Abdurrahman Hakan Pakiş

Abdurrahman Hakan Pakiş

Amaç ile aracın dengesi

Bismillah.

Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

Her şeyin bir varoluş gayesi vardır. Bir ağacın toprağa kök salıp meyve vermesi, bir nehrin denize akması, bir kuşun gökyüzünde kanat çırpması… Her biri, kendi fıtratına uygun bir amaca hizmet eder. Yeryüzüne halife olarak gönderilen insanoğlu da bir gaye ile yaratılmıştır. Onun hayat yolculuğu da, bir hedef ve anlam arayışı ile şekillenir. Bu yolculukta kullanılan vasıtalar, sadece hakikate ulaştırmaya hizmet eder/etmelidir... Ancak çoğu zaman insanoğlu, bu araçların cazibeliğine kapılıp onları kutsallaştırır; asıl hedefi, yani Allah’ın rızasını, O’nu tanımayı ve ahiret saadetini gözden kaçırır. İşte bu sebeple, “Amaç konularının araçlaştırılmaması, araç konularının ise amaçlaştırılmaması” düsturu, hem dünyevî hem de uhrevi hayatımızda bize yön veren en temel disiplinlerden biri olmalıdır….

Şüphesiz yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, insana yaratılış gayesini açıkça bildirmiştir:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ.

Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zâriyât, 51/56). Yani hayatın asli amacı, Allah’a kulluktur. Bunun dışında kalan her şey –mal, mülk, makam, bilgi, teknoloji, siyaset, vb.– bu kulluk amacına hizmet eden birer araçtır. Eğer insan, araçları amaç haline getirirse, asıl hedeften sapar ve ne dünyada huzur bulabilir ne de ahirette kurtuluşa erer.

Araçların Amaçlaştırılma Tehlikesi

Günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız bir yanılgı, geçici ve dünyevî olanı kalıcı bir hedefmiş gibi benimsemektir. Mesela mal-mülk sahibi olmak, şöhret kazanmak ya da makam mevki elde etmek kötü değildir; hatta bunların hepsi meşru yollarla kazanıldığında faydalı birer nimettir. Ancak insan bunları hayatın merkezine koyar, uğruna değerlerini feda ederse, işte o zaman araç olan şeyler amaç haline gelmiş olur. Bunun da kalbi karartan, ruhu köleleştiren bir hastalığa dönüştürmesi kaçınılmazdır.

Bu hastalıklara karşı en büyük kalkanımız İhlâs’tır. Bir amelin ihlâssız olması, tıpkı susuz bir ağacın meyve vermemesi gibidir. Dıştan bakıldığında her şey yerli yerinde gibi dursa da, içsel olarak bir kuraklık ve maneviyatsızlık hüküm sürer. Amacın araçlaştırılması, kalpteki samimiyeti, niyetin saflığını yok eder.

Fahr-i Kâinat Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], bu konuda bizleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur:

يَقُولُ ابْنُ اٰدَمَ: مَالِي، مَالِي، وَهَلْ لَكَ يَا ابْنَ اٰدَمَ مِنْ مَالِكَ إِلَّا مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ، أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ، أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ؟!

Âdemoğlu malım malım, deyip duruyor. Ey âdemoğlu, yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden yahut sadaka olarak önden gönderdiğinden başka senin malın mı vardır! (Müslim, Zühd, 1, nr. 3). Buradan anlıyoruz ki mal, asla asli bir hedef değil, doğru ve sağlıklı bir şekilde kullanıldığında ahirete azık olacak bir araçtır.

Amaçların Araçlaştırılması Hatası

Diğer bir tehlike ise, aslında en yüksek gayelerden olan kulluğun, ahlakın veya dini vecibelerin dünyevî çıkar için araç haline getirilmesidir. Bir ibadeti sadece gösteriş için yapmak, zekâtı sadece malın bereketlenmesi için bir sigorta gibi görmek, dini bir kavramı siyasete veya menfaate alet etmek, Allah rızası için yapılması gereken işleri insanların övgüsü uğruna gerçekleştirmek… İşte bu hatanın açık örnekleridir.

Kur’an-ı Kerim, bu konuda münafıkların tavırlarını dile getirir:

وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلًاۘ.

Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı ise pek az anarlar. (Nisâ, 4/142). Demek ki ibadet, sırf Allah için yapılmadığında amaç, araçlaştırılmış olur ve insan, hedefinden uzaklaşır.

Günümüze Düşen Pay

Modern çağda, teknoloji, sosyal medya, eğitim, hatta bilgi bile birer araçtır. İnsan bu araçlarla faydalı işler yapabilir, insanlığa hizmet edebilir, Rabbine daha bilinçli kulluk edebilir. Fakat bunlar, kişinin gözünde birer amaç haline geldiğinde, hayatın anlamı daralır, ruh boşluğa düşer ve manevi yolculuk bir çıkmaza girer. Oysa mümin, her işinde şu soruyu kendine sormalıdır: “Bu yaptığım iş, Allah’ın rızasına yaklaştırıyor mu, yoksa beni ondan uzaklaştırıyor mu?”

Nihayetinde…

Amaç, sadece Allah’ın rızası olmalı; kullanılan her “araç”, bu yoldaki bir basamak olmalıdır. Ne ibadetler bir gösteriş aracı, ne de dünya nimetleri birer put haline gelmeli. Kalp, daima asıl gayeye yönelmiş olmalı ve dünya dertlerinin gelip geçiciliğini bilmelidir.

Hayatın en temel dengesi, amaç ile araç arasındaki bu ince çizgiyi korumaktan geçer. İnsanın yaratılış gayesi olan kulluk, asla araçlaştırılmamalı; dünyevî vasıtalar ise asla amaçlaştırılmamalıdır. Eğer bu ölçüyü koruyabilirsek, hem dünya işlerinde istikamet üzere oluruz hem de ahiret yolculuğumuzda selamet buluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Hakan Pakiş Arşivi

Her anı ibadet bilmek

17 Şubat 2026 Salı 19:15

Kâmil mümin olmak

10 Şubat 2026 Salı 17:11

Paha biçilmez iki nimet: Zaman ve sıhhat

02 Şubat 2026 Pazartesi 10:50

Denge, ifrat ve tefrit

05 Ocak 2026 Pazartesi 23:29

Zamanlar İçinde Mukaddes Zamanlar

25 Aralık 2025 Perşembe 13:41

Kusur aramak akıllı insanın işi değil!

17 Aralık 2025 Çarşamba 14:15

Kulluğun sultanlığı

10 Aralık 2025 Çarşamba 16:19