Abdurrahman Hakan Pakiş

Abdurrahman Hakan Pakiş

İzahatın haddini bilmek!

Bismillah.

Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

İnsan, konuşan bir canlıdır. Ancak konuşmak, sadece ses çıkarmak değil; bir mana inşa etmektir. Eğer inşa edilen o mana, hakikati kuşatmaya yetmiyorsa, ortaya çıkan şey “söz” değil, “gürültü” olur. Cemil Meriç, lisanı bir “namus” olarak görürdü. Ona göre kelimeler, hakikatin elbiseleridir; elbette bu elbise dar geliyorsa, o hakikati zorla içine sığdırmaya çalışmak, ona hakaret etmektir.

Sözün Ağırlığı

Kur’an-ı Kerim, sözün sadece havada uçup giden bir titreşim olmadığını, her bir kelimenin bir kayıt ve sorumluluk altında olduğunu bizlere hatırlatır:

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ.

“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini (amel defterine) kaydeden bir melek hazır bulunmasın.” (Kâf, 50/18).

Bu ayet, lisanın sadece bir iletişim aracı değil, bir “hesap verme” sahası olduğunu gösterir. Eğer bir söz, hakikati anlatmaya kifayet etmiyorsa; o sözün söylenmesi hem vakit israfı hem de meleklerin kayıt defterinde beyhude bir yer işgalidir. Değmeyecek bir söze, mukaddes olan lisanı alet etmek tam bir kabahattir.

Ya Hayır Söyle Ya Sus

İslam ahlakının dil konusundaki en temel yasası, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] şu meşhur hadisidir:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 122, 123).

Bu nebevi emir, Cemil Meriç’in “Fazladan izahat, lisânen kabahattir” uyarısının asırlar öncesinden gelen köküdür. “Hayır” olmayan, bir boşluğu doldurmayan, hakikati aydınlatmayan her söz, “mâlâyâni” yani lüzumsuz işler kategorisine girer. İnsan ruhu, gereksiz konuşmalarla dağılır; oysa sükût, ruhu bir araya toplar, onu bir odak noktasına çeker.

İzahatın Haddini Aşması

Bazen bir şeyi çok fazla açıklamak, onu daha iyi anlaşılır kılmaz; aksine o şeyin özündeki derinliği bozar. Modern çağın en büyük hastalıklarından biri “açıklama çılgınlığı”dır. Her şeyi tanımlamak, her şeyi kategorize etmek ve her şeyi dile dökmek istiyoruz. Oysa bazı hakikatler, kelimelerin bittiği yerde başlar.

“Fazladan izahat, lisanen kabahattir” denilmesi, muhatabın zekâsına ve eşyanın gizemine hürmet etmektir. Bir resme baktığınızda, birisi size sürekli o resmin ne anlatmak istediğini “izah” ederse, resmi görmenize engel olur. Söz de böyledir; bazen hakikatle aramızdaki en kalın perde, bizzat onu anlatmaya çalışan yetersiz kelimelerimizdir.

İlmî Bir Edep Olarak Sükût

Sükûtun dili, kelamın dilinden daha fasih (açık) olabilir… Hikmet ehli bir zatın şu yaklaşımı bu konuda bir rehberdir:

“Konuşmak istediğin zaman düşün; eğer konuşmanda bir maslahat (fayda) varsa konuş, eğer şüphen varsa sus.”

Eğer söz, maksadı hasıl etmeye yetmeyecekse, o sözü zorlamak bir nevi kibirdir. “Ben anlatırım, ben tanımlarım, ben her şeyi söze dökerim” kibri... Oysa ilim, haddini bilmektir. Kelimeler her şeyi anlatamaz. Eğer kelime yetmiyorsa, susmak acizlik değil, bir duruş gösterisidir.

Kelime İsrafı

İsraf denilince aklımıza sadece ekmek ya da para gelir. Oysa gereksiz kelime sarf etmek de israftır. Kur’ân-ı Kerîm’de Rahmân’ın kulları şöyle anlatılmakdatır:

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا.

“Rahmân (olan Allah) ’ın (has) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürüyen ve câhil kimseler kendilerine (incitici sözler ile) laf attığında, (onların seviyesine düşmeden, vakarlarını koruyarak, “Sizin zararınızdan biz) selâm (ette olalım, bizden uzak durun)” deyip geçen, kimselerdir.” (Furkân, 25/63).

Buradaki “Selâm” ifadesi, aslında bir sükût ilanıdır. “Senin seviyende bir kelam kurarak dili kirletmeyeceğim” duruşudur. Boş ve lüzumsuz izahatlarla lisanı yormak, o kutsal emanete (beyan sıfatına) yapılan bir haksızlıktır.

Çok konuşan az derinleşir. Az konuşup çok okuyan (veya tefekkür eden) ise sükûtun içinde devasa bir dünya kurar.

Günümüzde herkes konuşur ama kimse birbirini duymaz. Eğer birine bir şeyi anlatamıyorsan, kelimelerin o köprüyü kurmaya yetmiyorsa, ısrar etme. Israr etmek, lisanı hırpalamaktır. Bırak, sükûtun anlatsın. Bazı şeyler sadece susarak anlaşılır…

Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] “cevâmiu’l-kelim” (az sözle çok mana ifade etme) yeteneğini hatırlamak gerekir. O, en büyük hakikatleri en yalın ve en öz kelimelerle anlatırdı. Fazladan tek bir harf bile israf edilmezdi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Hakan Pakiş Arşivi

​​​​​​​Emeğin karşılığı

22 Temmuz 2026 Çarşamba 17:23

Ânın bereketi

22 Haziran 2026 Pazartesi 17:21

İyi ki ölüm var!

09 Haziran 2026 Salı 13:40

Eğitimde sevgi ve nebevî metod

14 Mayıs 2026 Perşembe 12:43

Kalabalıklar içinde yalnızlık

27 Nisan 2026 Pazartesi 17:15

Eşiği geçerken fark etmek

13 Nisan 2026 Pazartesi 14:02

Bir mürşidâne duruş

30 Mart 2026 Pazartesi 10:44