NEDEN AHİLİĞİN MERKEZİ KONYA’DIR DİYEMİYORUZ?

Pabucu dama atılmak, Ahilik geleneğinden gelmedir. İşini iyi yapmayan, müşterisini zor durumlara sokan, memnuniyetsizlik yaratan ustalar, bir ahi heyeti tarafından imtihan edilir, hata, kusur, telafisi mümkün olmayan yanlışlıklar ustada ise, pabucu dama atılır ve bir daha o şehirde mesleğini icra etmesi mümkün olmazdı.

Her nereye gitse, pabucu dama atılmış usta lafı, ondan önce, gittiği yere varırdı.

Ahilik konusuna gereği kadar eğilmeyen, Ahiliğin merkezi olduğu konusuna fazla aldırış etmeyen, Ahi Evren’in Selçuklu payitahtı Konya’da yaşadığı yılları, bir araya getirdiği meslekleri derinlemesine incelemeyen şehrimizin ne yazık ki pabucu dama atılmış durumda!

Çünkü biz, gerçek Ahi biziz, Ahiliğin merkezide, Selçuklunun payitahtı Konya’dır diyemiyoruz?

Bu konuda hakkımızı aramıyoruz!

Hakkımız var mı, yok mu diye de galiba tereddütlerimiz var!

50 binin üzerinde mensubu bulunan Konya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliğine 84 esnaf ve sanatkar odası bağlı, Birlik, tam anlamıyla bir Ahi Birliği.

Yaklaşık, sekiz asırdır bu geleneğin sürdürüldüğü ve yaşatıldığı bir şehir burası.

Lakin; geçtiğimiz yıl, “Yılın Ahisi Ödülü” bizim oldu diye bayağı bir sevindik!

Bu yıl da, “Yılın Çırağı Ödülü” bize verildi diye havalara uçuyoruz!

Bu ödülleri vermesi gereken şehir neden biz değiliz, sorusunun cevabını arayan var mı?

Ne gezer!

Ödül aldık, ödül kazandık diye herkes, mesut ve bahtiyar!

Ağzımıza bir parmak bal çalınmış durumda, mutluluktan uçuyor, konacak yerler bulamıyoruz!

Merak etmeyin, bir Ahilik haftası daha geçer-gider,

Biz bir yıl daha kulağımızın üzerine yatarız, önümüzde ki yıl yine şöyle bir hatırlar,

“Yılın Kalfası Ödülü” döner de bize gelir mi, diye daha şimdiden hayal kurmaya başlarız. Olur mu, olur!

Ahilik merkezi olma meselesi, istenmediği, fazla kabul görmediği, ne yapsak, ne etsek diye akıl dahi aşındırılmayan bir yerde neden dursun, neden kalsın ki?

İçtenlikle ve samimiyetle kollarını açan, gönlünü açan Kırşehir’e gitmiş, orada demir atmış çok mu?

 

AHİ, SANAT DEMEKTİ, SANATKÂR DEMEKTİ!

Ahi kardeş demekti, sırdaş demekti, haldaş demekti, yoldaş demekti.  Yerine göre kardeşten de ileri olmak demekti.

Bir mesleğe gönül vermişlerin, ustaların, kalfaların, çırakların bir ve beraber olması demekti.

Sanat demekti,

Sanatkâr demekti.

Yetenek demekti,

Kabiliyetlerin, cevherlerin ortaya çıkması,

Ortaya çıkarılması demekti.

Ustaların, büyüklerin, güngörmüş meslek erbaplarının,

Sözünden dışarı çıkmamak,

Edep ve adap çizgisinden ayrılmamak demekti.

Çırağın kalfaya,

Kalfanın ustaya sevgisi,

Saygısı, içten bağlılığı demekti.

Bu meslek birliğinin, birlikteliğinin ve beraberliğinin tohumları bu şehirde Ahi Evren tarafından atıldı.

Ve Ahi Evren, cümle meslekleri bir araya getirdi. Ahi Evren’in kendi mesleği debbağlıktı yani dericilik. Kendi mesleği dışında o devrin şartlarında debbağlıktan başka 32 çeşit esnaf ve sanatkarın ve mesleği bir araya getirdi, hepsine yol gösteren oldu, sevgi ve saygıyı öğreten oldu,

Onu dinledi çeşitli mesleklere gönül verenler, sanat öğrenmek için koşup gelenler.

O tarihten sonra Selçuklunun payitahtında ve diğer şehirlerinde mesleklerin erbapları, ustaları kendilerini gösterecek, sanatlarını icra edecek, kabiliyetlerini sergileyecekleri imkanlara kavuştular.

