13. yüzyıldan günümüze düşen ışık

Şehrin güncel sorunları, baro seçimleri ve yerel siyasal gelişmeler hakkında yazmak her zaman bir köşe yazarının en kolay yolu olsa gerek.

Okunma sıkıntısı hiç çekmez ve mutlaka okunabilecek türden bir yazı da çıkartırsınız.

Şehrin çünkü birçok sorunu vardır; trafik, eğitim, bekleyen projeler, planlanan projeler, yapımı süren projeler…

Her biri de ayrı ayrı özel ilgiyi hak edecek konulardır bunlar.

Bu konularda yazdıklarımıza okurlarımızdan biz de gerekli ölçüde tepki aldık doğrusu.

Ama ben bugün bambaşka bir konuyu, herkesin hep ilgilenir göründüğü, ama aslında umrunda olmayan bir konuyu yazmak istiyorum.

Bu şehrin tarihi kimliğini oluşturan en önemli konuyu aslında.

Ama bunun için önce biraz tarihsel bilgilerimizi tekrar hatırlayıp tazeleyelim.

Milattan sonra 1243 yılında Sivas ile Erzincan arasında, Erzincan Akşehiri denen yere oldukça yakın bir mevkide, Kösedağ’da Anadolu’yu keşfe çıkmış ve birkaç baskın da yapmış Baycu Noyan komutasındaki Moğol keşif gücü ile babası Alaeddin Keykubat’ı annesinin ve gözdesi vezirlerin işbirliğiyle 1237’de zehirleyerek Konya’da tahta oturmuş II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ordusu karşılaşır.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1237’den 1243’e kadar izlediği yanlış politikalar ve tabii sefahat hayatı sebebiyle ne orduda komuta düzeyinde yeterli bir ustalık vardır, ne de doğrusu Keyhüsrev’in çevresini saran ve içki alemlerinde onun yârânlığını yapan saray adamlarından gelebilecek herhangi bir öngörülü bakış ya da bilgelik yardımı.

Hatta kışkırtılır Keyhüsrev. Sözgelimi savaştan bir gece önce arkadaşlarıyla birlikte iyice kafayı çekip aşağıdaki ovada binlerce ateşin etrafında toplanmış ordusunun azametine bakarak, “Yarın karşımıza –haşa- Allah çıksa bizi yenemez” dediği bile mervidir.

Babası Alaeddin Keykubat’ı başvezirin düzenlediği kumpasla av eti sayesinde zehirlemiş bu sonradan görme, annesi bir Gürcü olan sultanın ordu komutanı da bir Abhaz’dır.

Ordu komutanı tecrübelidir tecrübeli olmasına da, ne Gıyas’a söz geçirebilir, ne de onun etrafındaki dalkavuklara.

Müstahkem mevkisini terk eder Selçuklu ordusu ve Moğol ordusunun öncü müfrezeleriyle çatışmaya girer.

İlk çatışmayı kaybederler. Telaşlanan ve savaşın kaybedildiğini düşünen Gıyas ve avenesi, bütün hazinelerini çadırlarda bırakıp soluğu Kubad-Abad Sarayı’nda alır.

Artık bütün Anadolu, Moğol atlarının toynakları altındadır.

Buraya kadar anlattığımız ilk sahne.

İkinci sahne ise yaklaşık 13 yıl sonra Konya şehrinin kuzey surları önünde yaşanacaktır.

Surları kuzeydoğu cephesindeki girişi yerle bir eder Baycu Noyan kuşatma esnasında.

Ama Baycu’nun kuşatması kısa sürecektir, çünkü onun Anadolu’yu kendisinden kopartıp vassallığından uzaklaşmak istediği istihbaratını alan Hulagu, gönderdiği emir eri ile Baycu’nun Bağdat kuşatmasına katılmasını emretmiş, Baycu, Bağdat civarına avdet eder etmez de kafasını kestirmiştir.

Devam edelim.

Bu kuşatma esnasında Moğol ordusunun en büyük yardımcıları kalenderilerdir.

14. yüzyıldan itibaren Kalenderhane Mahallesi olarak anılacak mevkide yerleşen güruh da bunlardır. Konyalılar bu dervişleri pek sevmez, özellikle ahi olan esnaf.

Şimdilik bu kadar.

Bu konuya inşallah yarın devam edecek ve günümüze bağlayacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum