'Vahdettin hain değildi ama aciz ve biçareydi'

'Vahdettin hain değildi ama aciz ve biçareydi'
 Editör
Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta yazar Önder Volkan Erikçi Şahbaba namıyla maruf son Osmanlı Sultanı Vahdettin’i anlattı.

Konya Aydınlar Ocağı’nı Selçuklu Salı Sohbetlerinde yazar Önder Volkan Erikçi son Osmanlı Sultanı Vahdettin’i anlattı.

O, VATANIN KURTULMASI İÇİN PLANLARI OLAN AMA EN BİÇARE SULTANDI

Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta yazar Önder Volkan Erikçi Şahbaba namıyla maruf son Osmanlı Sultanı Vahdettin’i anlattı. Osmanlı’da babadan oğula geçen taht geleneğinin son yüzyılda değişmesine rağmen Vahdettin’in taht heveslisi olmayıp ilimle meşgul olduğunu söyleyen Erikçi, “O, vatanın kurtulması için planları olan ama en biçare Sultandı” dedi.

Açılış konuşmasında, San Remo’da 1926’da vefat eden Son Padişah Vahdettin’in nâşına alacaklıları tarafından haciz konulduğunu hatırlatan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü “Yüzüncü vefat yılında Vahdettin Han’ı tanımak ve anlamak üzere bir araya geldik. Şahsi kanaatim; keşke gitmeseydi de ülkesinde ölse ya da öldürülseydi” diye konuştu.

Daha sonra kürsüye gelen yazar Önder Volkan Erikçi, Sultan Vahdettin’in şehzadelik, sultanlık ve 1. Dünya harbi dönemine dair bilgiler verdiği konuşmasına “Osmanlı’nın en dâhi padişahı Fatih, en muktedir padişahı Yavuz, en şanslı padişahı Kanuni, en şanssızı Sultan 2. Abdülhamit idi; elli, yüz yıl önce tahta geçmiş olsa çok şey değişecekti Çok büyük bir dehaydı ve çok büyük plânları vardı ama gücü olmadığı için eli bir yerlere yetişmedi. En biçaresi, âcizi de Sultan Vahdettin Han’dı. En tartışmalı iki Sultan’dan biri 2. Abdülhamit ki Kemalist çevreler yakın zamana kadar ağır ifadeler kullanmasına rağmen son zamanlarda bakış açısında ciddi bir yumuşama görülüyor. Fakat sol çevrelerde Vahdettin için halen en galiz ifadeler kullanılıyor. Oysa ne Abdülhamit kızıl sultan idi ne de Vahdettin vatan haini idi” diyerek başladı.

aydinlarocagi.jpg

O ZAMAN (NİYE YIKTIN) SORUSU ISRARLA SORULURDU

Türk halkının, kendi ideolojinde olmayan insanları vatan haini ilan etme gibi bir yanlışı olduğunu söyleyen Erikçi “Sultan Vahdettin’in Vatan haini olduğu çok iddia edilir. En sonda söyleyeceğimizi başta an söyleyelim; kesinlikle vatan haini değildi. Ülkesini kurtarmak için planlar, projeler üretti ama gerçekleştiremedi. Eğer Sultan Vahdettin plânları gerçekleştirebilmiş olsaydı şu anda vatan haini olarak başkaları anılırdı. Yeni devletin kabul edilmesi için eskinin kötülenmesi ihtiyacını bir yere kadar anlıyorum. Eskiyi kötülemezsen, o zaman (Niye yıktın) sorusu ısrarla sorulurdu. Cumhuriyetin başı itibariyle değerlendirdiğimizde bunu bir yere kadar anlıyorum ama yüzüncü yılını devirdiğimiz de, Osmanlının geriye dönme şansı yok; o halde Cumhuriyetin başındaki o galiz ifadeleri söylemeye ihtiyaç olmadığı kanaatindeyim. Artık hakikatleri konuşmak lâzım” dedi.

Vahdettin’in Mustafa Kemal ile ilişkileri, Sevr Anlaşması, Milli Mücadele ile olan ilişkisi gibi siyasi tarafının çok konuşulmasına rağmen kişiliği ve karakterinden çok bahsedilmediğine vurgu yapan Erikçi, “4 Ocak 1861 tarihinde İstanbul’da doğdu. Abdülmecit’in kırk üç çocuğundan biridir. Osmanlı tarihinde bir ilktir; Abdülmecit’ten sonra dört tane çocuğu arka arkaya padişah olan tek kişidir. 5. Murat, 2. Abdülhamit, Mehmet Reşat ve Vahdettin, yani son dönemin dört padişahı da Sultan Abdülmecit’in evlatlarıdır. Vahdettin, doğduktan itibaren ölümüne kadar bahtsız bir insandır. Altı aylıkken babası veremden öldü, dört yaşındayken de koleradan annesini kaybetti. Bundan olsa gerek, yetimlere ve öksüzlere çok büyük şefkat gösterdi” diyerek devam etti.

aydinlar-2-001.jpg

Vahdettin’in çok ağabeyi olması sebebiyle sultanlığa heveslenmeyip ilimle meşgul olduğunu vurgulayan Erikçi “Silahşör ve silahlara ilgisi vardı. Hattattı ve Hacı Zihni Efendi adıyla basılan (Nimet-i İslam) adlı kitabın gerçek yazarıdır. Atlara, resme, fotoğraf sanatına, bahçe ve çiçekler ile mimariye özel ilgisi vardı. Arapça, Farsça ve Fransızca bilirdi; bestekârdı ve kırk iki beste yaptı. Bütün sazları çalardı. (Allah İttihatçıların elinde perişan hale gelen bu vatanı bir harp tehlikesinden korusun ve böyle bir harp zamanında milletin başına geçecek padişaha acısın) diye dua ederken; sultanlığa hevesli olmadığı halde tahta çıktı” diyerek sözlerini sürdürdü.

OLAYLARI O GÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE OKUYUP YORUMLAMAK GEREKİYOR

Vahdettin’in en şok Sevr Antlaşmasını imzalamakla suçlandığını hatırlatan Erikçi “Vahdettin (Devletler bu antlaşmayı (Sevr) bize tehdit ve baskı sureti ile bildirmiş, tek bir maddesini bile değiştirmemize müsaade etmemiş, bilakis yirmi dört saat içerisinde kabul veya reddinin taraflarına bildirilmesini istemişlerdi. Hadiselerin gelişmesini beklemeyi tercih ettim. Eğer işler kötü gider ve bu oyalamayı başaramazsam Antlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat da kararlıydım) şeklinde beyanı var. Zaten Churchill Sevr için (Antlaşma hazır olmadan geçerliliğini yitirmişti) demiştir. Fransızlar İngiliz büyükelçiliğine (Hiçbir kuvvet Fransız Hükümetini, Sevr’i bu haliyle onaylamaya zorlayamaz derken, İtalyanlar da Sevre tepkiliydi. İçişleri Bakanı Reşit Bey, Barış Konferansı’nda İtalyan delegesi ile görüşmüş ve İtalyan delege, İzmir’in Yunanlara verilmesine çok kızdıkları için Yunanların yenilmesini istediklerini ve Sevr’i onaylamamalarını istediklerini söylemiş, o da bunu telgraf ile İstanbul’a bildirmiştir. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün de beyanlarında Sevr için antlaşma ifadesi kullanmadan, (Sevr projesi) dedikleri görülür. Rıza Tevfik ise (Sevr’i imzalamakla şimdilik resmen memleketimize sükûnet temin etmiş ve Mustafa Kemal’e de azim bir fırsat kazandırmıştır) diyor. Olayları o günün şartlarına göre okuyup yorumlamak gerekiyor” dedi.

Sultan Vahdettin’in Milli Mücadeleye etkisini de anlatan Erikçi “Vahdettin hanedanın geleceğini değil, vatanının geleceğini düşünüyordu. Tevfik Paşa’nın oğlu ve Vahdettin’in yaveri Ali Nuri Bey (Hünkâr Mustafa Kemal Paşa’yı ikna edebildi) der. Refet Paşa da (Ben onun Mustafa Kemal’i bu işe sevk ve teşvik eden tek adam olduğunu yakından biliyorum. Elbette bu hakikat bir gün tarihe intikal edecektir) demiştir. Avni Paşa’nın da (M. Kemal Paşa’ya Harbiye ve Dâhiliye Vekâletinden biner lira, birkaç otomobil ve bir vapur tahsis edildiği ve Paşa’nın hiçbir bahanesi kalmadığı halde Paşa hala Anadolu’ya gitmek istememekteydi) dediği hatıratlarda kayıtlıdır. Necip Fazıl’ın Ankara Palas’ta karşılaştığı Refet Bele (Sultan Vahdettin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki felaketi millette hiçbir ferdin hissedemeyeceği mikyasta (ölçüde) derinden duymuş, vatanın kurtulması yolunda genç kumandanları Anadolu’ya dağıtmış ve bu işin başına geçmesi için de maddi ve manevi her fedakârlığı göstererek Mustafa Kemal’i seçmiş ve onu Anadolu’ya göndermiş olan insandır) diyerek Milli Mücadelenin başlatılmasında Vahdettin’in rolünü anlatmıştır. Mustafa Kemal Samsun’a hareket etmeden önce Vahdettin ile çok sayıda gizli görüşme yaptı. Sultan atlarını satarak elde ettiği otuz bin lirayı Mustafa Kemal’e verip Samsun’a gitmesini sağlarken (Paşa, bütün ümitlerimiz sizde kaldı. Hepimizi siz kurtaracaksınız) demiştir. Mustafa Kemal Samsun’a otuz beş üst düzey komutanla gitti. General Milne M. Kemal’in geri çağrılmasını istediğinde de Osmanlı endişe edecek bir şey olmadığına dair cevap vermiştir. O dönemdeki gazete yazılarında da M. Kemal’in Vahdettin tarafından gönderildiği yazılır” diyerek devam etti.

