1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. SİVAS’TA DOLU DOLU BİR GÜN
SİVAS’TA DOLU DOLU BİR GÜN

SİVAS’TA DOLU DOLU BİR GÜN

Aynı coğrafi bölgede yer aldığımız Sivas; tarihi, turistik zenginlikleri ve mutfağıyla mutlaka gezilmesi gereken güzide şehirlerimizden biri

A+A-

Sivas, İç Anadolu bölgesinde bir şehrimiz. Madımak olaylarından dolayı önyargıyla gittiğim bu şehir, en baştan ifade etmeliyim ki beni çok şaşırttı. Neden mi? Sürücü ve yayaların trafik kurallarına riayeti, şehirde korna sesinin hemen hemen hi duyulmaması, insanların kibarlığı ve yardımseverliği. Madımak olayının olduğu yer de şu anda müze olarak hizmet vermekte. Büyük modern bir görünüm kazandırılmış, girişe ölenlerin anısına bir anıt yapılmış. Olayların yaşandığı sokak oldukça dar. Yanarak ölmek ne demek, olayların olduğu dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun hala yargılanmamış olması, şu anda vatan nutukları çekmesi garibime giden, beni ziyadesiyle şaşırtan bir durum. Evet, bir daha yaşanmamasını dilediğim bu tatsız konunun detaylarını, yazımızın tek tatsız ama bilinmesi gereken, ibret alınması gereken bir anektot olarak aktararalım. Sonrasında da şehri gezmeye başlayabiliriz;

Sanatçı ve yazarlardan oluşan 33 kişinin Sivas'taki Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülmesinin ardından 26 yıl geçti ve yaşananların yıl dönümünde hayatını kaybeden toplamda 37 kişi saygı ve özlemle anılıyor. Peki, 2 Temmuz 1993 yılında Madımak Oteli'nde neler oldu?

2 Temmuz 1993'te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için günler öncesi Sivas'a giden, çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınan isimlerinde yer aldığı 51 kişiden oluşuyordu. Sivas olaylarından iki gün önce kentte dağıtılan bir bildiride, Aziz Nesin'in o sırada başyazarı olduğu Aydınlık gazetesinde yayımlanan Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" kitabından bahsedilerek, Nesin hedef gösterildi. Dört gün sürecek şenliklerde çeşitli sanatsal faaliyetler yürütecek olan grup sadece ilk gün etkinliklerini düzenleyebildi. Şenliğin ikinci günü olan ve Cuma gününe denk gelen 2 Temmuz'da namaz çıkışı toplanan bir grup etkinliğin yapıldığı alana yürümeye başladı. Sloganlarla etkinlik alanına yürüyen grup, hiçbir müdahale olmadan akşam saatlerine kadar 15 bin kişi halini aldı. Binlerce kişi otelin önünde sloganlar eşliğinde binayı taşladı ve camlar kırıldı. Birkaç saat içinde otel önündeki araçlar ateşe verildi. Otel içindekiler ise ya dışarı çıkıp linç edilecekti ya da otelde gruba müdahale edilmesini bekleyecekti. Ancak saldırgan kalabalık, oteli ateşe verdi ve kimi boğularak kimi de yanarak hayatını kaybetti.

Peki sonra ne oldu, katliamın ardından yapılan ve yıllar süren mahkemelerin neticesinde nasıl bir sonuç hasıl oldu derseniz, şöyle açıklarız… Yaşanan olayların ardından 35 kişi gözaltına alındı ve sonrasında bu sayı 190'a ulaştı. Gözaltına alınanlardan 66'sı serbest bırakıldı. "Sivas davası" olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15'er yıl, 3 sanık 10'ar yıl, 54 sanık 3'er yıl, 6 sanık 2'şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37'si ise beraat etti. Yıllar sonra Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998'de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002'de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum edildi. Zaman içerisinde tahliyeler ile hapisteki kişi sayısı 33'e düştü. Sivas katliamının kilit isimlerinden 8 sanık ise 1997'deki bozma kararı sonrasında firar etti. Sivas Davası 2014 yılında zaman aşımına uğradı ve tüm dava kapatıldı. Yaşanan olayların ardından 35 kişi gözaltına alındı ve sonrasında bu sayı 190'a ulaştı. Gözaltına alınanlardan 66'sı serbest bırakıldı. "Sivas davası" olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15'er yıl, 3 sanık 10'ar yıl, 54 sanık 3'er yıl, 6 sanık 2'şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37'si ise beraat etti. Yıllar sonra Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998'de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002'de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum edildi. Zaman içerisinde tahliyeler ile hapisteki kişi sayısı 33'e düştü. Sivas katliamının kilit isimlerinden 8 sanık ise 1997'deki bozma kararı sonrasında firar etti. Sivas Davası 2014 yılında zaman aşımına uğradı ve tüm dava kapatıldı.

Sizin de benim gibi içiniz daraldı değil mi, geçelim…

Gezi güzergahımızdan bahsetmeye geçmeden son olarak Sivas’ın yerel gazeteleri için de bir paragraf açalım müsaadenizle; Bizim Sivas, yerel bir gazete, 8 sayfa, ön ve arka sayfa renkli. 1 liradan satılıyor. Mizanpaj ve ıçerik oldukça zayıf, birbirine girmiş, zor okunan bir tasarım. Fakat Mustafa Kutlu ve Berat Demirci köşe yazıları sürpriz oldu. Diğer köşe yazarları, özellikle spor yazarı İsmail Dursun ne dediği belli değil, imla falan hak getire zaten. Mustafa Kutlu gibi birinin yazısının başlığında Türkçe karakterler çıkmamış. Yani itina, kontrol hiç yok. İnsanları ve trafiği şaşırtıcı bir şehrin çok daha iyi bir gazeteyi hak ettiğini düşünüyorum. Bu noktada Konya'nın çok çok gerisinde Sivas…

Doğu Ekspresi treninin duraklarından birinin de Sivas olduğunu vurgulayarak başlayalım gezimize. Tarihi MÖ 5 binli yıllara dayanan ve gerçek bir tarihi zenginlik olan Sivas’a dair ilk intibamız sakin, küçük, şirin bir şehir olması. Yukarıda anlattığımız elimle, şehrin ne derece kahredici bir haksızlığa uğratıldığını, zarar gördüğünü gezdiğiniz her adımda iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Sivas’ta milli mücadelenin başladığı kongre binası, merkezde yer alıyor. Sivas Valisi Mehmet Mazlum Bey tarafından 1892 yılında yaptırılan bina aslında bir lise binasıymış. 4 Eylül-12 Eylül 1919 tarihleri arasında, Kuvayı Milliye tarafından Türk Kurtuluş Savaşı'nın hazırlanmasında bir kongre merkezi olarak kullanılmış. Kongre sonrasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 18 Aralık 1919'a kadar bu binada kalmışlar. 1930'da bina bakımdan geçer. 1984 yılında cumhurbaşkanı Kenan Evren'in talimatıyla, lise binası Kültür Bakanlığı tarafından satın alınır. Restorasyon sürecinden sonra 1990 yılında Kongre müzesi olarak açılır. Dönemin izlerinin korunmaya çalışıldığı bina iki katlı, ahşap. Kongrenin yapıldığı küçük alan üst katta. Girişte solda katiplerin masası, karşılarında Mustafa Kemal’in masası. Karşıda ise katılımcıların oturduğu alan. Kongre binasında görsel ve sesli destekle  günlerin atmosferi ziyaretçilere yaşatılmaya çalışmış. O dönemin telgraf, basın gibi iletişim araçları, Sivas kadınlarının Milli Mücadeleye katkıları küçük odalarda teşhir ediliyor.

Anadolu’nun en eski camilerinden biri olan Ulu Camii, Anadolu Selçuklu Dönemi'nde inşa edilen camilerin en görkemli örneği ve burası da merkezde gezilebilecek yerlerden. Buna ayrı bir paragraf açmam gerek, çünkü asırlar öncesinde atalarımızın o eşsiz zevke, emeğe, sabıra nasıl ulaştıkları dillere destan. Google amcanın da yardımını alarak, dekorasyonundaki her figür, eşsiz bir sanat, mimarlık ve mühendislik harikası olan, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan, fakat an itibarıyla restorasyon çalışmaları devam eden Divriği Ulu Camii ve Şifahanesini tanıtalım;

Divriği ve civarında en erken yerleşim Hititler Dönemi'ne kadar inmektedir. Yöre, Mengücekoğulları’nın yönetimi altında olduğu dönemde Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından camisi ile birlikte 1228-1229 yıllarında yaptırılmıştır. İslam mimarisinin bu başyapıtı iki kubbeli türbeye sahip bir cami ve ona bitişik bir hastaneden oluşmaktadır. Yapılar, mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası Türkiye’nin bu listeye giren ilk mimari yapısıdır.

Mimarı Ahlatlı Hürremşah’ın elinde 1228 yılında şekil alan Divriği Ulu Cami, plan tipi ve süsleme özellikleri bakımından benzeri olmayan bir eserdir. Camiye bitişik olarak inşa edilen, iki katlı, avlulu ve eyvanlı bir yapı olan Darüşşifa, hastaların su sesi ile sağlıklarına kavuştuğu bir hastane olarak benzersiz özelliklere sahiptir.

Ulu Cami ve Darüşşifa, dıştan yalın bir mimari görünüme sahiptir. Ancak Darüşşifa Taç Kapısı, Cami Kuzey Taç Kapısı, Cami Batı Taç Kapısı ve Şah Mahfili Taç Kapısının her biri birbirinden farklı eşsiz bezemeleri ile göz kamaştıran birer mimarlık ve mühendislik harikası niteliğindedir.

