BETONA YENİK DÜŞEN TOPRAKLAR - PARSANA

Bugünlerde korona virüsü toplum olarak gündemimizi tamamıyla işgal etti. Hatta biz bile son iki yazımızda gönüllü karantina günlerindeki düşüncelerimizi aktardık. Şubat ayı içerisinde Zeki Oğuz’un iki kitabı yayımlandı. Bugün sizlere bu iki kitaptan birini tanıtacağız. Kısmet olursa “Cadılarıma Türküler” adlı diğer kitabı da başka bir gün tanıtırız. Her iki kitap da şehrimizde faaliyet gösteren Çizgi Kitabevi tarafından yayımlandı. Çizgi Kitabevi yayıncılık alanında 24 yıldan buyana Konya’nın adını ülke gündemine taşıyan bir firma. Çizgi gerek yayımladığı kıymetli eserler gerekse kitabevinde Konyalı okurlara sağladığı samimi ortam sebebiyle büyük bir teşekkürü fazlasıyla hak ediyor. Zira halen Konya’da çayı içilebilecek, yazarçizer çevresiyle iki kelam edilebilecek birkaç kitabevinden biridir Çizgi…

Zeki Oğuz aslen Tatköylü olsa da hayatının önemli bir bölümü Parsana semtinde geçmiştir. Çiftçi çocuğu olmasına rağmen Konya’nın son 50 yılına şahitlik etmiş birisidir. Şehre olan bu ilgisi, en az köy kültürü kadar öykülerine de yansır. Hatta bu ilgi, yazı hayatından epey sonra başladığı fotoğrafçılığına da yansımıştır. “Betona Yenik Düşen Topraklar-Parsana” her ne kadar bir semt monografisi olsa da bir öykü tadında kaleme alınmış. Zeki Oğuz’un öykü kitaplarındaki sıcak ve yalın üslubu bu kitapta da hissediliyor. Yazarın özellikle halk dilinde yaygın olarak kullanılan kelimeleri tercih etmesi kitabı daha da değerli hale getiriyor. Kitapta dikkat çekici hususlardan birisi de bazı bölüm aralarında, geçmişte Yeni Konya gazetesinde yayımlanan o dönemle ilgili kısa haberlere yer verilmesidir. Zeki Oğuz ilk olarak bunu 2009’da yayımlanan “Gümüş Saplı Bıçak-Miço” adlı kitabında kullanmıştı. Gazete arşivlerinden derlenen bu haberler hem okuyucuya o dönem hakkında bilgi veriyor hem de kitaplara tarihî bir değer katıyor.

Devlet Hastanesi’nin arkasından başlayan Parsana Yaylası İstanbul Yolundan Buzlukbaşı’na, Doğu Dağının eteklerinden Sille Yoluna kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. Sille Yolunun batı tarafındaki Hacıgaymak ve Hocacihan mahalleleri de Parsana’nın komşularıdır. Hacıgaymak ve Hocacihan gibi henüz Musalla da betonla tanışmamıştır o yıllarda. Parsana da, Hocacihan da, Musalla da ekilip dikilen alanlardır. Nalçacı Caddesi, Kunduracılar Sanayii ve yeni terminal binaları bölgenin kaderini değiştirir ve betonlaşma süreci de böylelikle başlar. Bu arada bölgede toplu konut kooperatifleri de kurulmaya başlar. Zeki Oğuz kitapta sadece bu değişimi anlatmakla kalmaz, o süreçte yaşadıklarını da satır aralarında bir öykü tadında aktarır. Kitap bu yönüyle otobiyografik bir özellik de taşır.

Evet, insanlar gibi şehirler de değişiyor ve bu değişim insanlar gibi şehirlerin de hafızasını silip gidiyor. Adını “kentsel dönüşüm” koydukları canavar şehirleri beton mezarlığına çeviriyor. Parsana Yaylası’nın, Musalla Bağları’nın, Hocacihan’ın verimli topraklarını hep bu gözü doymaz canavar teslim aldı. Ulurmak’ın, Sedirler’in, İşgalaman’ın, Ortasinan’ın, Büyüksinan’ın, Yaka’nın, Sarıyakup’un sadece adı kaldı. Bir zamanlar ekin tarlaları olan, bağlık bahçelik olan bu verimli topraklar artık tamamıyla betona teslim oldu. Parsana bu semtlerden şanslı olanı, hiç değilse hikâyesi yazıldı, kayıtlara geçti. İnşallah birileri çıkar da diğer semtleri de anlatır. Anlatır da belki gelecek nesiller tarihten ders alır. Ne olurdu sanki Parsana’da, Sedirler’de, İşgalaman’da 8-10 katlı apartmanlar yükseleceğine, şirin bir iki katlı bahçeli evler yapılsaydı. Böylelikle hem şehrin yeşil dokusu korunur, hem de insanlar modern hapishanelerde yaşamak zorunda kalmazlardı.  

                                                                                            

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum