Ekmeğin kıymetini en iyi hamuru yoğuran bilir

Bir dilim ekmeğin soframıza kadar geldiği mesafeyi gözümüzde bir canlandırmak istesek ortaya nasıl bir tablo çıkar dersiniz…

Çiftçi, umutlarını buğday tohumuyla birlikte toprağa emanet eder. Ardından günler, aylar süren bir bekleyiş başlar. Yağmuru bekler, yağmazsa su verir. Gübresini atar, ilacını verir. Kimi zaman ayazla, kimi zaman kavurucu güneşle mücadele eder. Geceleri tarlasını doludan, yangından, yabani hayvanlardan korumak için nöbet tutar.

Başaklar sarardığında bu kez biçerdöverler girer devreye. Aylarca büyütülen emek, birkaç saat içinde hasat edilir. Ürün kamyonlara yüklenir, bin bir emekle ofise ya da tüccara ulaştırılır. Oradan değirmene gider, una dönüşür. Fırında hamur olur, ateşle buluşur ve sonunda sıcak bir ekmek olarak soframıza gelir.

Peki, biz ne yapıyoruz? Çiftçinin aylar süren sabrını, emeğini, duasını ve umudunu aylarca verilen emeğin sessizce çöpe atılmasına göz yumuyoruz.

Bizim Konya'da ekmek sadece sofraya konulan bir nimet değildi. Bereketti, alın teriydi, duaydı. Eve sıcak bir somun geldi mi, daha kapıdan içeri girmeden kokusu bütün odayı sarar, çocuklar fırından yeni çıkmış ekmeğin çıtır çıtır kabuğunu koparmak için yarışırdı.

Eskiden her mahallede, her köyde bir tandır, bir taş fırın, bir de ekmeğini güzel yapan usta mutlaka olurdu. İnsanlar ununu alır, ‘Usta, bunu ekmek yap’ derdi. Kimse içine ne koyuldu diye düşünmezdi. Bugün ise hayat çok değişti. Ekmeğin fiyatı arttı, sofraların yükü ağırlaştı. Ama sadece fiyat değil, ekmeğin ömrü de kısaldı.

Sabah alınan ekmek akşama sertleşiyor, ertesi gün ise çoğu zaman çöpe gidiyor. Belki de bu yüzden son günlerde Konya'da eski bir gelenek günden güne yeniden hayata geçirilmeye başlandı. ‘Ununu getir, ekmeğini götür’ İlk duyduğunuzda kulağa eski günlerden kalmış bir söz gibi geliyor.

Fırıncı Sezai Ulus ile Muhammet Başak’ın vatandaşların son dönemde kendi unlarını getirerek ekmek yaptırma taleplerinin belirgin şekilde arttığını söylemesi de bu gerçeği destekliyordu. Bu şekilde üretilen ekmeğin tabi ki maliyeti de önemli. Ancak bence asıl önemli olanı vatandaşın evine götürdüğü ekmeğin hangi undan yapıldığını, içindeki katkı maddesinin ne olduğunu bilmesi.

Bu şekilde üretilen ekmekler daha geç bayatlıyor, daha tok tutuyor, daha lezzetli oluyor. Kısacası ekmek yeniden ekmek gibi oluyor.

Gonyalı bilir ki, güzel ekmeğin sırrı sadece unda değil. Mayasında, ustanın elinin emeğinde, hamurun dinlenmesinde, meşe odunun harında… Bugünün ekonomik şartlarında insanlar her kuruşun hesabını yapmak zorunda kalıyor. İsraf artık kimsenin göze alabileceği bir lüks değil. Kendi unundan yapılan ekmek hem aile bütçesine katkı sağlıyor hem de çöpe giden ekmek miktarını azaltıyor.

Aslında keşfettiğimiz şey yeni bir yöntem değil, dedelerimizin, ninelerimizin yıllarca uyguladığı bir gelenek. Konya'nın o meşhur bereket anlayışı tam da bu geleneklerin yeniden hayat bulmasında kendini gösteriyor. Çünkü bereket, çok para harcamak değildir. Elindekini doğru değerlendirebilmektir. Sofraya gelen nimetin kıymetini bilmektir.

Bugün Sezai Usta'nın, Muhammet Usta'nın fırınında yeniden canlanan bu gelenek aslında sadece ekmek pişirmiyor, eski lezzetleri, güveni ve paylaşmayı da yeniden mayalıyor.

Belki de günümüzde hepimizin ihtiyacı olan belki de bu güzellikler.

Yine eskilerimizin dillerinden düşmeyen bir güzel cümleyi de buraya iliştirelim, ‘Ekmeği israf eden, bereketi de kapının önüne bırakır’

Gelin, ekmeğimizi yeniden bereketin, doğallığın ve alın terinin simgesi yapalım. Çünkü ekmek sadece karın doyurmuyor, bazen bir şehrin kültürünü, bazen çocukluğun kokusunu, bazen de geçmişten bugüne uzanan en güzel hatıralarını da canlı tutuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Sait Öge Arşivi

Saman kokusunda saklanan çocukluklar…

27 Temmuz 2026 Pazartesi 12:42

Sultan Abla... Hani çocuğun yoktu!

13 Temmuz 2026 Pazartesi 08:51

Dervişin hayal kırıklığı

07 Temmuz 2026 Salı 09:38

Aile, ‘Getir’ tuşuyla kurulmuyor

01 Temmuz 2026 Çarşamba 08:50

Tek kişilik ordu...

18 Haziran 2026 Perşembe 09:46

Ahırlı'nın kapısından geçen tarih

07 Haziran 2026 Pazar 12:33

Gelenekleri kurban etmeyelim

19 Mayıs 2026 Salı 13:01

Cenaze evine gitmenin adabı...

13 Nisan 2026 Pazartesi 19:43