Yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini?..

İnce Minareli Medrese’nin taç kapısı adeta dökülüyor.

Konya’da, yıkılmayan ve ayakta kalan medreseler içerisinde muhteşem taş kapısıyla tarihten günümüze güzel mesajlar ileten İnce Minareli Medrese; sanat tarihçisi hekimler tarafından “taş kangreni” olarak teşhisi konulan, fakat tedavisi noktasında herhangi bir öneride bulunulmadığı için yukarılara doğru gittikçe ilerleyen kangren sebebiyle dökülmeye devam edilen o güzelim taş kapısı, zamanın acımasız ellerine bırakılmış vaziyette.

1970’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın koruması altında olan eski tarihî eser ve anıtları günümüz Türkiye’sinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile müştereken büyükşehir belediyeleri, üniversitelerin ilgili bölümleriyle işbirliği yapılarak muhafazası (restorasyon ve onarımı) yapılıyor. İlk onarımı 1714 tarihinde gerçekleştirilen ve daha sonra sırasıyla 1811, 1876, 1899 yıllarında da onarılan bu değerli yapının düşmüş olduğu perişan durumdan kurtarma işine; 1901’deki depremden sonra 1938’de Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü başlamıştı. 1950’li yıllarda da turizme kazandırmak maksadıyla Mevlâna Müzesi’ne bağlı olarak kullanılıp tanzim edilmesi düşünüldü. Bakım ve onarımı yapılarak kabartmalı Türk sanat eserlerinden müzelik değer taşıyanlar o yapının içerisinde ve dışında teşhir edilmeye başlandı. 1959’da da arkeolog Mahmut Akok başkanlığındaki bir heyet tarafından eserin mimarî rölövesi gerçekleştirildi

Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından (1258-79) yılları arasında mimar Kelûk bin Abdullah’a hadis ilimleri okutulmak amacıyla yaptırılan medrese (üniversite) külliye şeklinde yaptırılmıştı. 1901 senesindeki zelzelede mescid ve iki şerefeli minaresi birinci şerefesine kadar yıkılmıştı. Kendine has özgün yeni buluşlarla ortaya konmuş Türk mimarlık ve tezyinat tarihine de ışık tutan ve “Taş ve Ahşap Eserler” müzesi olarak hizmet veren İnce Minareli Medrese, günümüze kadar pek çok araştırmacının ilgisini çekmiş ve çekmeye de devam ediyor. Taç kapıda Selçuklu sülüsüyle Fetih Sûresi, diğer tarafında da celî sülüs ile Yâsîn Sûresi birbirine girif şekilde yer almaktadırlar.

Beyhekim Mahallesinde yer alırken günümüzde Hamidiye Mahallesi’nde bulunan İnce Minareli Medrese (Konya Selçuklu Devri Taş ve Ahşap Eserler Müzesi)’nin eyvanın kuzeyindeki mekânın kapısında Besmele-i Şerif ile başlayıp, kuzeyindeki mekânın kapısında sonlanan çiçekli kufi ile ve Bakara Suresinin 255. âyeti kerimesi olan Ayete’l Kürsi yazılıdır.

Türkiye Selçuklu Dönemi’ne ait eşsiz eserlerden biri olan İnce Minareli Medrese, Konya Valisi Ferit Paşa’nın emriyle H.1317/M.1899 yılında gerçekleştirilen onarımda ise ana eyvana dıştan batıdan iki ve güneyden bir takviye payandası yapılarak sağlamlaştırılmaya çalışılmıştır. 1929 yılında harap durumdaki mescit ve son cemaat yeri duvarları tamamen yıkılmıştır. Edinilen bilgilerden 1930’lı yıllara kadar binanın bu harap durumunu koruduğu görülür. Atatürk’ün Konya gezisinden sonra içinde medresenin de bulunduğu birçok eski eserin tamir edilmesine ilişkin talimatı, uzun yıllar sürecek olan onarım çalışmalarının başlangıcını oluşturmuştur. Medresenin günümüze onarım görmeden ulaşabilen kısımlarından taç kapı, minare kaidesi ve ön cephesinin, kesme taştan yapıldığı anlaşılmaktadır. Çeşitli çevre düzenlemeleri neticesinde medrese bugünkü görüntüsüne kavuşmuştur.

Medresenin kuzeydoğu köşesine dıştan eklenen mescid ve minaresi, tuğladan yapılma olup patlıcan rengi çinileriyle bakanların adeta gözünü kamaştırır. Mescidin yıkılmış görüntülerinden kubbesinin tuğladan, son cemaat yerinin ise taştan inşa edildiği anlaşılmaktadır. Mescidin günümüze ulaşan mihrabı da tuğladandır.

İnce Minareli Medrese’nin bânisi olan Sahip Ata Fahreddin Ali vakfiyesinde şu sözlerle anlatılmaktadır: “En büyük vezir ve en büyük düstur, doğuda ve batıda vezirlerin meliki, yaratıkların melcei, yardımcısı ve barınağı, devlet ve dinin iftiharı olan, hayır, şefkat, insaf, ihsan, adalet, ilim sahibi, İslam ve Müslümanların yardımcısı, melik ve sultanların sağ eli, hamdların, öğüncelerin, üstün meziyetlerin, ikramların babası, Konyalı Hacı Ebubekir oğlu Hüseyin oğlu Ali (Allah, hayratının kazanması ve hasenatını toplaması hakkında, onun tevkifinin artırsın )”.

Konya Tarihi’nin müellifi İbrahim Hakkı Konyalı, Türkiye Selçukluları’ndan kalma Konya’nın en önemli ve değerli eserlerinden birisi olan İnce Minareli Medrese’yi Sahip Ata’nın “Ahmedek’in (iç kale) batısında toprakların Türklüğünün gelecek nesillere haykıracak olan bir irfan, içtimai yardım ve din müessesesi kurdurmak” için yaptırdığını ifade etmektedir.

Bizde diyoruz ki, “şüheda kanlarıyla yoğrulmuş bu aziz vatan toprakların Türklüğünün gelecek nesillere haykıracak olan bu irfan, sosyal yardım ve din kuruluşu oluşturmak” için yaptırılan İnce Minareli Medrese’nin o muhteşem Taç Kapısı’nın dökülmeye başlanan ve yukarılara doğru ilerleyen hastalığını durdurmak ve çare olmak için…

Biz de; “Taş Kapının bağrına kangren dayamış hançerini; yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini” diyoruz.

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

İnce Minareli Medrese’nin o ihtişamlı Taç Kapısı üzerindeki hayat ağacı motiflerine hayran hayran bakarken ecdadımızın; ne kadar ince ve ileri görüşlü olduğunu, hayata ve talebelerin sağlığına ne kadar önem verdiğini de böylece müşahede ediyorum.

Bu taştan yapılmış Taç Kapı’dan alınacak o kadar büyük dersler var ki…

Bu kapı, aynı zamanda hayata ve sağlığa açılan bir kapı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum