Rabbim verdi… Peki ya emeğin karşılığı?

Bu yıl Ahırlı'da hasat, yıllardır görülmeyen bir umutla başladı. Kışın oldukça bereketli geçmesi, kar ve yağmur yağışlarının toprağı doyurması tüm bölge halkının da umutlarını yeşertmişti.

Fazla değil bundan yalnızca bir ay önce Ahırlı'nın kahvehanelerinde çaylar umutla içiliyor, soğlada yapılan çalışmalar anlatılıyor, yağmurlar, başakların doluluğu konuşuluyordu. ‘Bu yıl bereketli geçecek, beş yüz kilonun üstüne çıkarız altına düşmeyiz’ derken içtiği çayın tadı bir başka geliyordu.

Bu cümleleri sadece bir kişi söylemiyordu. Neredeyse herkes aynı inançla aynı hesabı yapıyordu. Çünkü gerçekten de uzun yıllardır özlenen bir tablo vardı.

Kim bilir... Belki de birçok çiftçi daha hasat başlamadan borcunun hesabını yapmıştı. Kimisi traktörünü yenilemeyi düşünüyordu. Kimisi çocuğunu üniversiteye göndermenin hesabını yapıyordu. Kimisi de yıllardır ertelediği evinin çatısını onarmayı...

Belki de uzun yıllardan sonra ilk kez çiftçi, hasat başlamadan yüzü gülerek tarlasına gitti. Özellikle Ahırlı'nın can damarı olan Soğla Ovası, bu yıl herkesin umuduydu. Bölgenin en geniş ve en verimli sulanabilir arazileri, adeta bereketin habercisi gibiydi.

Ama hayat bazen insanın yaptığı hesabı değil, toprağın yazdığı kaderi çıkarıyor önüne.

Ve insan biçerdöverler ile yalnızca ürününü değil, hayallerini de biçiyordu.

Ve nihayet beklenin an gelmişti! Biçerdöverler tarlalara girdi. İlk depolar doldu. İlk tartılar yapıldı. Ve herkes birbirine aynı soruyu sormaya başladı. ‘Kaç kilo aldın?’ İlginçtir... Bu soru vardı. Ama eskisi gibi yüksek sesle verilen cevaplar yoktu.

Çünkü herkes birbirinin ürününü merak ediyor, kendi tonajını söylemeye ise çekiniyordu.

Bir ay önce rahatlıkla telaffuz edilen beş yüz kilogram, artık fısıltıyla konuşuluyordu. Gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Biçerdöverler tarladan çıkmaya başlayınca umutların yerini sessiz bir şaşkınlık aldı. Beklenen olmadı...

Ahırlı'da ortalama verim, arpada yaklaşık 350 ile 400 kilogram, buğdayda ise 300 ile 350 kilogram civarında kaldı. Hasat sürerken bu kez başka bir sürpriz çıktı karşılarına. Nem...

Yağmurların geç çekilmesi nedeniyle birçok üreticinin ürünü yüksek nemle biçildi. Bazı üreticiler ürününü teslim ederken yüzde 15 ila 25 arasında kalite ve değer kaybıyla karşılaştı.

Düşünün, zaten beklediğiniz 500-550 kilogram yerine 350 ile 400 kilogram ürün alıyorsunuz. Üstelik onun da bir kısmı, yüksek nem nedeniyle değer kaybediyor. Çiftçinin ifadesiyle söyleyelim, Başak doluydu ama cebimiz boş kaldı.

Derken gözler Toprak Mahsulleri Ofisi'ne çevrildi. 2026 yılı için açıklanan fiyatlar, Ekmeklik ve makarnalık buğdayda 16.500 TL/ton, Arpada 12.750 TL/ton olarak belirlendi. Desteklerle birlikte üreticinin eline geçecek tutarın buğdayda 19.514 TL, arpada 15.764 TL'ye ulaşacağı açıklanmıştı.

Ancak çiftçilerin ifadesine göre TMO’nın nakliye ve kesintilerle arpanın fiyatının 11.900 ile 12.000 arasında, buğdayın ise nem oranı, nakliye ve yabancı maddelerin oluşumundan dolayı 13.900 olarak kalmıştı.

Elbette açıklanan rakamlar önemlidir. Ama çiftçinin hesabı sadece ton başına fiyat değildir.

Çünkü onun defterinde başka rakamlar da vardır. Mazot… Gübre… Tohum… İlaç… Biçerdöver… İşçilik… Sulama… Her biri geçen yıla göre artmıştır. Tarımsal girdi fiyat endeksindeki yükseliş de bu baskıyı doğrulamaktadır.

Bu kez kahvehanelerde başka bir sessizlik başladı. Kimse Çok iyi oldu diyemedi. Kimse Tam istediğimiz gibi de diyemedi. Çünkü rakam büyümüştü. Ama masraf daha hızlı büyümüştü.

Çiftçi biçerdöverin deposuna baktı. Beklediğim kadar değil dedi. Lisanslı depoya gitti. Nem yüksek dediler. Bu cevap ile çiftçilerin sadece ürünleri değil gözleri de nemlendi. Fiyat açıklandı. Biraz daha iyi olmalıydı dedi. Balya yaptı. Hiç olmazsa buradan kazanırım diye düşündü. Ama balya da para etmedi.

Yani bu yıl Ahırlı çiftçisi dört kez umutlandı... Dört kez sustu. Yani bu yıl Ahırlı'nın harman yerlerinde sadece buğday savrulmadı. Umutlar da savruldu. Hasat sevincinin yerini derin bir sessizlik aldı.

Bunun üstüne birde Soğla arazisinin kiralama sistemine geçilmemiş olmasından dolayı çiftçilerin yaklaşık dekar başına 3 bin 250 TL ecrimisil ödemek zorunda bırakılması, tarımsal desteklerin hiç birinden faydalanmaması Soğla arazisini eken çiftçilerin daha yüksek zarar etmesine neden oldu. (Aslında Ahırlılı çiftçilerin en büyük ve öncelikli sorunu bu biliyor musunuz? )

İşte Ahırlı'da bu yıl en çok duyduğum cümlelerden biri şuydu, ‘Rabbim verdi... Çok şükür. Ama emeğimizin karşılığını alamadık.’ Bu cümleyi iyi anlamak gerekiyor. Çünkü burada isyan yok. Şükürsüzlük yok. Önce Allah'ın verdiğine razı olmak var. Ama ardından da alın terinin hakkını istemek var.

İşte tam burada durup şu soruyu sormamız gerekiyor. Gerçekten sorun sadece açıklanan fiyat mı? Bence değil. Asıl mesele, çiftçinin alım gücü. Bugün bir ton buğday satan üretici, on yıl önce alabildiği kadar mazot alabiliyor mu? Aynı miktarda gübre alabiliyor mu? Traktörünün bakımını aynı rahatlıkla yaptırabiliyor mu? Ailesinin beklentilerine cevap verebiliyor mu?

İşte cevaplanması gereken soru budur. Çünkü rakamlar büyüyor olabilir. Ama alın terinin değeri aynı oranda büyümüyor. Tüm bunlara rağmen bugün için söyleyeceğim son söz şudur, Ahırlı'nın çiftçisi toprağa küsmez. Yağmur yağarsa Rabbim verdi. der. Kuraklık olursa sabreder. Ertesi yıl yine eker. Çünkü o, toprağı sadece geçim kapısı olarak görmez emanet bilir.

Fakat unutulmamalıdır ki, toprağa emek veren insanın emeği değersizleşirse, bunun kaybedeni sadece çiftçi olmaz. Kaybeden Ahırlı olur. Kaybeden Konya olur. Kaybeden Türkiye olur. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, kasasındaki para değil tarlasındaki başaktır. Ve o başağı yetiştiren insanın yüzü gülmüyorsa, hiçbirimizin yüzü gülmez hiç birimizin geleceği tam anlamıyla güvence altında değildir. Bu sesi sadece duymak yetmez. Anlamak da gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ali Sait Öge Arşivi

Sultan Abla... Hani çocuğun yoktu!

13 Temmuz 2026 Pazartesi 08:51

Dervişin hayal kırıklığı

07 Temmuz 2026 Salı 09:38

Aile, ‘Getir’ tuşuyla kurulmuyor

01 Temmuz 2026 Çarşamba 08:50

Tek kişilik ordu...

18 Haziran 2026 Perşembe 09:46

Ahırlı'nın kapısından geçen tarih

07 Haziran 2026 Pazar 12:33

Gelenekleri kurban etmeyelim

19 Mayıs 2026 Salı 13:01

Cenaze evine gitmenin adabı...

13 Nisan 2026 Pazartesi 19:43