak ve bir anlık yanlış tercihlerle hayatımızı küle çeviren o yıkıcı seçimlerden uzak durmak için dürüstlüğü en büyük sığınağımız yapmalıyız. Vicdanımızın sesini her daim canlı tutarak helal lokmanın peşinden gitmek ve kimsenin ahını almadan, varoluş gayemizi unutmadan yaşamak bizi gafletin yakıcı kıvılcımlarından korur.
Bununla birlikte adaleti sadece başkalarına karşı bir borç değil, kendi emeğimize ve vaktimize karşı bir sadakat olarak görmeliyiz. Kendimize karşı adaletli davranıp zamanımızı ve birikimimizi heba etmediğimizde, aslında kendi ellerimizle inşa ettiğimiz o kıymetli harmanı da muhafaza etmiş oluruz. Ancak bu şekilde, sonradan büyük bir pişmanlıkla başak kırıntıları toplamak zorunda kalmayacağımız, sağlam ve huzurlu bir gelecek inşa edebiliriz. Akıllı insan, başkasının düştüğü hatadan ders alan kişidir. O sarhoş adamın durumuna düşmemek için daha vakit varken elimizdeki ateşlere dikkat etmeliyiz.
Seçim Bizim, Harman Bizim
Hayat bir döngüden ibaret: Ekeriz, büyütürüz ve vakti gelince hasat ederiz. O harman yerindeki buğday yığını ne kadar kıymetliyse, bir ömrün birikimi olan “iyi insan olma” vasfı da o kadar kıymetlidir.
Seçimlerimizle hayatımızı küllendirmeyelim. Yarın mahcup olmamak, o utançla başımızı önümüze eğmemek için bugünden doğru tohumlar ekelim. Unutmayalım ki hasat mevsimi geldiğinde, herkes kendi harmanının başında tek başına duracak. O gün harmanımızdan duman mı çıkacak yoksa bereket mi saçılacak; bu tamamen bugün yaptığımız seçimlere bağlıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.