Yusuf Alpaslan Özdemir
Dergi okul olunca edebiyat büyür
Edebiyat dergileri, yalnızca yayıncılık meselesi sayılmamalıdır. Doğru tavır, bir kültürün nasıl kurulduğunu anlamaya çalışmaktır. Edebiyatımızın gelişim çizgisi dikkatle incelendiğinde ilginç bir gerçek ortaya çıkacaktır. O da şudur ki, büyük yazarların önemli bölümü kitaplarla değil dergilerle görünür hâle gelir. Romanlar, hikâyeler, şiirler önce dergi sayfalarında doğar. Bu yüzden dergiler uzun süre ‘edebiyatın okulu’ olarak görülmüştür.
Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan Servet-i Fünûn bunun ilk büyük örneklerindendir. Servet-i Fünûn kısa sürede yalnızca yayın alanı olmaktan çıkar, bir edebî iklim kurar. Tevfik Fikret, Halit Ziya, Cenap Şahabettin gibi isimler bu dergi çevresinde yazarken bir üslûp ortaklığı doğar. Tartışmalar yapılır. Yazılar konuşulur. Dergi bir tür atölye işlevi görür. Yazarlar birbirlerinin metinlerini okur, etkilenir, karşı çıkar, yeniden dener. Böyle ortamlarda edebiyat şekillenir.
Cumhuriyet döneminde bu durum devam eder. 1933’te yayımlanmaya başlayan Varlık dergisi adeta bir kültür sahası kurar. Orhan Veli’den Sait Faik’e, Melih Cevdet’ten Oktay Rifat’a kadar birçok isim bu sayfalarda görünür.
Dergi, yazarlığı hevesli bireyi okurla tanıştırır. Metni dolaşıma sokar. Tartışma başlatır. O tartışmaların içinden yeni bir edebiyat doğar. Dergi bu yüzden okul sayılır.
Okul kelimesiyle mecaz yaptığımı sanmayınız. Gerçek bir işlevden bahsediyorum, uzun süre bir tür edebiyat laboratuvarı gibi çalışan...
Genç yazar, yazısını gönderir. Editör metni reddeder, neden reddettiğini anlatır. Metin yeniden yazılır. Bazen aylarca beklenir. Bu süreç sabrı, dilin kıymetini öğretir. Birçok yazar bu süreçten geçerek olgunlaşmıştır.
Dergilerin eğitici gücü yalnızca editörlükle sınırlı kalmaz. Asıl belirleyici unsur eleştiri kültürüdür. Eskiden dergiler arasında canlı bir tartışma ortamı vardı. Bir şiir yayımlanır, başka bir dergi o şiir üzerine değerlendirme yayımlar. Yahut da bir hikâye sert biçimde eleştirilirdi. Cevap gelir. Yeni bir tartışma doğar. Bu iklim yazarı diri tutmaz olur mu?
Yazarlık biraz da direnç işidir. Metnin savunulması, zayıf yönlerinin görülmesi gerekir.
Edebiyatımızda pek çok kuşak bu türden dergi ortamlarında yetişti. Yedi Meşale hareketi dergi sayfalarında görünür olur. Garip akımı bir dergi ve birkaç kitap çevresinde büyür. İkinci Yeni şiiri önce dergilerde dolaşıma girer. Dergi burada yayın mekânı olduğu kadar düşünce alanıdır da.
Bugün bunlar büyük oranda geçmişte kaldı, özlemle hatırlanacak güzel anlar olarak hatırlanacak...
Bugün çok sayıda edebiyat dergisi yayımlanıyor. Büyük şehirlerde de, taşrada da dergiler çıkıyor. Üniversite çevrelerinde çıkan dergiler var. Bağımsız girişimlerle yayımlanan dergiler var. Sayısal açıdan bakıldığında dergi kültürünü tedavülden kalkmış sayamayız, hatta bazı dönemlere göre daha geniş bir görünüm sözkonusudur
Gel gelelim, birçok dergi artık okul işlevi kurmakta zorlanmaktadır bugün.
En belirgin eksiklik editörlük alanında görülür. Eskinin titiz editörlerini ara ki bulasın. Yazıların üzerinde çalışan, yazarı zorlayan, yanlışları gösteren editör sayısı o kadar az ki artık. Oysa editör metnin bekçisi, derginin estetik ölçüsünü belirleyen kişidir.Heyhat!
Eleştiri kültürünün zayıflaması bir başka sorundur bugünlerde. Günümüz dergilerinde eleştiri yazıları az, eleştiri yazısı yazan kalemlerse daha da azdır. Çoğu dergi tanıtım yazılarıyla, övgünâmelerle doludur. Yeni çıkan kitaplar anlatılır. Yazara saygılı bir dil kurulur. Bu yazılar okuru bilgilendirir. Fakat eleştiri bu mudur, böyle mi olmalıdır sadece? Esaslı eleştiri başka bir şeydir; eleştiri, metnin güçlü ve zayıf yanlarını açığa çıkaran, tartışma doğuran, yazarın gelişmesini sağlayandır.
Doğal olarak eleştiri zayıflayınca dergilerin eğitim gücü de zayıflamıştır. Yazı dergide çıktıktan sonra sessizlik gelir. Metnin nereye gittiği, neyi başardığı, nerede eksik kaldığı konuşulmaz. Netice yazar böyle bir ortamda gelişmekte zorlanır.
Çevre meselesini de anmak icap eder. Edebiyat çevresi her dönemde vardı. Bu doğal bir durumdur. İnsanlar birlikte düşünür. Bir dergi etrafında toplanır. Aynı estetikten etkilenir. Bu durum tek başına sorun sayılmaz. Sorun çevrenin eleştirinin yerine geçmesidir.
Bir dergide yalnızca birbirini tanıyan isimler yazıyorsa, metinler dostluk ilişkileri içinde dolaşıyorsa, derginin yavaş yavaş kapalı bir alana dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır Yeni yazarlar bu alana girmekte zorlanırken, girenler de çoğu zaman gerçek bir eleştiriyle karşılaşmaz. Böyle bir ortam görünürlük sağlar, fakat eğitim sağlamaz.
Günümüz dergilerinin önemli bölümü bu ikilemle karşı karşıyadır. Bir yandan genç yazarlara sayfa açmak ister. Bir yandan çevre ilişkilerinin içinde kalır. Sonuçta ortaya yarı açık yarı kapalı bir yapı çıkar.
Bu tablo içinde yine de istisnalar yok değildir. Az da olsa bazı dergiler metni ciddiye alır. Editörlük yapar. Tartışma alanı açar. Dosyalar hazırlar. Yazarlardan yeniden yazmalarını ister. Böyle dergiler sayesindedir ki, edebiyatın gerçek damarı canlı kalır.
Haddizatında mesele nicelik değildir. Bir ülkede yüz dergi yayımlanabilir. Bu dergilerin yalnızca birkaçı gerçek okul işlevi görse dahi büyük bir etkiden söz etmek mümkündür. Çünkü edebiyat çoğu zaman küçük alanlarda gelişmiştir. Büyük kalabalıkların içinde değil, yoğun tartışmaların olduğu dar çevrelerde büyür dergiler.
Dergi fikrinin hâlâ güçlü, hâlâ canlı kalmasının nedeni de budur. Yazarlar ilk yazısını bir dergide görmek ister. Bu bir tür edebiyat sahnesine çıkma duygusudur da. Okurla ilk karşılaşma burada gerçekleşir. Bu yüzden dergi kültürü kolay kolay ortadan kalkmaz, kalkmayacaktır. Rahat olun.
Amma velâkin dergilerin yeniden okul işlevi kurabilmesi için birkaç temel şartın güçlenmesi gerekmektedir. Önce editörlük. Sonra eleştiri. Ardından tartışma cesareti. Yazı üzerine konuşma alışkanlığı yeniden doğmadıkça dergiler sadece görünürlük alanına dönüşme tehlikesi taşır.
Sonuçta soru açık durmaktadır; “Bugünün edebiyat dergileri gerçekten yazar yetiştiriyor mu, yoksa yalnızca bir çevre kurarak metinlerin dolaştığı dar bir alan mı oluşturuyor?
Bu sorunun cevabı her dergi için ayrı verilir. Bir dergi metni ciddiye alıyorsa, yazarı zorlayacak bir editörlük kuruyorsa, eleştiri alanı açıyorsa okul olur. Metin yayımlanıp unutuluyorsa, dostluk ilişkileri ölçünün önüne geçiyorsa dergi sadece bir vitrine evrilir.
Edebiyat vitrinlerde büyümez. Yazının tartışıldığı, cümlenin didiklendiği, eleştirinin korkulmadığı alanlarda büyür. Dergilerin gerçek değeri de burada ortaya çıkar. Bir dergi yazar yetiştirdiği ölçüde kalıcı olur. Yalnızca çevre kuran dergiler ise zamanın gürültüsü içinde hızla kaybolur. Kaderi ve hak ettiğidir bu.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.