Erol Sunat

Erol Sunat

Meddah’ın hikayesi

Meddah’ın hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde boş konuşan, boşa konuşan konuştukları incir çekirdeğini doldurmayan insanların yaşadığı bir şehir varmış. O şehirdeki insanlar neden böyle boş konuşmayı adet edinmişler diye şaşar kalırlarmış. Şehrin hepsi mi böyleymiş. Değilmiş tabi… Boşa konuşanların elinde para pul, güç kudret ne ararsanız varmış. Atıp savurmaları, gülüp geçmeleri, yiyip içmeleri meşhurmuş.

Şehrin en önde gelenlerinin hiçbir şeyi ciddiye almamaları ise dayanılacak bir hal değilmiş. Akşama kadar lak lak edilen muhabbetlerin çokça konuşulduğu hanlar, odalar, konaklar, yalılar varmış. Gören de onları şehri abat etmeye çalışıyorlar sanırmış.

Ahalinin bir kısmı gerçekten çok yoksulmuş. Aç kaldıkları günlerin sayısı artınca, yoksullardan şehirde sözü ve nazı geçen bir adam, çıkmış Beylerin en ulusunun yanına.

Beyim demiş, şehrin ana giriş kapısı civarındaki mahallelerde ve sokaklarda oturan insanlarımız ölmek üzere, yiyecek bir lokma ekmekleri yok. Ambarlarınız buğday dolu, un dolu. Allah aşkına büyüklüğünüzü gösterin. Beylik böyle zamanlar için. Bey ahalisi dara düştüğünde elini uzatana derler...Bey gürlemiş, ne yani demiş biz bu ahalinin halini bilmiyor muyuz, görmüyor muyuz sanıyorsun. Bırak kırılan kırılsın. Kalanlar bana yeter. Hem azıcık seyrelmiş olurlar. Benim o nankörlere verecek tek bir buğday tanem bile yok.

Bak şurada ne güzel bir muhabbetimiz vardı. Böldün attın, mahvettin muhabbetimizi. Sana geçmişte can borcum olmasa, bu kadar konuşmana bile rızam yoktur.

Adam, yaşlı gözlerle çıkmış Beyin kapısından, heyecanla bekleşen insanlara anlatmış olan biteni. Yoksulların içinden bir genç, Ağam demiş o ekinleri biz biçtik, buğdayları biz öğüttük, bize verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı. Bırak bizi, biz bu gece bu açlığımıza son verelim. Adam siz bilirsiniz demiş, ben elimden geleni yaptım. Dinlemek dahi istemedi.

Yoksul genç ve arkadaşları, gece yarısı Beyin un ambarına baskın vermişler. Kim karşı koyduysa etkisiz hale getirmişler. Sonunda ahalinin açlığına son verecek ne varsa dağıtmışlar her haneye.

Yoksul hanelerinde yüzler gülmüş, insanların moralleri düzelmiş. Ancak Bey bu işe öylesine bozulmuş ki, derhal demiş bu işi yapanları bulun bana…Bedesten Ağası, Beyim demiş, o insanlara verdiğiniz sözler vardı. Şahit benim. Kapatın bu konuyu. Bırakın şehir sizin ne denli cömert bir Bey olduğunuzu konuşsun. Hatta bu işin bilginiz dahilinde yapıldığını ahaliye açıklayalım. Şehirde şanınız, şerefiniz, şöhretiniz artsın.

Bey, sen bu işe karışma Bedesten Ağası demiş, bana hemen Meddahı bul getir. Meddah neyin ne olduğunu, kimin ne yaptığını bilir. Hatta onlarla yer içer, yine de gelir bana anlatır.

Bedesten Ağası Meddah yok beyim demiş, şehir dışında diyorlar. Ne zaman gitmiş, kiminle gitmiş, nereye gitmiş bilen yok.

Birkaç gün sonra Meddah çıkmış gelmiş Beyin huzuruna. Görenler biz demişler Meddahı gençten biri sanırdık, meğer kelli felli biriymiş…Bey, Meddah demiş kim çaldı benim unumu, kim bağladı, adamlarının elini ayağını çabuk söyle…Meddah, Beyim demiş, ben biraz gevezeyim kabul, ancak bu iş beni aşıyor. O zaman araştır, bul demiş Bey. Bulmadan da yanıma gelme.

Meddah çıkmış dışarı, doğru yoksulların Ağa dediği adamın yanına gelmiş. Ağam demiş, ne yapayım. O delikanlıyla birlikte, unları almaya bende gittim. Kendimi de mi ifşa edeyim?

Yoksulların Ağası, sen demiş en iyi bildiğin işi, Meddahlığını yap. Lafı süsle, buluyormuş gibi, bulmuş gibi yap, yarına buluruz inşallah deyip bitir mevzuyu, ertesi gün yine öyle kelamlar et, öyle şeyler anlat ki, içinde o işi yapanlar geçmesin geçerse de, lafın sonuna doğru şaşırtmaca yap. Beyin ve yanındakilerin kafaları karışsın. Hatta öyle ileri git ki, birbirlerine düşsünler. Herkes birbirinden şüphe etsin. Meddah gelmiş Beyin yanına. Beyim demiş bugün bazı önemli ip uçlarını açıklayacağım.

