1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. ‘Tahammülü öğrenmek, sabra alışmak zorundayız’
‘Tahammülü öğrenmek, sabra alışmak zorundayız’

‘Tahammülü öğrenmek, sabra alışmak zorundayız’

Türk öykü, şiir ve eleştirisi üzerine edebiyatımızın önde gelen isimlerine sorduğumuz soruşturma sorularına M. Nuri Yardım Bey’in cevapları ile devam ediyoruz

A+A-

Türk edebiyatında hikâye anlatma biçimi son dönemlerde bir hayli değişim/dönüşüm geçirdi. Sizce, bugünün öykücülüğü, mesaisini yeni arayışlarla mı, yoksa kendi klasiklerini oluşturma gayretiyle mi devam ettirecek?

İkisi de doğrudur. Klasik hikâyeye yaslanan, bu konuda taviz vermeyen ve bu yolda yazmaya devam eden hikâyecilerimiz de var. Hikâyeyi modern bir kalıp içinde ‘öykü’ adlandırmasıyla farklı bir mecrada sürdürenler de... Esasında edebiyatın bütün türlerinde bu tür değişimler/dönüşümler olmuştur, oluyor. Şiirde de yok mu? Romanda da görülmüyor mu? Bence yazar kendisini sınırlamamalı. İçinden geldiği, yüreğinden geçtiği gibi yazmalı. Üretimine aralıksız devam etmeli. Yazar yayıncının talebine göre değil, okuyucunun isteğine göre değil, kendi ruh hâline uygun olarak yazmalı, çizmeli. Duygu ve düşüncelerini özgür biçimde ifade etmelidir. Yazarın kalıcı olup olmadığına zaman hükmedecek. Vakte direnen sanat eserleri ebedîleşiyor. Yıllar, yüzyıllar geçse de tazeliğini koruyor. Yunus Emre’nin ilahileri, Fuzulî’nin, Yahya Kemal’in ve Necip Fazıl’ın şiirleri gibi. Ben kendi adıma söyleyeyim, klasik tarzda kaleme alınmış edebî mahsulleri daha çok seviyorum. Bu şekli daha sevimli buluyorum. Ama farklı, değişik, çarpıcı edebî metinler de kaleme alınıyor, alınsın. Diğer türlerde olduğu gibi hikâyede de bu böyledir. Bırakalım bu çeşit metinler de yazılsın, renkliliktir, zenginliktir. Hükmü okuyucu ve zaman verecek nasılsa... Dolayısıyla ben hürriyetten yanayım. Herhangi bir kısıtlama, sınırlama getirilmemeli. Nasılsa edebiyat dergilerimiz çok ve her türe talepte bulunan dergicilerimiz ve onların sadık okuyucuları bulunuyor.

 

Yahya Kemal, “Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadim/Bir meşaledir, devredilir elden ele” demişti. Yirmi birinci yüzyılda meşalenin akıbeti sizce ne haldedir?

Yahya Kemal edebiyatımızda bir zirve. Şiiri muhteşem, nesri de öyle. Aynı zamanda bir fikir adamı, mütefekkir. Bugün onun kaleme aldığı şiirleri beğenmeyenler de olabilir. Ama unutulmasın ki vefatından bunca yıl sonra şiirleri hâlâ bir çok edebiyatseverde heyecan uyandırıyorsa, şiirseverlerin yüreklerini titretiyorsa demek ki büyük bir sanatkârla karşı karşıyayız. Mehmed Âkif için de benzer hüküm verilebilir. Bir zamanlar Âkif’in şiirini küçümseyen, hatta onun şair bile sayılamayacağını öne sürenler oldu. Ama dönüş yaptılar ve “Âkif gerçekten büyük sanatkârdır.” demeye başladılar. Demek ki münekkitlerin, edebiyat tarihçilerinin de fikirleri zaman içerisinde değişebiliyor, farklılaşabiliyor. 21. yüzyılda da Türk şiiri bence saltanatını devam ettirecektir. Cumhuriyet devrinin “Sultanü’ş Şuara”sı Necip Fazıl ve takipçilerini biliyoruz. Ama yeni orijinal şiirler de yazılıyor. Meselâ Ziya Osman Saba, Asaf Hâlet Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas, Ârif Nihat Asya, Sedat Umran, Sezai Karakoç, Bahaettin Karakoç, Mehmet Zeki Akdağ, Mustafa Necati Karaer, Olcay Yazıcı, Hüsrev Hatemi, Abdurrahim Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Mehmet Âkif İnan, Dilâver Cebeci ve daha pek çok şairimiz 21. Yüzyılda da okunacaklardır kanaatindeyim. Dolayısıyla şiir meş’alesi sönmeyecek, elden ele geçecek ve yeni nesilleri besleyecektir. Zayıf şiirler yok mu? Elbette var. Her zaman yazılmıştır bu tür manzumeler. Dün de yazılmıştır, bugün de yazılmaktadır, yarın da yazılacaktır. Bunu önleyemezsiniz. Zaten şiir mezarlığı da, büyük düşüncelere dayanmayan, ulvî düşüncelere yaslanmayan ve ince hassasiyetlerden beslenmeyen mısracıklarla, şiirciklerle doludur. Eh o kadar da olacak. Biz bardağın dolu tarafına bakacağız. Kanaatimce dünyanın en güzel şiirini biz yazmışız. Mevlâna, Yunus, Fuzulî ve Şeyh Galip henüz aşılamadı. Dün bu zaferleri elde eden şairlerimiz bugün de üstün konumlarını sürdürecek ve yeni şiirlerle sanatlarını yine taçlandıracaklardır. Biz tarih boyunca büyük zaferleri kazanmış, büyük galibiyetleri elde etmiş kutlu ve mübarek bir milletiz. Bu zaferlerin destanları elbette mısralara dökülecek ve ölümsüz şiirler kaleme alınacaktır. 15 Temmuz’un edebiyatı henüz yapılmadı. O muhteşem destan henüz yazılmadı. Ama bütün bunlar olacak. Çanakkale ve İstiklâl Harbi yazıldığı gibi 15 Temmuz da yazılacak göreceksiniz... Kut’ül Amare de, Fırat Kalkanı da... Ümitsizlik yok, kutlu şiire devam...

 

“Edebiyat Eleştirisi” kavramından ne anlamalıyız? Yokluğundan bunca şikâyet edilen eleştiri, rüştünü nasıl ispat etmeli?

Tahammülü öğrenmek, sabra alışmak zorundayız. Edebiyat eleştiri ile sanat tenkit ile gelişir, serpilir büyür. Tenkit değerlendirmedir. Eksiğiyle fazlasıyla esere yaklaşmadır, anlamaya çalışmadır. Ama ne hikmetse olumsuz bir imaj bırakmıştır bizde. Sanat eserinin sadece kötü tarafları yazılacakmış gibi anlaşılıyor. Bu bir vehim, hatta vesvese... Bu yüzden eleştirmenler pek sevilmez ülkemizde. Hâlbuki büyük hizmetleri var. Kendilerinden edebiyatçıların da, yayıncıların da, hatta okuyucuların da hoşlanmadıklarını bildikleri hâlde koca koca romanları, hikâye, şiir ve deneme kitaplarını gece gündüz okuyup düşüncelerin belirtiyorlar. Onlara bu zahmetleri için teşekkür etmek gerek. Yalnız bu geleneğin zayıf olduğunu belirtmeliyiz. Yüzlerce hatta binlerce şair, romancı, hikâyeci, deneme yazarı ve tiyatro yazarının olduğu Türkiye’mizde keşke beş on tenkitçimiz de olsa ve bu eleştirmenlerimizin çalışmaları, değerlendirmeleri ve kritikleri edebiyat dergilerinin baş köşesinde yer alsa... Bu da zamanla olacak tabii. Son yıllarda edebiyatta yükseliş devam ediyor, ama yeterli değil. Daha da geliştiğinde eleştiriye de daha fazla ihtiyaç hissedeceğiz. O zaman da kalem erbabı da, nâşirler de, kariler de tenkide tahammül edecek, hatta münekkitleri sevecek, gözleri gibi koruyacaklardır. Özetle tenkit, edebiyatı güzelleştirir, kaliteleştirir, berraklaştırır. Daha rafine hâle getirir. Eleştirisiz edebiyat cılız, soluk, çelimsiz, hatta hastalıklı olur. Öyleyse yaşasın tenkit!

(YUSUF ALPASLAN ÖZDEMİR)

HABERE YORUM KAT