Kurban geldi ama sadece bir et meselesi olarak değil… Sofraların büyümesi, gönüllerin daralmaması, komşunun kapısının çalınması için geldi.
Kurban; bıçakların keskinliğinden önce kalplerin yumuşaması demektir. Etin parçalanmasından önce nefsin paylaşmayı öğrenmesidir. Bir eve giren bereketin, başka bir eve de ulaşmasıdır.
Bugün kurbanı sadece “kesmek” üzerinden konuşmak, hikâyeyi yarım okumaktır. Çünkü kurbanın asıl çağrısı etten çok daha derindir: doyurmaya, paylaşmaya, hatırlamaya ve hatırlanmaya…
Aynı sofrada oturamayanların, aynı duada buluşmasıdır kurban. Bir tabak fazla pişirmek değil, bir tabak eksik bırakmamaktır. Evdeki bolluğu, kapının dışına taşırabilmektir.
Kurban, aslında insanın kendine sorusudur: “Ben sadece kendim için mi yaşıyorum, yoksa başkası için de yer açabiliyor muyum?”
Çünkü gerçek bayram, dolapların dolması değil; gönüllerin dolmasıdır. Gerçek zenginlik, buzlukların büyüklüğü değil; paylaşılan lokmanın büyüklüğüdür.
Ve belki de en önemlisi… Kurban, “ben”i biraz geri çekip “biz”i öne almaktır.
Bugün bir parça et, bir evin değil bir mahallenin duasına dönüşüyorsa; işte o zaman kurban, gerçekten kurbandır.
Kurban geldi… ama asıl mesele, onun bizde neyi değiştirdiğidir.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.