Konya payitahttı. Payitahtta yeşeren ümitler, olgunlaştı, çiçek açtı, meyve verdi…

Ve sonra Selçuklu şehirlerine öğrendikleri sanatları, hünerleri, becerileri göstermek için, öğretmek için ustalık payesini alan, ustalarının ustalık beratını verdiği, şed kuşattığı, kalfalıktan ustalığa geçiş merasiminin ardından ustalarının elini öpüp, hayır duasını aldıktan sonra bismillah diyerek düştüler yola.

Bir kısmı ise, ustalarının rızasıyla, bulundukları şehirlerde dükkan açtılar. Her biri, anılan, sayılan ve sevilen ustalardan oldular. Kabiliyetli çırakları, kalfaları yetiştirip, her birini usta ettiler.

 

AHİLİK, BU ŞEHİRDE GELİŞTİ, SERPİLDİ, BÜYÜDÜ

Ahilik geleneği de, göreneği de bu şehirde gelişti, serpildi, büyüdü ve cümle Selçuklu coğrafyasına bu şehirden yayıldı.

Ahi Evren, I. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında, kayınpederi olan Evhadüddin Kirmani ile birlikte gelmişti, Selçuklu diyarına. 1205 yılından itibaren Kayseri, Konya ve Kırşehir gibi şehirlerde meslek birliklerini bir araya getirdi.

Fahrettin Razi’nin öğrencisi olan Ahi Evren, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ve Şeyh Sadrettin Konevi ile aynı dönemde yaşamıştı.

Evhadüddin Kirmani’nin kızı ve Ahi Evren’in eşi olan Fatma Bacı’nın kuruduğu Bacıyan-ı Rum yani Anadolu Kadınları Birliği, kadınlara, halı, kilim, heybe ve çorap gibi sanatları öğretirken Selçuklu halı ve kilimleri her tarafta oldukça ünlüydü.

Ahi Evrenin kurduğu Ahiyan-ı Rum birliği de, Ahileri bir araya getirmişti.

Moğolların talan ettiği Anadolu coğrafyasında, çocuk yaştaki Sultanların, hırslı Selçuklu Emirleri elinde kaldığı, birçoğu Moğollara bağımlı olan bu Emirlerin yönettiği Konya merkezli Selçuklu devletinde, rekabetler, ayak oyunları, sinsi saray entrikaları, gözden düşmeler, gözden düşürülmelerin yaşanması sonucu,  Ahi Evren gibi birçok isim Konya’yı terk etmek zorunda kaldı.

93 yıl yaşayan Ahi Evren ömrünün son 15 yılını Kırşehir’de geçirdi.  Kırşehir’deki Ahi Evran Zâviyesi, Osmanlılar’da Türk debbağlarının ve zenaat erbabının manevi merkezi durumunda idi.

Anadolu coğrafyasında etkili olduğu kadar, vefatından sonra, Osmanlı’da ve Balkanlarda debbağlığın piri olarak anıldı.

 

AHİ EVREN, AHİLERİN GÖNLÜNDE YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR!

Moğolların Anadolu coğrafyasını karmakarışık ettiği, halka zulmettiği, saltanat kavgalarına da direkt olarak müdahale ettiği yıllardı.

II. İzzeddin Keykavus ile IV. Rükneddin Kılıçaslan arasında devam eden saltanat kavgasında Moğollar Kılıçaslan’ı destekledi. Bu destek sonrasında, Kılıçaslan tahta oturunca, II. İzzeddin Keykavus’u tutan Ahî ve Türkmenler katliama tâbi tutuldular. Bu katliam ilk olmuyordu. Kırşehir Emirliğine, Emir Caca Bey’de denilen,  Nureddin Caca’nın tayin edilmesinden sonra, Kırşehir’de yaşayan Ahi Evren ve ileri gelenler, bu tayine karşı çıktılar ve ayaklandılar. Ayaklanma çığ gibi büyüdü. Büyük Türkmen isyanı da denilen isyana Ankara, Aksaray, Niğde, Çankırı, Kastamonu ve Uçlarda yaşayan Türkmenlerde iştirak ettiler, en büyük direniş Kırşehir’de yaşandı. İsyan oldukça kanlı bir şekilde bastırıldı.  İsyancılar kılıçtan geçirilirken, Ahi Evren, Mevlâna’nın oğlu Alaeddin Çelebi ve Fatma Bacı, hayatlarını kaybettiler. 1261 yılına rastlayan bu hadise hiç unutulmadı.

Ahi Evren, birbiriyle kardeş yaptığı, ortak mücadele ruhu aşıladığı Ahilerin gönlünde yaşamaya devam ediyor.

           

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.