İnsanlar toplandığında başlamış dağdan taştan konuşmaya. Sağa sola sataşıyor, laf atıyor, arada Beyi yere göğe sığmaz şekilde övüyor, ardından dönüp en güvendiği insanların neler yapabileceğini, insanın insanı nasıl aldatabileceğini, nasıl göz boyayacağını anlatıp, ardından lafları evirip-çevirip, zan altında bıraktığı Beyin adamlarına övgüler diziyormuş.

Bey Meddah demiş, bizi eğliyorsun, eğlendiriyorsun, nabzımıza göre şerbet veriyorsun, yalnız gerçeği ne zaman açıklayacaksın?

Meddah, Beyim demiş adı üstünde övücüyüm ben, hoş hikayeler anlatırım, sır sakladığımı var mı gören, üstelik çenesi düşüğün biriyim. Gerçek dediğiniz gizemli olmalı, gizemlerin gölgesinde turlar atmalı, merak ettirmeli, zaten aradığınız bugün olmazsa yarın, olmadı daha sonraki gün çıkacak ortaya. O benim Beyim diye gelecek karşınıza. Takdir sizin. İster affedersiniz ister sürersiniz ister asarsınız. Beyin neşesi yerine gelmiş. Meddah dediğin senin gibi ne yaptığını bilecek demiş. Aferin sana. Yarını dört gözle bekliyor olacağım.

Yoksulların Ağası, ambarı basan delikanlıyı çağırmış. Bizim Meddahın demiş ağzında bakla kolay kolay ıslanmazdı amma, bu sefer sana ve bana bir hayli zaman kazandırmaya başladı. Bu arada bir şey daha yapacaksın, ortalık dahada karışsın. Beyin kervanının önünü kes, mallarını al, şehirde ne kadar yoksul var herkese dağıt.Delikanlı almış adamlarını, kesmiş kervanın yolunu. Kervancı başına, benim demiş sizin canınızla bir işim yok. Biz bize insan gibi davranmayan o Beye bir ders daha vermek istiyoruz. Geri durun, canınızdan olmayın. Kervandakiler, kervan yağmalanırken, yağmalayanlara yardım etmişler. Delikanlı, yağmaladığı ne varsa yoksullar ve fakirlere dağıtmış.

Bey küplere binmiş. Bana demiş Meddahı bulun hemen. Beyin adamları Meddahı yaka paça yakalayıp getirmişler Beyin huzuruna. Artık demiş sır saklamak yok, lafı dolaştırmak yok. Ya doğruyu söyleyeceksin ya da seni şehrin surlarında sallandıracağım.

Meddah tamam Beyim demiş, madem öyle aradığın benim. Beyin adamları başlamışlar gülmeye. Meddah saçmalamaya başladı Beyim demişler. Biz bunun aldığı nefesi biliriz. Üstelik gölgesinden korkar. Bir şey çalsa, sakardır, görmeyen, bilmeyen, duymayan kalmaz. Bey, Meddah demiş dünya kadar hoş lakin boş ve yalan şeyler söyledin, lafları süsledin, en yakın adamlarımdan beni şüphe ettirdin. Kim bu benimle uğraşan, kim bu ölümüne susayan?

Kapı açılmış Yoksulların Ağası girmiş içeri. Aradığın benim Beyim demiş. Bey en çok senden şüphe ettim demiş lakin sen o değilsin. Meddah bu işi demiş, bir delikanlı yaptı. Lafını bitiremeden delikanlı girmiş Beyin huzuruna. Şehrin cümle yoksulu sana dua ediyor Beyim demiş. Dedik ki unu da bu en son getirdiklerimizi de, cömert ve adil olan Beyimiz gönderdi.

Bey, bu cüreti kimden alıyorsun demiş, Yoksulların Ağasından mı? Yoksa şu Meddahtan mı?

Delikanlı senden Beyim demiş, biz senin adalet sahibi olduğunu, hak ve hukuktan ayrılmadığını, garipleri, yoksulları koruduğunu ve gözettiğini anlatır dururuz, Yoksulların Ağası ile. Meddah da bu anlattıklarımı ballandırır, tatlandırır, en sevimli bir şekilde anlatır ahaliye…

Beyin asabi hali geçmiş, yerine oturmuş, delikanlının üzerine atılmak üzere olan adamlarını eliyle durdurmuş. Söyle demiş neden böyle yaparsın?

Delikanlı Beyim demiş, yıllardır, şehrin ve ahalinin hayrına olmayan muhabbetler yapmaktan ne bıktınız ne usandınız. Senin çevreni kuşatan insanları, seni sabahtan akşama övüp duran dalkavukları başka türlü nasıl aşacaktık. Ahalinin halini doğru düzgün sana ulaştırmadı bu yanındakiler. İnsanlar açlıktan ölmeye başlayınca, böyle bir yola başvurduk. Meddah da bize inandı, bizim yanımızda oldu. Ambarlarını boşaltırken herkes yardım etti. Kervanın önünü kestiğimizde de. Yanındakilerin ruhu duymadı. Bu konağı bassak bir tanesi yanında kalmaz Beyim.

Bey yanındakilerin hepsini çıkarmış dışarı. Delikanlıya, bundan böyle demiş sağ kolum olacaksın. Yoksulların Ağası, Meddah ve Bedesten Ağası da sana yardım edecekler.

Sonra ne mi olmuş?

Şehir şehire, Meddah Meddaha, Bey Beye, Yoksulların Ağası Yoksulların Ağasına, Delikanlı delikanlıya, han hana, oda odaya, konak konağa, yalı yalıya, kervan kervana, ambar ambara, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR