BİR KERPİÇ EV GÖÇTÜ VE ŞEHİR ALTINDA KALDI!

Bu yazının ilhamı Şair Tahir Sakman’ın, “ Kalkamazsınız” adlı şiirinin son satırlarından. Ne mi demişti Tahir Sakman dostumuz;

“bir ev göçer kerpiç /bir şehir kalır altında / bir babaanne iki yetim kalkar, kalkamaz ahali / kalkamaz Konya / musalla taşı gibi boylu boyunca”

Geçtiğimiz hafta, Karatay’da bir kerpiç ev çöktü. İkisi çocuk, bir babaanne üç can hayatını kaybetti. Aynı olay, Selçuklu’ da, Meram’da  da olabilirdi.

Ocaklar söndü, yürekler yandı, söz tükendi, vicdanlar sızladı, gözler doldu. Neden, niçin soruları havalarda uçuştu!

Üç gün sonra bunlarda unutulur, yine her şey eski tas, eski hamam olur dendi!

Bundan sonra olmayacak diye, olmaz diye bir şey var mı?

Ne yazık ki yok!

Neden mi?

Kendi insanımızı, kendi fakir-fukaramızı, garip gurabamızı unutma ve ihmal etme konusunda kantarın topuzu tahminlerin çok ötesinde kaçtı.

Kaçtı lakin, aklımız başımıza bir türlü gelmedi, gelmeye de hiç niyeti yok!

Aklımızın başına gelmesi için, eski bir kerpiç evin göçmesi şart mıydı?

İnsanların o kerpiç evin enkazı altında kalmaları mı gerekiyordu?

Böyle daha kaç tane kerpiç ev ve benzeri var?

Bundan sonrası için ne yapılacak, hangi dinamikler harekete geçirilecek?

Bu enkazın altında, bütün bir şehir olarak kaldığımızın,

Bu vebale hepimizin ortak olduğunun,

Artık kaçacak-göçecek bir yerimizin kalmadığının ne kadar farkındasınız?

Susma hakkını kullanma bahtsızlığı, giden canları geri getirmediği gibi, sükut ikrardan gelir kaidesince susanlara, gün susma günü değil, susmak buraya kadar demeye getiriyor! 

 

BU İNSANLAR KENDİ VATANDAŞIMIZ, KENDİ FAKİRİMİZDİ!

Sözüm ona bu şehirde, fakir-fukaraya, garip gurabaya yardım eden, destek olan destek çıkan dünya kadar vakıf, dernek, resmi kurumlar var!

Üzerine oturdukları çatı göçen kim?

Kendi insanımız!

Enkaz altında kalan kim?

Kendi insanımız!

Kendi başını bağlayamayan, gelin başı bağlarmış derler!

Sizin-bizim, sen-ben,

Sizden-bizden hikayelerinin kabak tadı verdiği,

İçinden çıkılamadığı ve kördüğüm haline geldiği bir noktada,

Bir kerpiç ev,

Gariplerin, fakir-fukaraların üzerine göçtü,

Onları bu hayattan ayırdı!

Belli ki bu insanlara,

İnsani yardım yapma konusunda birbirleriyle yarıştığı söylenen,

Onca dernek ve vakıftan demek ki,

Yardım elini uzatan olmamıştı!

Bu insanlar kendi vatandaşımız, kendi fakirimizdi!

Konya’nın, bu konuda kendi kendine, ben nerede yanlış yaptım deme vakti geldi de geçiyor bile!

Suriyeli sığınmacılara bütün ilgisini,

Şefkatini, merhametini,

Hoşgörüsünü yöneltenler,

Önceliği onlara ayıranlar,

Kendi fakir-fukarasına kulaklarını tıkayanlar,

Göz göre göre, kayıp giden bu üç canı,

Aramayı, sormayı neden unuttuklarını,

Neden ne haldeler diye hiç merak etmediklerini,

Vicdanlarına sorarak, vicdan muhasebesini yapmayacaklar mı?

Suriyeli sığınmacılar nerede oturur, hangi apartmanın kaçıncı katındalar, adları, soyadları ne, hepsine vakıfız!

Elimizde yardım listeleri, şehrin içinde tur üstüne tur atmıyor muyuz?

Kendi vatandaşımız nerede, ne halde?

Aç mı?

Açık mı?

Neye ihtiyacı var?

Evi ne durumda?

Başına göçmek üzere mi?

Kömürü var mı?

Erzak ihtiyacı var mı?

Bu soruları sormadığımız için, bir kerpiç ev göçtü ve şehir altında kaldı!

 

KENDİ FAKİR-FUKARAMIZ NEREDE? NE YAPAR? NE YER-NE İÇER?

Şimdi, bazı çok bilmişler, allameler, listede adı vardı-yoktu hikayesine girecekler!

Ağlamayan çocuğa meme verilmez diye ahkam kesecekler!

Onların bu ahkam kesmeleri yüzünden,

Olan-biteni bomboş gözlerle seyretmeleri yüzünden,

Kendi insanımızı dinlememeleri yüzünden,

Araştırmamaları yüzünden,

Kendi fakirimizin kerpiç evi başına göçecek,

Canlar gidecek!

Ocaklar sönecek!

Vicdani sorumluluk duyması gerekenler,

Sorumlu-sorumsuzlar olarak yine bildiklerine devam edecekler!

Yazıktır, günahtır!

Suriyeli sığınmacıların hepsinin adını, adresini yazabildiğinize göre,

Size zahmet!

O oturduğunuz koltuklardan Allah rızası için bir kalkın!

Kendi fakir-fukaramız nerede?

Ne yapar? Ne yer-ne içer? Ne durumda?

Sokak sokak aradınız da buldunuz mu?

Kendi fakirimize, fukaramıza Suriyeli sığınmacılardan sıra gelmeyen zamanları yaşıyoruz!

İşin tuhafı, biz neden böyle yanlış yoldayız, neden böyle yapıyoruz diye düşünmememiz!

Kerpiç evin enkazı, şehrin üstüne çöktü.  Şehir bu enkazın altından çıkmak için, günah keçileri arasa ne, aramasa ne? Ne olacak? Giden canlar geriye mi gelecek?

İnsanların o eski kerpiç eve neden sığındıklarını, neden sığınmaya mecbur kaldıklarını, düşünen, merak eden, araştıran, soruşturan aramızdan kaç kişi çıkacak?

Benim fakirim-benim fukaram daha rahat, göçme tehlikesi olmayan bir evde kalamaz mıydı, yardımcı olunamaz mıydı babından, bir süre benzer sorular soracağız ve sonrasında hep birlikte; unutacağız, unutacağız, unutacağız!

Vah bize! Vah bize! Yazık bize!

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum