Muhammet Yavaş
Para her kapıyı açıyorsa, insanlığın kapısını kim kapattı?
İnsanın hayata dair umudunu kaybetmesi bazen büyük bir felaketle olmaz. Bazen küçük bir olay, kısa bir konuşma ya da şahit olduğun bir davranış yeterlidir. Bir gün durup etrafına bakarsın ve şu soruyu sorarsın:
Biz ne ara bu hale geldik?
Benim umudumu kıran şey, paranın artık yalnızca ihtiyaçları karşılayan bir araç olmaktan çıkıp insanların karakterini, vicdanını ve hatta inancını belirleyen bir güce dönüşmesi oldu.
Öyle bir noktaya geldik ki bazı insanlar için doğru olmak değil, kazançlı olmak önemli. Haklı olmak değil, güçlü görünmek önemli. İyi insan olmak değil, zengin görünmek önemli.
Daha acısı ise bunun artık garipsenmemesi.
Eskiden insanın bir sözü vardı. Verdiği sözün arkasında dururdu. Bir emanete ihanet etmekten, kul hakkına girmekten, bir insanı sırf çıkarı için kullanmaktan utanırdı.
Şimdi ise bazıları için bütün bunların karşılığı tek bir soruya indirgenmiş durumda:
“Bana bunun maddi getirisi ne?”
Karakterin fiyatı soruluyor. Sadakatin fiyatı soruluyor. Dostluğun fiyatı soruluyor. Hatta bazı insanların vicdanının bile bir bedeli var.
İşin en acı tarafı, bunu yalnızca parası olanların yaptığını düşünmemek gerekiyor. Mesele zenginlik değil. Mesele, parayı hayatın merkezine koymak.
İslam bize paranın kötü olduğunu öğretmiyor. Helalinden kazanmayı, çalışmayı, ticaret yapmayı elbette öğütlüyor. Ama paranın insanın efendisi olmasına izin vermiyor.
Çünkü insanın cebindeki para, onun değerini belirlemez.
Bir insanın değeri; kimsenin görmediği yerde ne yaptığıyla, eline fırsat geçtiğinde nasıl davrandığıyla, güçsüz birine karşı nasıl konuştuğuyla, kendisine fayda sağlamayacak birine iyilik yapıp yapmadığıyla ortaya çıkar.
Asıl karakter, çıkarın olmadığı yerde belli olur.
Bugün bazı insanların dini hassasiyetlerinden, ahlakından, merhametinden söz ettiğini duyuyoruz. Fakat iş menfaate geldiğinde bütün o hassasiyetlerin bir anda rafa kaldırıldığına şahit oluyoruz.
Kul hakkı, eğer karşılığında para varsa unutulabiliyor.
Adalet, eğer kişinin işine gelmiyorsa görmezden gelinebiliyor.
Dostluk, daha iyi bir fırsat çıktığında terk edilebiliyor.
İnsanlık ise çoğu zaman maddi karşılığı varsa hatırlanıyor.
Sonra da dönüp “Neden kimseye güvenemiyoruz?” diye soruyoruz.
Belki de cevabı çok basit:
Çünkü güvenin yerini menfaat, karakterin yerini çıkar, samimiyetin yerini hesap aldı.
Benim asıl korktuğum ise paranın insanları değiştirmesi değil.
Paranın, insanların değişmesini normalleştirmesi.
Bir insanın yaptığı yanlışın karşılığını ödeyebildiği için yanlış yapmayı kendisine hak görmesi...
Bir başkasının hakkını satın alabileceğini düşünmesi...
Bir özrün bile para kadar değer görmediği bir düzenin oluşması...
İşte insanın umudunu asıl tüketen şey bu.
Çünkü para birçok kapıyı açabilir.
Ama vicdanı satın alamamalı.
Para bir ev alabilir ama yuva alamaz.
Para makam satın alabilir ama itibar satın alamaz.
Para çevre satın alabilir ama gerçek dostluk satın alamaz.
Para insanları yanında tutabilir ama onların seni gerçekten sevmesini sağlayamaz.
Ve belki de en önemlisi...
Para, insanın öldükten sonra arkasından güzel konuşulmasını satın alamaz.
O yüzden bugün kendimize sormamız gereken soru “Ne kadar kazanıyorum?” olmamalı sadece.
“Ne uğruna kazanıyorum?” diye de sormalıyız.
Çünkü insan, kazandığı parayla değil; o parayı kazanırken kaybettiği değerlerle de ölçülür.
Ben hâlâ paranın her şeyi çözemeyeceğine inanmak istiyorum.
Hâlâ karakterin, vicdanın, merhametin ve Allah korkusunun paradan daha değerli olduğuna inanmak istiyorum.
Ama bazen etrafıma baktığımda insanın insana verdiği değerin bir rakama dönüştüğünü görmek, gerçekten yoruyor.
Belki de umudumuzu tamamen kaybetmememiz gereken yer tam da burası.
Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin, iyi insan olmanın modası geçmez.
Ve belki bugün kaybediyor gibi görünen şeyler; karakter, ahlak, vicdan ve samimiyet...
Yarın geriye dönüp baktığımızda elimizde kalan tek gerçek değerler olacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.