Abdurrahman Hakan Pakiş
Gönlü Allah’tan başkasına bağlamamak
Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
İnsan, yaratılışı gereği bir şeye bağlanır; sevmek, tutunmak, bir şeye anlam yüklemek ister. Kalp boşluk kabul etmez; ya hakikatle dolar ya da geçici suretlerle. Bu yüzden insanın asıl meselesi bağlanıp bağlanmamak değil, neye bağlandığıdır.
Dünya hayatı, ilk bakışta insana son derece gerçek görünür. Acılar gerçek, sevinçler gerçek, kazanılanlar ve kaybedilenler gerçektir. Fakat bu gerçeklik hissi, hakikatin kendisi değildir. Kur’ân-ı Kerîm’de dünya, aldatıcı bir metâ, geçici zevk ve faydalanma (Âl-i İmrân, 3/185) olarak nitelendirilir; çünkü kendisini hakikat gibi sunar, fakat kalıcı değildir. İnsan kalbi ise kalıcı olana göre yaratılmıştır. İşte problem tam da burada başlar: fani olanla baki olanın yer değiştirmesi.
Kalbin Yanılması
Kalp, sevdiği şeyi büyütür. Bazen bir insanı, bazen bir ideali, bazen bir işi, bazen de kendi benliğini. Sevilen şey, zamanla sadece sevilen olmaktan çıkar; güven kaynağına, anlam merkezine, hatta kulluk edilen bir put hâline gelir. Bu put her zaman heykelden yapılmaz; belki çok daha sessizdir. Bir insanın kalbinde “Onsuz yaşayamam” dediği her şey, aslında kalbin yanlış yere tutunduğunun işaretidir. Burada ince bir ayrım yapmak gerekir:
İslâmiyet, dünyayı terk etmeyi değil, dünyayı kalpten çıkarmayı öğretir. İnsan çalışır, sever, üretir, evlenir, dostluklar kurar; fakat bunların hiçbiri kalbin tahtına oturmamalıdır. Kalbin sahibi tektir; Oraya Allah’ın rızasından başka bir şey yerleştirildiğinde, kalp yavaş yavaş huzurunu kaybeder.
Bu noktada Arap şiirinin en keskin zekâlarından biri olan Mütenebbî’nin şu beyti, insanın yüzüne söylenmiş acı bir hakikat gibidir:
“Hayatta sevgiliden sana düşen pay,
Uykuda gördüğün bir hayalden sana düşen pay kadardır.”
Bu beyit, basit bir aşk hayal kırıklığından çok daha derin bir şey söyler. Buradaki “sevgili”, yalnızca romantik anlamda bir sevgili değildir. Bu kelime aslında, kalbin meylettiği her şeyi kapsar: insan, makam, servet, şöhret, hatta insanın kendi nefsi.
Ayrıca Mütenebbî burada son derece sarsıcı bir benzetme yapar:
“Hayattaki en çok bağlandığın şeyin sana vereceği karşılık, rüyada gördüğün bir hayalin sana verdiği kadardır.”
Rüyada insan güler, ağlar, korkar, sever. Kalbi hızlanır, yüzü terler. Her şey gerçektir ta ki uyanana kadar. Uyandığında ne kalır? Birkaç silik görüntü, kısa bir his ve ardından bir boşluk. Mütenebbî der ki: Hayat da böyledir. Sevgililer, tutkular, bağlar… Hepsi uyanış anında anlamını yitirir. Bu beyit aslında şunu sorar:
“Uyandığında elinde ne kalacak?”
Ölüm: Uyanış Anı
Ölüm, yok oluş değil; uyanıştır. Dünya bir uyku, ölüm ise sabah vakti gibidir. İnsan dünyadayken kendisini çok ciddiye alır; kırılır, gururlanır, üzülür, kibirlenir. Tıpkı rüyadayken gördüklerini gerçek sanması gibi. Oysa ölümle birlikte, insan geriye dönüp bakar ve şunu fark eder:
“Bunca bağlandığım şeyler, bir rüya sahnesinden ibaretmiş.”
İşte bu yüzden gönlünü Allah’tan başkasına bağlayan insan, aslında uykuda bir hayale âşık olmuş gibidir. Hayal güzel olabilir, fakat hayal kalıcı değildir. Hayalin en büyük kusuru, terk etmeye mahkûm olmasıdır. Beytteki gerçek, tam olarak buradadır:
“Ne kadar sevmiş olursan ol, sevdiğin şey fanidir.
Ne kadar bağlanmış olursan ol, bağlandığın şey senden önce veya sonra yok olacaktır.”
Kalbin İstikameti
Buradan çıkan sonuç, sevgisizlik değildir. Bilakis, sevginin yerli yerine konmasıdır. Kalp Allah’a bağlandığında, diğer sevgiler anlamını kaybetmez; aksine doğru ölçüsünü bulur. Kişi insanları Allah için sever, işi Allah için yapar, başarıyı Allah’tan bilir. Böylece sevgi yük olmaktan çıkar, kulluğa dönüşür. Kalbini Allah’tan başkasına bağlayan insan ise sürekli bir tedirginlik hâlinde yaşar: Kaybetme, terk edilme, değersizleşme ve daha niceleri. Çünkü dayanağı kırılgandır, fanidir. Oysa Allah’a bağlanan kalp, kaybettiğinde yıkılmaz. Çünkü bilir ki hakiki sevgili gitmez, eksen kaymaz, merkez dağılmaz.
Nihayetinde…
Mesele dünyayı terk etmek değil; dünyayı kalpten çıkarmaktır. Kalbi Allah’a bağlamak, sevgiyi azaltmaz; onu ebedî kılar. Faniye verilen sevgi tükenir, baki olana verilen sevgi ise insanı taşır, yükseltir ve özgürleştirir. Kalbin gerçek huzuru, yalnızca hakiki sevgilidedir. Gerisi, uykuda görülen bir hayal kadar…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.