Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Prag’dan Bratislava‘ya-2
Sabah erkenden Prag’dan otobüs ile 340 mesafede ki Bratislava’ya ulaşmak için yola çıkıyoruz. Yol 4.5 saat sürüyor. Prag’dan çıkıştan itibaren oldukça yeşil ve dağlık bölgelerden, yeşil alanlar ve ormanları geçiyoruz. Seyahatimiz esnasında havanın soğuk ancak yağışsız olması hoştu.
Her tarafı orman olan alanlarda yer yer mera alanlar içerisinde küçük tarım işletmeleri ve içinde otlanan küçük ve büyükbaş hayvanlara rastlıyoruz. Bu ülkelerin yağış potansiyeli açısından ne kadar da şanslı olduğunu ortaya koyuyor, böylece de hayvanlar için yem maliyeti neredeyse olmuyor.
Yeni gelişen veya gelişmekte olduğu görülen Çekya ‘nın yollarının yenilenmesi, Ülkenin AB tarafından hayli destek aldığını gösteriyor. Kaliteli denebilecek kadar iyi yollarda bolca TIR trafiğinin olması da bu ülkenin önemli bir geçiş merkezi olduğunu destekliyor. Hayli kaliteli, su, çay, kahve ikramın bolca olduğu otobüste mavin yok, şoför tek başına her şeyi idare ediyor. Merkezi internetten yol rotamızı ve duracağı yerleri görebiliyoruz. Seyahatimizden yaklaşık 2 saat sonra rotamızda da görülen, ülkenin ikinci büyük şehri olan Brno’ya giriyor, buradan da yolcusunu alıp Slovakya’ya doğru devam ediyoruz.
Bratislava’ya girişimizde beni yine heyecan basıyor, zira yeniden Tuna Nehrini göreceğim. Yolumuzun Slovakya kısmı gibi, şehrin girişi de oldukça düz ve yeşil. Uzaktan yüksek binalar görülüyor ve nihayet Tuna Nehrini geçip, yeni ve yüksek binalar arasından bir AVM altında inşa edilmiş merkezi otobüs istasyonuna iniyoruz. Bu yeni ve yüksek katlı binalar eski şehrin merkezine yakın inşa edilmiş.
İstasyon yakınında kiraladığımız yere geçiyoruz. Gelen mesajlar üzerine verilen 3 ayrı şifre ile ana bina, daire ve odamıza giriyoruz. Daire ve odaları oldukça temiz ve bakımlı durumda. Hazırlığımız sonrası önce toplantıya, ardından da şehri gezmeye çıkıyoruz. He zaman olduğu gibi gitmeden önce gezeceğim yerleri önceden tespit ediyor, hakkında notlar alıyor ve ona göre de geziyorum.
Bratislava Prag’a göre daha küçük, 500 bin nüfuslu bir Orta Avrupa şehri. Buraya ilk gelişim olduğu için çok yeri görmem gerekiyor. Tarihi yerler merkezi olarak birbirine çok yakın olduğu için gezmek için 1 gün yetiyor. Zamanımız bol ve geceyi bu şehirde geçiriyoruz. Turumuza Tuna Nehri yakınından başlıyor, içe doğru yarım daire ile devam ediyor. Burası da diğer Avrupa şehirlerinin küçük bir modeli sayılabilir. Dar sokak aralarında, motifli ve düşük katlı eski binalar farklı mimari ve renkte olsa da birbirinin kopyası durumunda. Burada da fazlaca turist kafileleri yok.
Bununla beraber uzun süre seyredilebilecek yüksek mimaride ve değerde binalar mevcut değil. Buna rağmen ara sokaklarda zaman zaman görülmeye değer tarihi binalar yanında göz alıcı renkleriyle eski kilise çan kulelerine rastlanıyor. Bunlar arasından dönüp dolaşıp sonunda bir tepede kurulu, şehrin tümüne ve Tuna Nehrine hâkim Bratislava Kalesine çıkıyoruz.
Buraya geçmeden önce kale ile Tuna Nehri arasında yeni yapılmış 2 km’ lik yolu geçiyoruz. Burada Tuna’yı alabildiğine seyrediyor, geçmişimizi yâd ediyorum. Çok iyi düzenlenmiş bu yol kıyısındaki yeni binalar arasında, eğlence ve lüks lokantalar, koşu alanı olarak da göze çarpıyor. Tuna yeşil bahar gibi, bir ufuktan bir ufka rüzgâr gibi. Akıyor zorlu akıyor gibi, Yürek yakıyor Tuna. Kale içini geziyor, şehri buradan seyrediyorum. Kale içi tarihi dokularıyla ve iyi korunmuş, bu haliyle görülmeye değer.
Bratislava’da da çokça Türklere rastlıyorum. İçlerinde üniversite okumak için gelenler olsa da, burada ki eğitimlerinden pek memnun değiller. Bu yüzden de yeni arayışlar içinde olduklarını söylüyorlar. Slovak insanını daha nazik bulduğumuzu da söyleyebilirim. Genelde İngilizce biliyorlar. Bir AVM den akşam ve sabah için yiyecek birşeyler alıyoruz. Süt ve et mamulleri özel ürünler dışında bizimle aynı fiyata denebilir. Ekmek, meyve sebze bayağı pahalı, buna rağmen AVM oldukça rağbet görüyor.
Şehirde işimiz bitiyor, ertesi sabah 50 km metre mesafede ki Viyana’ya gitmek üzere Kamil Koç’a ait FlixBus Firma otobüsü ile yola çıkıyor, oldukça düz bir ovadan geçiyoruz. Bu önemli tarım alanları içinde inanılmaz derecede Rüzgâr Tribünleri var. Burası sanki yenilenebilir enerjinin merkezi. Yani enerji ve tarım bir arada. Bu bölgeden 30 sene evvel de geçmiştim ve burada hiç RES yoktu.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.