Üzüntü, Kızgınlık ve Acizlik Bir Arada

Başta kendimizi, çevremizi ve ülkemizi salgından korumak amacıyla “Evde kal”, “Hayat eve sığar” sözleri gereği, işi olmayanların ve dışarıya çıkmak zorunda kalmayanların, kendilerini evlerinde izole etmesi gerektiği uyarıları çerçevesinde, çoğunluk evlerine kapandı. Dışarıda, ülkede ve dünyada ne olup bittiğini televizyon ve sosyal medya vasıtasıyla evlerden takip etmeye çalışıyoruz. İzlediklerimize bazen üzülüyor, bazen kızıyor, bazen de bir şey yapamamanın acizliğini hissediyoruz:

Twitter’da bir kadına ait şöyle bir video paylaşıldı: “Bana ‘Çıkma!’ diyorlar. Bir gelirim olmayınca mecburen kendimi dışarı atacağım. Şu anda ben dilenmekten geliyorum, kim bunu biliyor? Sadece ‘Çıkma, çıkma’ diyorlar. Gelsinler bakayım evimin halini görsünler”. Videoyu izleyen İstanbul Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcısı, alıntıladığı videoyu “geber” yazarak yeniden paylaşır. Paylaşımın ardından, ilgili müdür yardımcısı, görevinden alınarak hakkında soruşturma başlatılır. Bu haber üzerine fazla bir şey söylemeye gerek yok. Yalnız şunları da söylemeden geçemeyeceğim. “Evde kal” uyarılarına aldırmadan dışarıya çıkan kadın hatalıdır. Ama onu, evinden çıkartan açlıktır. Açlık bir insana her şeyi yaptırtır. Burada sorgulanması gereken; bu kadın -belki daha niceleri- bu durumda iken İstanbul’da görev yapan etkili ve yetkili kişilerin bu durumu görmemesidir. Diyelim ki İstanbul bir metropol şehir. Yetkililerin herkesten aynı anda haberdar olması mümkün olmayabilir. Kadın bir vesileyle “Ben açım” diyerek sesini duyurmuş. Aile ve sosyal politikalardan sorumlu il müdür yardımcısına düşen, bu kadını bulması ve ihtiyacını tedarik etmesiydi. Bulamıyorsa kadının videosunu paylaşırken “Teyzeciğim, bize ulaşır mısın” paylaşımını yapmasıydı. Bu, insani bir görev değil. İlgili bürokratın görevidir. Görevini tam yapamamanın üzüntüsünü derinden hissedeceği yerde “geber” diyerek içindeki kini boşaltıyor. Bu söz, sözün bittiği yerdir maalesef. Bereket, devlet bu beddua seansçısı gibi düşünmedi. “Bu sözün ve kişinin arkasında değiliz” refleksi göstererek bedduacıyı yerinden etti. Bu haberde üzüntü var, kızgınlık var ve yanlışı savunmayan bir devlet aklı var. Haberin tek sevindiren yönü de bu devlet aklı.

Konu bedduadan açılmışken beddua üzerine birkaç kelam etmek istiyorum: Beddua, her tarafa giden; isabet ettiğini yaralayan, onda onulmaz yaralar açan, öldürmekten beter eden ve öldüren ok gibidir. Bu ok, bazen beddua edileni bulur, bazen beddua edeni bulur, bazen de askıda kalır, isabet edeceği kişiyi ve günü bekler. Beddua edilen, bu bedduayı hak etmemişse edilen bu beddua döner, dolaşır, kişiyi bulur. Kendisini ‘geber’tmese de koltuğundan eder. İşini ve koltuğunu kaybetmek de bu tip kibir budalaları için ölmekten beter bir durumdur.
Üzüntü, kızgınlık ve acizliğimiz bu haberle sınırlı değil. Fransa’da ihtiyacını karşılamak için bir markete giden bir soydaşımız markette gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor: “Sosyal mesafeye riayet ederek alışveriş sıramı beklerken yürümekte zorlanan yaşlı bir kadın, düşürdüğü bir şeyi almaya çalışırken yere düştü. Kadını kaldırmak için kimse harekete geçmedi. Kadın, raflara tutunarak güç bela kendisi kalktı.” Herhalde bu habere üzülmeyeniniz olamaz. Burada üzüntünün yanında bir de acizlik var. Kim gelip kadına yardım edebilir bu durumda? Kadın ölse de bu durumda kimse kadının yanına yaklaşamaz.  Çünkü yaklaşmak yasak, temas yasak…

Yine İstanbul’dan bir görüntü: İşi yokken dışarıya dolaşmaya çıkan ve maske takmayan birine “Devlet evde kalmanı istiyor, niçin çıktın” sorusu soruluyor. Kişi, “O devletin görüşü” cevabını veriyor. Aklı sıra “Ben bu yasağı kabul etmiyorum” demek istiyor. Bu cevap karşısında ölür müsün, öldürür müsün?  Kızmamak maalesef elde değil.

TV’lere yansımayan bir haber de benden. Yan tarafımda Suriyeli bir aile var. Sanırım bir tarikatın şeyhi. Sair zamanlarda her perşembe akşamları(cuma akşamı) Konya’nın öbür ucundan gelen Suriyelilerle birlikte evinde sesli zikir seansı düzenler. Zikir sesleri site dışına ve sokağa kadar taşar. Sesli zikir yaptıklarına göre sanırım Kadiri olmalılar. İster sesli, ister sessiz yapsınlar. Ama çoğumuzun ana babamızı bile ziyaret etmekten kaçındığımız bu olağanüstü durumda bile küçücük bir yere, onlarca Suriyeli sığınarak ara vermeden hala zikir çekmeye devam ediyorlarsa bu adamlara ne denir şimdi? Çünkü değişik yerlerden gelen ve gündelik olarak çalışan bu kişilerin zikir esnasında birbirleri ile temas etmemeleri mümkün değil. Aymazlığın bu kadarına da pes doğrusu! Gel de kızma bunlara. Devlet de uğraşsın dursun salgını kontrol altına alacağım diye.

İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizleri helak etme Allah’ım!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.