1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. TÜRK EDEBİYATINDA ÇİÇEKLER
TÜRK EDEBİYATINDA ÇİÇEKLER

TÜRK EDEBİYATINDA ÇİÇEKLER

Mahmut Kara'nın köşe yazısı 'Türk Edebiyatında Çiçekler' üzerine

A+A-

Türkler, Orta Asya’da yaşamlarını göçebe olarak sürdürüyorlardı. Sürekli yer değiştirdikleri için hızlı hareket etmek zorundaydılar. Hızlı düşünüp hızlı karar almak, olmazsa olmaz bir davranış biçimiydi. Hatta öz Türkçe kelimelerin genellikle tek heceli olması bu sebebe bağlanır. Hızlı düşünce, hızlı karar verme, hızlı hareket etme atalarımız için çok önemliydi. 1071 Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu’ya giren Türkler bu verimli toprakları yurt edindiler. Toprağı işlemeyi ve ürün almayı öğrendiler. Yetiştirdiğimiz hayvanların cinsi bile yavaş yavaş değişti. Göçebe hayata uygun keçiden, bizim genlerimize hiç de uymayan büyükbaş hayvana geçiş oldu. Devletten imparatorluğa geçişle bizim toprağa bağımlılığımız giderek arttı. Türlü bitkiler yetiştirildi. İlk başta hayvancılıkla başlayan beslenme şekli, tarım ürünlerini de içine alarak gelişti, büyüdü.

            Türk’ün ruhunda bulunan estetik zevk ve anlayış, topraktan sadece yiyecek almayı kabullenmedi. Toprağın nice güzellikler barındırdığını keşfettikten sonra ruhuna, iklimine, anlayışına uygun çiçekler yetiştirmeye başladı. Çiçek yetiştirmekle kalmadı, onlara eşsiz zevk ve anlayışıyla yeni  isimler verdi. Bu çiçekler de bazı İslami unsurları sembolleştirdi. Bu sembollerde ruh ve fikir dünyamızın şahane akislerini buluruz. Çiçeğe bu şekilde yaklaşan bir millet tarihte çok az görülür. Hangi çiçeğe hangi anlamlar yüklendiğini sırasıyla anlatmaya çalışacağım.

            Lale: Lale, edebiyatımızda Arapça elif harfine benzetilmiştir. Elif harfi Allah lafzının ilk harfidir. Bu sebepten lale tevhidin, Allah’ın birliğinin sembolü olmuştur. Arap harfleriyle lalenin yazılışı ile Allah lafzının yazılışı aynı harflerle olmaktadır. İkisinin de ebced hesabındaki karşılığı 66’dır. Lale tek soğanlı bir bitkidir. Yani bir soğanda, bir kökten yalnızca bir çiçek çıkar. Tarihinde yaşadığı dönemlerden birine çiçek ismi veren –Lale Devri- başka bir millette yoktur. Her ne kadar zihnimizde çok hoş çağrışımlar yapmayan bir dönem de olsa bu dönemde Lale yetiştiriciliğinin zirvesini gördük. Ayrıca laleler minyatürlerde, camilerde süsleme olarak resmedilmişlerdir.

 Yokdur bu âb u tâb ne mihr ü ne jâlede
  İzhâr-ı kudret eylemiş Allah bu lâlede

“Bu su ve parlaklık ne güneşte ne de çiy damlasında vardır. Allah kudretini bu lalede açığa çıkarmıştır.”

            Gül: Edebiyatımızda Peygamber efendimizin (sav) sembolüdür. Gülün kokusu peygamber kokusu olarak düşünülmüştür. Hz. İbrahim ateşe atıldığında yanan ateş bir gül bahçesine dönüşmüştür. Rengini aşk ateşinin kırmızısından almış, gönülde bir yangına dönüşmüştür. Ayrıca gülün açmamış hali olan gonca sevgilinin dudağına benzetilmiştir. Meşhur hikâyedir: Bülbül, güle âşıktır. Güneş doğmadan önce bülbül gülün açılacağını görmenin heyecanıyla ötmeye başlar. Aşktan, coşkudan öylesine öter ki yorulur ve uyuyakalır. Gülün açılışını hiçbir zaman göremez. Bu durum her gün böyle olamaya devam eder. Bu yüzden bülbülün güle aşkı sonsuza kadar devam eder. Nedim’den bir beyitle örnek vereyim: 

  1. şöyle gülüm böyle demektir yara mutadım /Seni ey gül sever canım ki yâre hitabımsın.

Sümbül: Baharın başlangıcıyla açan sümbül renkleriyle, çiçeklerinin kıvır kıvır görüntüsüyle, bilhassa cezbedici muhteşem kokusuyla ilham kaynağı olan bir çiçektir. Sümbül birçok şiirde sevgilinin zülüflerindeki kıvrıma benzetilmiştir. Kokusu itibariyle sevgili çok uzakta olsa da aşığın burnuna gelir o koku. Ömrü biraz kısa olmasına rağmen her baharda sümbül kokusu duymak istiyor insan. Ahmed Paşa Divanı’ndan bir örnek verelim.

            El uzatıp zülfünün reyhânını çözdükçe bâd

            Ey nice miskin ayağına düşer sünbül gibi

“Ey (sevgili)! Rüzgâr el uzatıp saçının reyhanını çözdükçe nice miskin (misk kokulu) sümbül gibi ayağına düşer.”

            Çiçek deyip geçmemek lazım. Hangi çiçekte hangi duygu, hangi ruh gizli bilemeyiz. Bakışlarımız bu ruhu anlamaya dönük olmalı. Tıpkı atalarımızın yaptığı gibi…

HABERE YORUM KAT