Ali Sait Öge
Saman kokusunda saklanan çocukluklar…
Ne zaman bir saman kokusu duysam, ne zaman bir harman yeri görsem, ne zaman boynundaki çanlarla geçen koyun kuzu görsem yıllar beni usulca alır, Bozkır'ın bir zamanlar en büyük nahiyesi olan Ahırlı'ya… Sonra ablamın ilk öğretmenlik yeri olan ve benimde ilkokula gittiğim Dağdere köyüne, Çayırbağı köyüne… Daha sonra ise babamın öğretmenlik yapması vesilesi ile uzun süre kaldığımız Kulu'nun Kırkkuyu ve Köstengil köylerine götürür.

Bilmiyorum sadece ben mi böyleyim yoksa yaş alan herkeste geçmişe duyulan özlem seviyesi aynı mı? Eskileri anımsatan bir foto gördüğüm zaman kesinlikle yüreğimden bir şeyler kopup gelir.
Bunun önüne geçmem kesinlikle mümkün olmuyor. Örneğin sosyal medyada paylaşılan bu fotolar her halde beni olduğu kadar yüreğinde biraz köy sevgisi olan, çocukluğunda biraz harman yeri anıları olan herkesi etkiliyordur.

Bende bu foto dizisine dakikalarca baktım. Her bir karesinin her bir zerresinde kendimden, çocukluğumdan bir şeyler bulmaya çalıştım. Bazı insanlar çocukluklarını bir sokağın başında bırakır. Bazıları eski bir okulun bahçesinde, bazıları bir mahallede…

Ben ise çocukluğumu hep hayalimde canlandırdığım yerlerde aradım. Bazen Ahırlı’nın yıkılmaya yüz tutmuş evlerin harap yerlerinde, bazen yaylalarında, bazen dedemin, babamın çocukluklarının geçtiği sokaklarda…

Bazen Dağdere köyünde muhtar rahmetli Süleyman Akay amcanın eşi rahmetli Şerife teyzenin saman alevinde yaptığı tirit yemeğinin buharında, bazen Çayırbağı köyünde gaz lambası altında yaşadığımız kerpiç evin merdiven altında küpte saklanan turşunun tadında…

Çoğu zaman da böyle karşıma çıkan fotoların içerisinde! Patozu seyreden çocuğu kendim gibi gördüm, kalburla buğday savuran kadın… Ne biliyim belki annemdi belki babaannemdi!

Aslında Ahırlı'dan erken ayrıldık. Belki bu yüzden çocukluğumu kendi köyümde doyasıya yaşayamadım. Ama kader bana öyle güzel kapılar açtı ki... Rahmetli babamın öğretmenlik yaptığı Kırkkuyu ve Köstengil köyleri... Ablamın ilk öğretmen olarak görev yaptığı Dağdere köyüne, ikinci kez öğretmenlik için gittiği ve benimde yanında ilkokulu okuduğum Çayırbağı köyü Benim için sadece mecburiyetten gidilen değil çocukluğumu büyüten köyler oldu.

Hele harman zamanları yaşanan çocukluklar bir başka idi. Sabah gün doğmadan başlayıp akşam ezanına kadar süren harman telaşı.
Orakla biçilen başaklar... Atların çektiği saban... Düvenin taşlara vura vura başağı tane tane ayırışı... Kalbur başında sabırla buğday eleyen analar... Patozun gökyüzüne savurduğu saman bulutları...

Ve en önemlisi harman telaşının bitmesinin ardından özlemle beklenen o anlar… At arabası hazırlanır... Çuvallardan satılacak kadar buğday yüklenir... Nahiyeye, ilçeye doğru yola çıkılırdı. O yolun sonunda alınan çarşı ekmeğinin tadı, çocukların yeni ayakkabı hayali, annelerin yeni çiçekli pazenleri, evlerinin eksiklerini tamamlama sevinci, babaların, çok şükür diyerek gökyüzüne baktığı huzura değer biçilebilir miydi ki!

Ama bütün bu hatıraların içinde öyle tatlar kaldı ki... Aradan yarım asır geçmesine rağmen ne damak unuttu... Ne gönül... Kırkkuyu'da, tattığım o tatar böreğinin kokusu hala burnumda. Yanında içilen tatar çayının sıcaklığı hala içimi ısıtır.
Dağdere'de rahmetli Muhtar Süleyman Akay Amca'nın rahmetli eşi Şerife Teyze'nin, saman ateşinde ağır ağır pişirdiği tirit... Daha harman yerine varmadan insanın iştahını kabartan... Bir kaşık aldığında sadece karnını değil, ruhunu da doyuran yufka ekmek üzerine dökülen bulgur pilavının lezzeti...

Bugün teknoloji büyüdü. Traktörler büyüdü. Biçerdöverler büyüdü. Depolar büyüdü ama gönüller küçüldü. Geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki ben çocukluğumu tam yaşayamadığımı sanıyordum ya aslında Rabbim bana çocukluğumu tek bir köyde değil, birbirine benzeyen güzel insanların yaşadığı birçok köyde yaşatmış.

Ahırlı'da kök saldım. Dağdere'de dostluğu öğrendim. Çayırbağı’nda gaz lambasının kırılıp elektriğin gelişine tanık oldum, Kırkkuyu'da paylaşmayı gördüm. Köstengil'de Anadolu insanının sessiz asaletini tanıdım. İnsan doğduğu yeri özler. Ama ruhunu büyüten yerleri daha çok özlermiş.
Belki yıllar geçti... Belki o harman yerlerinin çoğu sustu... Belki düvenler çoktan bir müzenin köşesine çekildi... Belki saman ateşinde pişen tiritin tadını bulamazsın ama hatıraların ateşi hala sönmedi. Ben ne zaman bir avuç buğdayı elime alsam, o sarı tanelerin arasında çocukluğumu görüyorum.
Ne zaman burnuma bir saman kokusu gelse, Şerife Teyze'nin tiridi geliyor aklıma. Ne zaman sıcak bir börek önüme konsa, Kırkkuyu'nun tatar böreğini arıyorum. Ve ne zaman Ahırlı'nın adını duysam, içimde bir çocuk usulca başını kaldırıp gülümsüyor.
Ve bazı çocukluklar gerçekten hiç bitmiyormuş... Bir avuç buğdayın içinde, bir dilim çarşı ekmeğinde, saman kokusuna karışan rüzgarda yaşamaya devam ediyormuş
İnsan yaş aldıkça bunu daha iyi anlıyor. Aslında ömür dediğimiz şey, aslında geride bıraktığımız yıllar değil de yüreğimizden hiç çıkmayan köy kokusuymuş meğer…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.