Erol Sunat

Erol Sunat

Gevezenin hikayesi!

Gevezenin hikayesi!

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde, ağzında bakla ıslanmayan, sır tutamayan, güvensiz ve birbirine itimat etmeyen insanların bulunduğu bir şehir varmış. Hatta derlermiş ki, o memlekette böyle ne kadar insan varsa, hepsini köyden, şehirden toplamışlar, getirmişler bu şehre! Şaka-maka bu anlatıma, neden olmasın diye inananlarda az değilmiş!

Şehrin bir başka kötü huyu da gevezelik üzerineymiş. Boş konuşma, boşa konuşma, vara yoğa konuşma, herkesin işine karışma, meseleleri uzattıkça uzatma, sonuca varması gereken ne varsa, engelleme, kafa karıştırma, zihin bulandırma, fit sokma denen işlerde sıradan haldeymiş.

Bu işlerin tek güzel yanı, birbirlerine bunları yapanların sille tokat kavga etmemesiymiş. Bizim lafımız kimseye dokunmaz, sataşırız, takılırız amma işi kavgaya dökmeyiz. Barışmayız da, küsmeyiz de, alınganlık yapan alınganlığını belli etmez, yarın gelir, kaldığı yerden devam eder, konuşulur, tartışılır, bizde öyle tatlıya bağlama diye de bir şey yoktur, bırakırız oluruna, nereye kadar giderse gider derlermiş.

Elbette ki bu anlatımlara dışarıdan bakanlar, şehre yeni gelenler pek bir şey anlamazlar, ne halleri varsa görsünler diye, onları kendi kendilerine bırakırlarmış.

Günün birinde, yeni bir Vali Paşa gelmiş. Şehrin ileri gelenlerini, önde yürüyenlerini, hatırı sayılanlarını toplamış. Gevezelikte üzerine olmayan bir adam, yıkılan bir bahçe duvarından başlamış söze, ne kimseye laf düşürmüş, nede bir başkasının konuşmasına müsaade etmiş. Üç saat kadar konuşmuş. Vali Paşa bakmış ki, konuşulanlar arasında bir incir çekirdeğini dolduracak kadar dahi bir şey yok. Adama tamam demiş, seni dinledim, yok mu, şehir hakkında başka konuşacak?

Her konuşan kendi sokağını, kendi dükkanını, kendi evini anlatmaya başlamış, birde bakmışlar ki sabah olmuş, zaten o ilk konuşanda, kendi bahçesinin duvarının yıkılmasını anlatmış saatlerce…

Vali Paşa, tamam demiş ben sizi anladım, lakin siz beni anlamadınız! Zaten benden önce bu şehre gelen Vali Paşalarda hiçbir şey anlamamışlar. Birde heyet olup Sultanımıza varıyor, bizi kimse anlamıyor, kimse dinlemiyor Sultanım, bizi anlayan bir Vali Paşa bu şehre ne zaman gelecek diye maruzatlar da bulunmuşsunuz. Bu ne bencilliktir, bu ne egoistliktir, herkes kendi için bir şeyler ister, aranızda şehir için, şehrin hayrına bir şey isteyen yok mudur?

O geveze adam yine kalkmış, önce can, sonra canan derler Vali Paşam demiş. Bizim derdimiz belli. Anlattık, anlayan olmadı. Benim bahçe duvarımı biri yıkmış. Yıkan yıktım demez. Gelin yeniden yapalım desem kimse gelmez, kimse yardım etmez. Eden olursa, neden yardım etti niçin etti, çıkarı neydi diye bir dedikodu başlar, şehir yıkılır geçer.

Vali Paşa, şimdi demiş, o bahçe duvarını ben yaptırsam ne olacak? Yaptırırsan yandın demiş heyetten biri. Ne çıkarı var, neden yaptırdı, nereden tanıyor diye seni Sultana kadar şikayet ederiz, başta ben ederim. Vali Paşa ben demiş, bu şehirde Sultanımız adına bu şehrin insanlarına ve şehre hizmet etmek için görevliyim. Başka şehirlerden bu türden işleri yapacak ustalar getirteyim, parası neyse kendiniz ödeyin. Gördüğünüz gibi yıkılan yıkıldığı yerde kalmış. Lafın duvar tamir ettiği nerede görülmüş. Lafla tamir edilen duvar, yıkık kalır! Yarın bir gün o duvarın tamamı yıkılır, sizler yine böyle konuşmaya devam edersiniz. Anlaşılan o ki, şehir yıkılsa, enkazı üzerinde konuşmaktan başka bir şey yapmayacaksınız! Kendinize, gelin! Kendinizi toplayın!

İleri gelenler, Vali Paşa bizi topladı, dinleyeceği yerde hepimizi bir güzel azarladı. Derdimize çare olmadı diye başlamışlar konuşmaya…Vali Paşa bu arada yıkılan, göçen ne varsa, aksayan, tökezleyen ne iş ve şikayet varsa, çağırmış ustalarıyla meşhur şehirlerden birçok ustayı her birini yaptırmış, ustalarla şikayet sahiplerini bir araya getirip, uzlaştırmış. Şehirde bir süre sonra yıkık, dökük bir görüntü kalmamış.

Ahali bu Vali Paşanın derdi ne demişler. Biz ondan şehrimizi tamir et, diye bir şey istedik mi? Başka işi gücü yok mu? Otursun konağında, ne biz ona karışalım, nede o bize karışsın!

Vali Paşa bu şehirde demiş, hiç aklı başında insan yok mudur?

O şehirden olan muhafızlardan biri, var Vali Paşam demiş. Yaşlı bir anamız var. Evi, şehrin kapısına yakın bir mahallede. Emir buyurursanız varıp alıp gelelim. Olmaz demiş Vali Paşa, münasip olan bizim onun ayağına gitmemiz. Tebdili kıyafet eylemiş, o muhafızı da almış yanına varmışlar yaşlı kadının evine. Vali Paşa çalmış kapıyı. Kadın güleç bir yüzle hoş geldin beyim demiş. Benim kapımı ağalardan, beylerden çalan olmaz, kapımın önünden geçen dahi bulunmaz amma, hoş geldin sefa getirdin. Vali Paşa ben demiş, şehir şehir gezen bir insanım. Bu şehir nasıl bir şehir anlayamadım ana demiş. Kadın iyilik yapsan da şikayet ederler, kötülük etsen de demiş. Hem yaparlar, hem neden yaptıklarını bilmezler. Bir Vali Paşa gelse, bunların önde gelenlerini birkaç günlüğüne zindana atsa, yada konağın birine kapatıp, kapıyı üzerlerine kilitlese de, akılları başlarına gelse başka türlü olmayacak demiş.

Sonrada bak ne diyeceğim demiş, yeni Vali Paşa şehirde ne kadar yıkık dökük yer varsa yaptırmış diyorlar, bunlar iyilikten, güzellikten anlamazlar kuzum. Gör bak adamı Sultana kadar şikayet edecekler. Yerden yere çalacaklar, adamı aldıracaklar!

Vali Paşa düşünmüş kalmış! Yaşlı kadının elini öpmüş çıkmış dışarı…

Şehrin eşrafını tekrar toplamış konağına. Yine o geveze kalkmış ayağa. Benim bahçe duvarından sana neydi Vali Paşa demiş. Yaptırdın da ne oldu? Bugün kendi elimle yıktım attım. Diğer arkadaşlarda aynısını yaptılar, şehir yine eski haline geldi. Karışma bizim işimize!

Demek öyle demiş Vali Paşa, benden günah gitti. Çağırmış Muhafız Başını, bu iyilikten anlamayanları, şehrin hayrına düşünmeyenleri, şehirde tamir ettirdiğimiz, yerleri yeniden yıkanları hepsini toplayıp atın zindana…

Şehrin sözü geçenleri, ileri gelenleri zindana atıldıktan sonra, da o yıkılan yerleri yeniden yaptırmış. Tamirat bitinceye kadar on-on beş gün geçmiş. Zindandakiler birkaç gün sonra susmuş kalmışlar. Her biri dut yemiş bülbüle dönmüş. Bazıları, yeter bizim ettiğimiz demişler. Kimi pişman olmuş, kiminin gözleri dolmuş, kimileri biz bu muameleyi çoktan hak ettik demiş. Bir kısmı da hem kendimize, hem de şehre yazık ettik demişler! Şehirden de çıt çıkmıyormuş. Şehirdeki gelişmeler, Sultana kadar ulaşmış!

Vali Paşa tellal çıkartmış şehre…Tellallar, duyduk duymadık demeyin demişler, yıkılan yerler yeniden yapıldı. Bu yeni yapılan yerleri kim bir daha yıkar ise, yıkmaya niyetlenir ise, sorgusuz sualsiz tekrar zindana atılacak! Bu düzelme dahi ters tepmiş. O geveze adam, yanına kendi gibi lafazanlardan bir heyet oluşturmuş, varmış Payitahta…

Sultanın huzuruna çıkmayı murat etmiş. Şehir memlekette derdine derman olunamayan şehir olarak da bilinince, Sultan gelsinler bakalım demiş.

Geveze adam, Sultanım demiş, lafı dolandırmayacağım. Al gönderdiğin Vali Paşayı. Bu Paşa da bizi anlamadı. Pişmiş aşa su katıyor. Neresi yıkıldı yapıyor, yaptırıyor. Karşı çıkanı, yapılanı yıkanı yıktıranı zindana atıyor. Biz bizimle oturan, sabahlara kadar gevezelik eden, sohbet eden, konaklarımıza misafir olan, arada bizleri konağına davet eden neşeli nüktedan bir Vali Paşa istemiştik. Bu Vali Paşa şehirde ne kadar yıkık, dökük yer varsa hepsini yaptırdı. Yakında şikayet edeceğimiz, konuşacağımız bir şeyler kalmayacak. Yeminle sıkıldık. Dilimiz şişti. Konuşacak, çekiştirecek bir şey kalmadı!

Sultan başlamış gülmeye…Keşke demiş memleketimin derdi hep böyle olsaydı. Bu kadar bir şey olsaydı. Beni güldürdün demiş. Allah da seni güldürsün. Bak ne güzel derdiniz kalmamış, Daha da ne istersiniz?

Anlatırlar ki, o şehir bu yapılanlardan hiç memnun kalmamış, heyetlerin biri gitmiş biri gelmiş, adları vara yoğa şikayet eden şehre çıkmış. Sonunda kimse dinlemesin bu şikayetçileri diye ferman çıkarmış Sultan. Sonrada bu şehirden şikayete gelen olmamış. O geveze adamla da herkes irtibatını kesmiş. Oğluna kız veren olmamış, kızına da talip çıkan. Geveze adam toplamış ailesini çıkmış gitmiş şehirden.

Şehir şehire, Sultan Sultana, bahçe bahçeye, konak konağa, Vali Paşa Vali Paşaya, heyet heyete, yaşlı kadın yaşlı kadına, ahali ahaliye, geveze gevezeye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi

Mecra

12 Haziran 2024 Çarşamba 00:02
SON YAZILAR