M. Kemal’in Milli Mücadelede üç aşamalı siyaset güttüğünü anlatan Erikçi “Önce Halifeyi ve Sultanı kurtarmak, sonra halifeliği ve saltanatı kurtarmak nihayet halifelik ve saltanattan kurtulmak olarak dönüştüğünü görüyoruz. Benneth (M. Kemal ve Milli Mücadele aleyhinde çıkan bütün fetvalar İstanbul’daki İngiliz elçiliğinde baştercüman olan Andrew Ryan’ın baskılarıyla çıkmıştır) der. M. Kemal de (Daha dün okuduğumuz bir uydurmadan ibaret olan fetvayı hepimiz biliyoruz. Hürriyetine, serbestliğine sahip olan böyle bir halife verdirir mi?) demiştir. Fevzi Çakmak (İngilizler kabineye tazyik icra ettiler (baskı yaptılar) fetvayı veriniz diye. Nihayet o fetvayı aldılar malumunuz. O fetva İngiliz süngüsü ile alınmış, İslâm'ı kendi içinde birbirine düşürmek için ilk defa yazılmış acı bir vesikadır) diyerek durumu anlatır. Vahdettin Anadolu’ya geçmek istediğinde Rumbol (Siz giderseniz biz de gideriz, İstanbul’da tek bir İngiliz neferi bile kalmaz. Çatalca’nın ilerisinde beş bin Yunan askeri hazır bekliyor. Biz gideriz, onlar gelir. Karar sizin) diyerek İstanbul’un Yunan tarafından işgal edilebileceğini söylemiştir. Amiral de Reback’tan Lord Curzon’a (İstanbul hükümeti Ankara hükümetini destekliyor) şeklinde bilgi vermiştir” dedi.

Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılma kararı aldıktan sonra yazdığı dilekçeyi Sultan değil, halife olarak imzaladığını ve uluslararası seyahat edebilecek başka gemi bulunmadığı için İngiliz gemisiyle ayrıldığını anlatan Erikçi sözlerini şu cümlelerle tamamladı:

“Kurtuluş Savaşı yıllarında Avrupa’daki görüşmelere Ankara Hükümeti’nin temsilcileri de Fransız veya İtalyan gemileriyle gitmekteydiler. Yanına hazineye ait hiçbir şey almadan gitti. Hatta yarısını okuduğu Kıyametname adlı kitabı ve sigaralığını da iade edip makbuzunu aldı. Sürgün kararının ardından önce Malta’ya gitti ama çok duramayıp Filistin’in Hayfa şehrine gitmek istedi. Fakat İngilizler kabul etmedi. Şerif Hüseyin’in daveti üzerine de Hicaz’a gitti. Buradan da oğluyla birlikte yakalandıkları humma sebebiyle ayrılıp Kıbrıs’a gitmek istedi ama izin verilmeyince Mısır’a gitti. İtalyan konsolos İtalya’ya davet edince önce Cenova, sonra San Remo’ya geçti. Milli Mücadele için de (Biz yandık amma onu Anadolu’ya göndermekle vatanı kurtardık. Mustafa Kemal bunu bana yapamazsın, Mustafa Kemal bunu bana yapamazsın) demiştir. 16 Mayıs 1924’de vefat ettiğinde etrafa 60 bin liret borcu vardır. O gün Sabiha Sultan ile Ömer Faruk’tan torunun doğum haberi geldiği gündür aynı zamanda. 2 bin 200 liret otopsi ücreti Sabiha Sultan’ın küpeleri ile ödenir ama 60 bin liret borç yüzünden cenazesinin defnine izin verilmedi. O günkü Türkiye hükümeti cenazeyi kabul etmedi. Vefatından iki ay sonra kaçırılarak Şam’a götürüldü ve Süleymaniye Külliyesi kabristanına defnedildi. M. Kemal, Vahdettin’in ölüm haberini aldığında (Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı’nın bütün cevahirini -değerli taşlarını- götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki…) demiştir.”

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, yazar Önder Volkan Erikçi’ye teşekkür ederek günün hatırası olarak kitap takdim etti.

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.