Abdurrahman Hakan Pakiş
Emeğin karşılığı
Bismillah.
Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.
İnsan, doğası gereği yaptığı işin sonucunu hemen görmek ister. Bir tohum ektiğinde hemen meyve vermesini, bir ders çalıştığında hemen karşılığını almayı, bir iyilik yaptığında ise derhal bir teşekkür duymayı bekler. Ancak dünya hayatı her zaman bu beklentileri karşılamaz. Bazen yıllarca süren emekler bir çırpıda silinmiş gibi görünür; bazen en samimi niyetler yanlış anlaşılır. İşte tam bu noktada, müminin sığınağı olan o muazzam hakikat devreye girer: Allah [celle celâlühû], kulunun emeğini asla zayi etmez.
ZERRELERİN HESABI
Kur’ân-ı Kerîm’de, emeğin ve karşılığın mutlaklığı ifade edilirken en küçük birim örnek gösterilir. Nitekim Zilzâl Suresi’nde buyurulur:
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۜ ﴿٧﴾ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ ﴿٨﴾.
“Kim (dünya hayatında iken) zerre ağırlığınca bir iyilik yapmışsa, (âhirette) onu (n mükâfatını) görür. Kim de (dünya hayatında iken) zerre ağırlığınca bir şer yapmışsa, (âhirette) onu (n karşılığını) görür.” (Zilzâl, 99/7-8).
Buradaki “zerre” ifadesi, hiçbir eylemin evrenin kayıtlarından silinmediğinin en büyük delilidir. Allah, yapılan işin hacmine değil, o işin içindeki samimiyete ve harcanan alın terine bakar. Bir insanın gizlice bir yetimin başını okşamasıyla, milyonların önünde büyük bir bağış yapması arasında, niyet noktasında bir fark yoksa Allah katında her ikisi de “kayıt altındadır.”
ŞEKÛR OLAN ALLAH
Allah’ın isimlerinden biri de eş-Şekûr’dur. Bu isim, “az bir amele karşılık çok mükâfat veren, iyilikleri asla karşılıksız bırakmayan” anlamına gelir. İnsanlar nankörlük edebilir, verdiğiniz emeği görmezden gelebilir; fakat Şekûr olan Allah, yapılan her iyiliği “şükranla” karşılar. Kehf Sûresi’nde bu durum şöyle müjdelenir:
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلًا.
“Şüphesiz, îmân edip sâlih ameller işleyenlere gelince… Elbette biz (böyle) güzel ameller işleyenlerin ecrini/mükâfatını (asla) zayi etmeyiz.” (Kehf, 18/30).
Bu ayet, bir işin zayi olmamasının ön şartlarından birini “ihsan” (güzel iş yapmak) olarak belirler. Yani işini en iyi şekilde, titizlikle ve Allah’ın kendisini izlediği bilinciyle yapan kişi için “boşa gitti” diye bir kavram yoktur.
AMELİ İBADETE DÖNÜŞTÜREN İKSİR
Peki, bir işi “Allah için” kılan şey nedir? Elbette niyettir. Hz. Ömer’den [radıyallahu anh] rivayet edilen o meşhur hadis-i şerif, bu meselenin temel taşıdır:
“Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır...” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1).
Bu hadis bize şunu öğretir: Eğer siz bir işi sadece dünya menfaati veya insanların alkışı için yaparsanız, o iş bittiğinde karşılığını da dünyada alırsınız ve defter kapanır. Ancak aynı işi “Allah rızası için” niyet ederek yaparsanız, o iş artık fiziksel sınırlarını aşar ve ebedileşir.
Örneğin, Allah rızası gözetilmeden sadece bir bilgi edinme çabasıyla okunan birkaç sayfa, belki zihnimizde kalabilir. Ancak “Rabbimin bana verdiği aklı kullanmak, onun yarattığı dünyayı anlamak ve faydalı bir insan olmak” niyeti ve O’nun rızasıyla okunuyorsa, o birkaç sayfanın her harfi bir ibadet, her dakikası bir zikir hükmüne geçer. İşte bu niyet, sıradan bir eylemi “zayi edilemez” bir hazineye dönüştürür.
SONUÇ ODAKLI DEĞİL, GAYRET ODAKLI YAŞAMAK
Ne yazık ki modern hayat bizi “başarı” ve “sonuç” hastası yaptı. Bir işin sonunda “somut” bir kâr yoksa o işi “kayıp” sayıyoruz. Oysa esas olan seferdir, zafer değil. Biz gayretten sorumluyuz, sonuçtan değil…
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur:
“İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlar hakkında aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikâk, 1).
Vaktini Allah yolunda harcayan birinin “aldanması” mümkün değildir. Çünkü zaman, Allah için harcandığında tükenen bir şey değil, ahirete yapılan bir sermayedir. Bir öğrencinin anlayamadığı bir mesele üzerine saatlerce kafa yorması, sonuca varamasa bile o süre boyunca harcadığı emek Allah katında karşılıksız kalmaz. Allah, o öğrencinin zihnindeki yorgunluğa elbette karşılık verir.
GÖRÜNMEZ KARŞILIKLAR
Bir işin zayi olmaması sadece ahiret sevabı demek değildir. Allah [celle celâlühû], samimi çabaların karşılığını dünyada da farklı şekillerde verir. Allah için yapılan az bir amel, ömrümüze öyle bir bereket katar ki başkalarının yıllarca yapamadığını siz birkaç ayda yaparız. “Ben elimden geleni yaptım, gerisini Mevla’ma bıraktım” demenin verdiği o iç huzur, dünyadaki her türlü maddi kazancın üzerindedir.
KARARLILIK
Allah için yapılan işin zayi olmamasının bir diğer boyutu da sürekliliktir. Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:
“Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218).
KAYBEDEN KİMDİR?
Gerçek zayi olma hali, Allah’ın rızasının hesaba katılmadığı amellerdir. Kur’an bu durumu “serap” benzetmesiyle anlatır:
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِق۪يعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَٓاءً.
“İnkâr edenlerin amelleri ise ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde ise hiçbir şey bulamaz...” (Nûr, 39).
Eğer bir işte ihlas (samimiyet) yoksa o iş ne kadar büyük görünürse görünsün, ahiretin tartısında hafif kalacaktır. Ancak ihlas varsa, küçük bir tebessüm bile Uhud dağı kadar ağır gelebilir.
VELHASIL
Kardeşim, bazen yorulacaksın. Bazen “bu kadar çaba neye yarıyor?” diyeceksin. Bazen kimsenin seni takdir etmediğini, emeğinin görmezden gelindiğini hissedeceksin. İşte o anlarda dur ve hatırla: Senin her bir saniyene, her bir damla alın terine, her bir zorlandığın sayfaya, her bir yutkunduğun sabır anına, kâinatın sahibi mükâfat veriyor.
Dünya kayıtları silinebilir, kâğıtlar yanabilir, hafızalar unutabilir. Ama Allah’ın katındaki o “Ümmü’l-Kitab” (Levh-i mahfûz) asla şaşmaz.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.