Abdurrahman Hakan Pakiş

Abdurrahman Hakan Pakiş

Ânın bereketi

Bismillah.

Elhamdülillah, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlillah.

Ebu Said el-Harrâz hazretleri [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:

“Kaybedilen zamanı telafi etmeye çalışmak, zaman kaybıdır.”

Bu söz, ilk bakışta insanı bir hüzne sevk etse de, aslında hakikate giden yolda ayağımıza bağ olan en ağır zinciri, yani “geçmişin yasını tutma” prangasını kırıp atmak için söylenmiştir.

İnsan, nisyandan gelen bir varlıktır. Unutur, erteler, ihmal eder. Ancak insanoğlunun en büyük yanılgısı, elinden kaçıp giden saniyeleri, dakikaları ve yılları geri getirebileceği zannıdır. Oysa zaman, tıpkı bir nehir gibi akar; akan suyun içinden bir damlayı tekrar tutmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Ebu Said el-Harrâz hazretlerinin işaret ettiği bu incelik, müridin ve hakikat yolcusunun “vaktin oğlu” (İbnü’l-vakt) olması gerekliliğidir.

Geçmişin Hayaleti ve Ânın Hakikati

Bir düşünelim; dün elden çıkmıştır. Yarın ise henüz gelmemiştir, gelip gelmeyeceği de meçhuldür. İnsanın elinde yalnızca “şu an” vardır. Kaybedilen bir zaman dilimi için eyvah etmek, diz dövmek ve “Keşke o zamanı şöyle değerlendirseydim” diye planlar yapmak, aslında mevcut olan vaktin de israf edilmesinden başka bir şey değildir. Bu, bir borcu ödemek için başka bir tefeciden daha ağır bir borç almaya benzer.

Cenab-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de Asr Suresi’nde zamana yemin ederek şöyle buyurur:

وَالْعَصْرِۙ ﴿١﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ ﴿٢﴾ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ ﴿٣﴾

“1. Zamana kasem olsun ki,

2. Şüphesiz ki insan ziyan içerisindedir.

3. Ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr, 103:1-3).

Bu ayet-i kerime, ziyanın ancak içinde bulunulan vaktin iman, amel ve istikametle doldurulmamasıyla mümkün olduğunu ihtar eder. Geçmişin kaybını telafi etmeye odaklanan kişi, o sırada “salih amel” işleme ve “hakkı tavsiye etme” imkânını, yani elindeki tek sermayeyi de elinden kaçırmaktadır.

İbnü’l-Vakt Olmak

Tasavvuf ehli, vaktin kıymetini bilmeyi en büyük keramet saymıştır. Gönül sultanları, müridlerine hep şunu telkin etmiştir: “Zamanın arkasından koşma, zamanın içinde ol.” Çünkü geçmişe takılıp kalan bir akıl, bugünün tecellilerini göremez.

Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların değerini takdir etmekte aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikâk, 1).

Bu hadis, vaktin bir sermaye olduğunu ve bu sermayenin “aldanış” ile harcanmaması gerektiğini hatırlatır. Geçmişin telafisiyle uğraşmak, o “aldanışın” bir başka maskesidir. Şeytan, insanı bazen hayır yolunda gibi görünüp geçmişteki hatalarına veya kaybettiği fırsatlara ağlatarak, bugünün zikrinden ve şükründen alıkoyar. “Ben ne kadar çok vakit kaybettim, artık çok geç” düşüncesi, aslında şeytanın en sinsi tuzaklarından biridir. Oysa Allah’ın [celle celâlühû] rahmetinden ümit kesilmez; telafi geçmişe dönerek değil, geleceğe sıdk ile yönelerek yapılır.

Tevbe, Telafi Değil Yenilenmedir

Peki, geçmişin hataları hiç mi düşünülmeyecek? Elbette düşünülecek, ancak bu bir “geri getirme” çabası değil, bir “tevbe” ve “ibret” makamında olmalıdır. Tevbe, geçmişi değiştirmek değil, geleceği inşa/imar etmektir. Bir kişi geçmişte kılmadığı bir namazın ya da tutmadığı bir orucun yasını tutarak vaktini harcamak yerine, hemen o anda kaza namazına durmalı veya Allah’a iltica etmelidir.

“Zaman kaybıdır” denilen şey, insanın zihninin ve kalbinin “dün”de asılı kalmasıdır. Oysa kulun tek vazifesi, içinde bulunduğu nefesi Allah’ın rızasına uygun tüketmektir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin dediği gibi: “Dünle beraber gitti, cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Bir derviş, üstadının huzuruna gelip hıçkırıklarla ağlamaya başlar. Üstadı sorar: “Neden bu kadar kederlisin evladım?”

Derviş cevap verir: “Efendim, gençliğimi heba ettim. İlim öğreneceğim yıllarda gafletle uyudum, ibadet edeceğim yıllarda dünya telaşına düştüm. Şimdi bu kaybettiğim yılları nasıl geri getireceğim? Gece gündüz bunu düşünüyorum, uyku uyuyamıyorum.”

Üstadı şöyle der:

“Evladım, şu an ağlayarak geçirdiğin vakit de, kaybettiğini iddia ettiğin o yılların kervanına katılıyor. Geçmişi telafi etmeye çalışırken, bugünü de feda ediyorsun. Allah Teâlâ senden geçmişi geri getirmeni değil, bugünü O’nun rızası doğrultusunda geçirmeni istiyor. Eğer sen şu anını “Lâ ilâhe illallah” diyerek ya da bir yetimin başını okşayarak geçirirsen, Allah senin o geçmişteki boşluğunu rahmetiyle doldurur. Ama sen “nasıl telafi ederim” diye dövünürsen, hem dünü hem bugünü kaybeden bir müflis olursun.”

Derviş o an anlar ki; vaktin kazası yoktur, ancak vaktin ihyası vardır.

Netice-i Kelâm

Hayat, tek kullanımlık bir sermayedir. Her nefes, bir sonrakine hazırlıktır. Anı yaşa ama nefsin hevasıyla değil, Hakk’ın rızasıyla.

Geçmişe dair hüzün ve geleceğe dair kaygı, bugünün bereketini emen iki büyük parazittir. Mümin, “keşke” kelimesini lügatinden silen, “şimdi ne yapabilirim?” sorusunu baş tacı eden kişidir. Unutmamalıdır ki, Allah katında bir anlık samimi bir yöneliş, gafletle geçen bin yıla bedel olabilir. Zamanı geri döndüremezsiniz, ama zamanın sahibine her an dönebilirsiniz.

Cenab-ı Hak bizleri vaktini israf edenlerden değil, vaktini aşk ve şevk ile inşa edenlerden eylesin. Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Hakan Pakiş Arşivi

İyi ki ölüm var!

09 Haziran 2026 Salı 13:40

Eğitimde sevgi ve nebevî metod

14 Mayıs 2026 Perşembe 12:43

Kalabalıklar içinde yalnızlık

27 Nisan 2026 Pazartesi 17:15

Eşiği geçerken fark etmek

13 Nisan 2026 Pazartesi 14:02

Bir mürşidâne duruş

30 Mart 2026 Pazartesi 10:44

Gurbetin ortasında yakınlığı bulmak

02 Mart 2026 Pazartesi 15:27