Abdurrahman Hakan Pakiş
Kalabalıklar içinde yalnızlık
Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
İnsan, fıtratı gereği konuşmak ister. Anlatmak ister. Anlaşılmak ister. Çünkü insan, sadece etten kemikten ibaret değildir; kalbi vardır, zihni vardır, ruhu vardır. Ruh ise ancak temas ederek rahatlar. İşte bu temas bazen bir sözde, bazen bir bakışta, bazen de derin bir suskunlukta gizlidir.
Büyüklerimizin dillerinden düşmeyen şu cümle, aslında bu temasın ne kadar hayati olduğunu anlatır:
“Allah kimseyi emsalinden mahrum bırakmasın.”
Bu söz, çok derin bir duadır. Çünkü insanı en çok yoran şey yalnız olmak değil, anlaşılamamaktır. Konuştuğu hâlde duyulmamak, anlattığı hâlde kavranmamak, en ağır içsel yalnızlıklardan biridir.
DENK OLMAK MI, ANLAMAK MI?
Halk arasında “emsal” kelimesi çoğu zaman “denk” ile eş tutulur. Oysa burada kastedilen denklik, maddi ya da sosyal bir denklik değildir. Emsal, insanın:
- Sözüne sözle karşılık bulduğu,
- Hâlinin fark edildiği,
- Düşüncesinin küçümsenmediği,
- Kalbinin tercümeye ihtiyaç duymadığı kişidir.
Emsal, insanın kendisi olabildiği yerdir. Rol yapmadan, savunmaya geçmeden, sürekli kendini izah etmek zorunda kalmadan var olabildiği hâl…
İşte insan bu hâlden mahrum kaldığında, kelimeler yük olur. Cümleler ağırlaşır. Konuşmak, bir rahatlama değil; bir mücadeleye dönüşür.
KONUŞMAK YETMEZ: FREKANSLAR AÇIK OLMALI
Şimdi konuşuyoruz, ama birbirimizi anlamıyoruz. Bunun ıstırabını yaşamak çok zor bir şeydir. Konuşmak anlaşmak demek değildir. Anlaşmak, kalplerin aynı yere bakabilmesiyle mümkündür.
Bu hakikati Kur’an-ı Kerim şöyle ifade eder:
لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا.
“Onların kalpleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler.” (A‘râf, 7/179).
Demek ki sorun kulakta değil, kalptedir. Kalp kapalıysa, söz içeri giremez. Kalp kibirle, öfkeyle, önyargıyla doluysa, en güzel söz bile yankısız kalır.
Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] Hayatında Anlaşılmamak
Fahr-i Kâinât Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], insanlık tarihinin en hikmetli, en merhametli ve en açık sözlü insanıydı. Buna rağmen o da anlaşılmadı. Hatta en çok o anlaşılmadı.
- Mekke’de “sihirbaz” denildi.
- Taif’te taşlandı.
- Medine’de münafıkların diliyle incitildi.
Demek ki hakikat her zaman anlaşılmaz. Doğru söz, her kulakta aynı yankıyı bulmaz.
Anlaşılmak sadece konuşanın değil, dinleyenin de sorumluluğundadır. Her kalp, her sözü taşıyacak kapasitede değildir. Hikmet ehli bir zatın şu sözü bu açıkça göstermektedir:
“İnsanlara akıllarının alacağı ölçüde konuşun.”
Anlaşılmamak Bir İmtihandır
İnsan bazen ailesiyle, bazen eşiyle, bazen en yakın dostuyla bile aynı dili konuşamaz. Bu hâl, özellikle yakın ilişkilerde çok daha yaralayıcıdır. Çünkü beklenti yüksektir. “O beni anlar” diye düşünür insan.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا.
“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri (üslûbu/fasih konuşması) senin hoşuna gider.” (Bakara, 2/204).
Yani güzel konuşmak, doğru anlamak demek değildir. İnsan bazen en süslü cümlelerin içinde bile yalnız kalabilir. Bu noktada anlaşılmamak, bir imtihan olarak karşımıza çıkar. Allah [celle celâlühû] bazen kulunu, insanlardan çekip alır; kalbini Kendine yöneltmek için.
EVLİLİKTE EMSAL MESELESİ
Emsal meselesinin en derin hissedildiği alanlardan biri evliliktir. Aynı evde yaşayıp, aynı dünyada yaşamamak; insanı sessizce tüketir.
Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] şu hadisi bu konuda yol göstericidir:
“Bir kadınla dört şeyden dolayı evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç. (Aksi hâlde) fakr u zarurete duçar olursun.” (Buhârî, Nikâh, 16, nr. 5090).
Buradaki dindarlık, sadece ibadet değil; ahlak, anlayış, empati ve merhamettir de. Çünkü ibadet kalbe inmiyorsa, dil anlaşmaz, kalpler temas etmez. Emsal olmayan iki insan, iyi niyetli olsa bile zamanla yorulur. Çünkü sürekli açıklamak, savunmak, düzeltmek zorunda kalırlar.
HERKES HERKESİN EMSALİ DEĞİLDİR
Herkes herkesi anlamak zorunda değildir. Ama incitmemek zorundadır. İnsanlar farklı farklı yaratılmışlardır. Farklılık, bir kusur değil; aksine güzelliktir. Asıl ahlak, anlayamasak bile saygı gösterebilmektir.
Allah [celle celâlühû], hem emsalini bulabilenlerden, hem de emsal olabilenlerden eylesin. Âmin!
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.