Yapının tüm taç kapılarındaki üç boyutlu, asimetrik, bitkisel ve geometrik figürler özgün bir betimleme anlayışıyla heykele yakın yüksek kabartma tekniğinde coşkun bir biçimde işlenmiştir. Taşın adeta bir dantel gibi işlendiği Divriği Ulu Cami ve Darüşşifasındaki bu barok mimari üslubun Türk ve İslam Sanatında bir başka benzeri yoktur. Taç kapılarda olduğu gibi cami içindeki her sütun, sütun kaidesi ve sütun başlığı ile kubbe içi tavan süslemeleri de ayrı üslup ve bezeme örneklerini sergilemektedir. İkindi saatlerinde taç kapıya yansıyan insan siluetlerini, buraya gitme imkanınız yoksa bile, Youtube’den görebileceğinizi de belirtmek isterim.

Gök Medrese ise bir başka gezilmesi gereken tarihi mirasımız. Açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı bir medrese, taç kapıda kullanılan mermer malzeme nedeniyle ışık gölge oyunları ile muhteşemdir.

Çifte minareli medrese, Şifaiye medresesi gezilebilecek diğer mekanlar. Teknolojik imkansızlıklara rağmen asırlar öncesinin zevk, estetik ve ince düşüncesini yansıtan muhteşem yapılar bunlar.

Şehrin en merkezi yeri meydan diye geçiyor. Burada büyük sayılabilecek çarşı var, şehrin yemek kültürünü yansıtan lokantaları ve çeşitli alışveriş mekanları ile kendi halinde, sade ve samimi bir izlenim bırakıyor buralar bizde.

Sivas’ın  yemekleri diğer pek çok şehrimiznki gibi nefis mi nefistir: Sivas köfte, döner, etli pide, dal turşusu, madımak çorbası, peskutan çorbası, haşlama içli köfte mutlaka tatmanız gereken lezzetlerden. Sivas köftesi için KirliAhmet, döner içinse Has Döner vazgeçilmez adresler.

Sivas’ın meşhur köftesi, hemen her lokantanın menüsünde yer alıyor, bunu da lokantaların camlarında teşhir ediyorlar. Köfte için yukarıda da önerdiğimiz gibi Kirli Ahmet uygun bir tercih bizce. Esnaf lokantasını andıran bu küçük mekanda hiçbir katkı maddesi bulunmayan Sivas köftesi, bedava çorba eşliğinde servis ediliyor. Köftenin eti son derece önemli, çünkü köftede et tadı dışında alabileceğiniz başka bir katkı maddesi bulunmuyor. Köfteci Kirli Ahmet’in sanayi ve çarşıda birer şubesi daha bulunuyor.

Meydana on dakika mesafede bulunan alışveriş merkezinde yer alan Has Döner, eğer döneri bizim gibi seviyorsanız, tadını unutamayacağınız, ülkemizde Bursa’dan sonra en çok beğenerek yediğim dönerin adresi olarak beni cezbetti. Porsiyonlarının oldukça doyurucu ve fazla olduğu Has Döner, günün her saatinde dolup taşıyor. Sıcak tabaklarda servis edilen dönerde herhangi bir sos ya da başka bir katkı yok. Tıpkı Sivas köftesi gibi saf et, sadece et tadı. Kulu’daki döneri en iyi bilirdim ama ne yalan söyleyeyim, buradaki döner bir başka güzel. Et ağzınızda donmuyor, mideye rahatsızlık vermiyor, oldukça lezzetli, tam kıvamında.

Aynı bölgede yer alan Çerkezin Kahvesi adlı mekanda çayıız, kahvenizi renkli tahta masa ve sandalyelerin olduğu nostaljik bir ortamda içebilirsiniz. Çerkezin Kahvesi, buranın en çok talep gören kahvesi. Özelliği ise kahvenin telvesinin altta değil üstte olması. Oldukça ilginç değil mi, sırrını yazık ki alamadık. Sivas’a eğer bir gün yolunuz düşerse Çerkezin Kahvesine mutlaka uğramalısınız.

Meydan çarşısında kayısı kurusu, pestil fındık gibi kuruyemiş ürünlerinin satıldığı küçük dükkanlar da gerek kaliteli ve taze, gerekse ucuz fiyatlarıyla dikkat çekiyor.

Meydana on dakika mesafede bulunan alışveriş merkezinde yer alan Has Döner, eğer döneri bizim gibi seviyorsanız, tadını unutamayacağınız, ülkemizde Bursa’dan sonra en çok beğenerek yediğim dönerin adresi olarak beni cezbetti. Porsiyonlarının oldukça doyurucu ve fazla olduğu Has Döner, günün her saatinde dolup taşıyor. Sıcak tabaklarda servis edilen dönerde herhangi bir sos ya da başka bir katkı yok. Tıpkı Sivas köftesi gibi saf et, sadece et tadı. Kulu’daki döneri en iyi bilirdim ama ne yalan söyleyeyim, buradaki döner bir başka güzel. Et ağzınızda donmuyor, mideye rahatsızlık vermiyor, oldukça lezzetli, tam kıvamında.

Şehrimizden ulaşım konusunda hiçbir sıkıntı yaşamayacağınız Sivas’ta geçireceğiniz günleri, özellikle Divriği Ulu Camiinin cennet kapısını ve ikindi saatlerindeki insan siluetini unutamayacaksınız…. (YUSUF ALPASLAN ÖZDEMİR)

HABERE YORUM KAT