Kitabevi giderse şehir ne kadar kalır?

Bir şehir, mekân ve mecralarını kaybederek de hafıza yitirir. Hele de kitabevlerini…

Kitabevi, raflara dizilmiş metaların durağından ziyade bakış terbiyesi, konuşma biçimidir. Bir kuşağın hangi yazarlarla büyüdüğünü gösteren sessiz arşivdir.

Son zamanlarda bağımsız kitabevlerine dönük destek çağrılarının görünürleşmesi de bu hakikati fâş ediyor. İstanbul’da “Her Mevsim 1 Bağımsız Kitabevi, En Az 3 Kitap” girişimiyle okurlar kitabevlerinde buluşuyor, askıda kitap bırakıyor, kitabevini yeniden bir dayanışma mekânına çeviriyor. Bu tablo, meselenin hâlâ canlı olduğunun açık delilidir.

Bağımsız kitabevinin asıl değerini satış rakamında ölçmek hatadır. Orada seçki vardır. Tercih vardır. Zevk vardır da ondan.

Bir kitapçı, rafına neyi koyduğunu da niçin koyduğunu da bilir. Kadıköy’deki Gergedan Kitabevi hakkında yapılan bir söyleşide okumuştum; bağımsız kitabevi, büyük bir merkezin dayattığı listeyle yürümüyor; kitap seçkisini kendi okuma emeğiyle kuruyor, okurla konuşuyor, geri bildirim topluyor, edebî dolaşımı canlı tutuyor. Kitap böylece nesne olmaktan çıkıyor, ilişkiye dönüşüyor.

İstanbul bu meselenin en sert laboratuvarı desek yeridir. Kira baskısı, soylulaştırma, zincir mağaza kuşatması yıllardır kitabevlerini zorluyor. Yakın dönem araştırmaları, artan kiralarla küçük kitapçıların yerinden edildiğini, yerlerine birbirine benzeyen tüketim mekânlarının dolduğunu gösteriyor. Pandora, İstiklal, İstavrit gibi örneklerin hafızada bıraktığı boşluk, bir dükkân kapanışından daha büyüktür. Şehrin edebiyat haritasından bir işaret siliniyor. Vitrin değişmiyor sadece. Yürüyüşün anlamı da eksiliyor.

Ankara ise bize başka bir şey söylüyor hepimize. Başkentte kitabevi hâlâ kültürel sığınak gibi algılanıyor. Yine de kırılganlık orada da sert. 1957’den beri yaşayan Turhan Kitabevi’nin 2025 sonunda Konur Sokak’a veda etmesi boşuna yankı uyandırmadı. Çünkü kapanan yer ticari noktadan ibaret değil, kuşakların uğrak yeri, adres tariflerinin parçası, şehir dilinin bir cümlesiydi. Aynı dönemde Dost ve İmge gibi mekânların direnerek yaşamayı sürdürmesi de şu gerçeği hatırlatmaktadır: Bir kitabevi ayakta kalınca şehir kendini biraz daha tanıyor, kapanınca şehir kendi sesinden bir tonu kaybediyor.

Memleketim, Konya’mız açısından bakınca mesele daha da berraklaşıyor. Kitap günleri, fuarlar, büyük buluşmalar elbette kıymetli. Nitekim 12. Konya Kitap Günleri 18-26 Ekim 2025’te yüzlerce yayınevi ve çok sayıda etkinlikle güçlü bir ilgi toplamıştı, hatırlarsınız. Bu sevindirici. Yine de fuar birkaç gün sürer. Şehir hafızası her gün kurulur. Bir çocuğun okul çıkışı uğradığı rafla kurulur. Bir üniversitelinin cebindeki son parayla aldığı kitapla kurulur. Bir kitapçının, mesel’ Çizgi Kitabevi’nin, bir Hüner’in, yahut da TDV’nin “Bunu da oku!” diye uzattığı ikinci kitapla kurulur. Süreklilik yoksa kültür, etkinlik takvimine sıkışır. Hafıza ise takvimle kurulmaz; tekrar eden temasla kurulur.

Şunu da gözden kaçırmayalım ki, ülkemizde Dergi, kitap yayını sürüyor. Yayımcılar Birliği ve YAYFED verilerine göre 2025’te Türkiye’de 407 milyon 777 bin 284 kitap basıldı. Rakam büyük. Görüntü güçlü. Lâkin kitap çoğalırken kitabevi zayıflıyorsa, dolaşımın ruhu eksiliyor demektir.

Kitap basmak başka şeydir. Kitabı şehir hayatının parçası kılmak başka. Bağımsız kitabevi burada devreye girer. Raf kurar. Okur yetiştirir. Tesadüf üretir. Sohbet başlatır. Şehre hafıza verir. Bu yüzden kitabevi kaybolursa şehir hafızası da sarsılır. Hatta çoğu zaman ilk oradan çatlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yekta Özdem Arşivi

Bülent Akyürek öldü diyeler…

11 Şubat 2026 Çarşamba 10:16

İkinci Yeni’nin terazisi

04 Şubat 2026 Çarşamba 09:36

Alkışsız sahne

21 Ekim 2025 Salı 17:39

Kırık aynalar

26 Ağustos 2025 Salı 15:32

Okuyunca ne olur?

14 Temmuz 2025 Pazartesi 15:01