PERŞEMBENİN GELİŞİ ÇARŞAMBA’DAN BELLİ OLUR DERLER YA!

31 Mayıs’ı 1 Hazirana bağlayan gecenin yarısında, kendini denize atan insanlar, oh be dünya varmış, denize kavuştuk, denizin serin suları, soğukta olsa beni kendime getirdi diye konuştular.

Bambaşka bir Haziran sabahına uyandıklarını ilerleyen saatlerde de, anlamadılar!

Akşam olunca ve ertesi gün yeni normallerin kıstaslarını ve kurallarını anlamaya çalıştılar.

İlk günün heyecanı yeniden işlerinin başına dönen 65 yaş ve üstü insanlarında başını döndürdü.

İlk gün kimse tam olarak bir şey anlayamadı.

Akşam oldu, derin düşünceler kapladı herkesi.

Kahveler kahve değildi, lokantalar lokanta, kafeler kafe…

O eski neşesi, o eski cıvıl cıvıl halleri kalmamıştı hiçbirinin.

Perşembenin gelişi, Çarşamba’dan belli olur derler ya…

Dükkanını açan, müşteri bekleyen,

İlk günün aşkıyla, başımızı kaşıyacak zaman bulamayız diye,

Hayaller kuran ve eski günlere benzer bir yoğunluk bekleyenlerin,

Neredeyse tamamı hüsrana uğradı.

Yeni normalin müşterileri, bildikleri, tanıdıkları eski müşterilerdi!

Lakin, yaklaşık iki buçuk ay önceki halleri yoktu hiçbirinin… 

Birincisi ürkektiler,

Sanki ilk defa, hiç bilmedikleri bir mekana giriyormuş gibiydiler.

Bir hayli çekingendiler,

Maskelerin kapattığı yüzlerde ki gözler tedirgindi,

Gerginlik insanların duruşlarına yansımıştı.

Tereddüt içerisinde olan yaklaşımlar ise, dükkan ve işletme sahiplerini derin derin düşündürdü.

 

YENİ NORMALLERLE GELEN SÜKUTU HAYAL!

Yeni normaller, bir ara çok meşhur olan, başına “yeni nesil” diye bir takı alan kavramlara benziyor. Yeni nesil takısının cılkını çıkarmış olsak da, bazılarımız yeni nesil demeye bayılıyordu.

Her ne hikmetse, yeni nesil normal demedik, “yeni normal” diye ilginç ve bir o kadar da “anormal” hissi veren bir kelime tercih ettik!

Her neyse! Bu yeni normaller, eski normalin yanında solda sıfır kalmış gibi başladı işe!

Bu “yeni normal” adı da dahil olmak üzere, “soğuk nevale” gibi bir şey oldu, çıktı.

Biz eski normalleşmeye yakın bir normalleşme bekliyorduk diyenlerin yaşadıkları hayal kırıklığı, yaşadıkları sükutu hayal yüzlerine vurdu.

Yaklaşık iki buçuk ay, dört gözle normalleşmeye dönüşü bekleyenler, hayal kuranlar, kaybettiklerini telafi etmenin tatlı telaşına kapılanlar dondu kaldı!

Olur mu öyle şey, neden öyle olsun ki diyenler olabilir!

Bu yeni normalin içinde muhabbet var mı?

Ara ki bulasın!

Samimiyet var mı?

Ne gezer!

Yüz güldürecek bir şeyler!

Şimdilik kayıplarda!

Verilen selamlarda, alınan selamlarda isteksiz ve öylesine…

Gelecek günlerde, insanları rahatlatan gelişmeler yaşanmazsa, “yeni normal” soğuk ve itici bir kavram olarak anılacak ve “Onun yeniliği batsın!” diye konuşulacak bir kavram olabilir mi?

Olabilir diyenlerde var!

Hemen ne oluyor, dün bir, bugün iki diyenlerde!

Kesinlikle, acele etmemek, acele karar vermemek lazım!

Hele biraz zaman geçsin, yeni normallere insanlar ısınsın, alışsın. Taşlar yerine otursun. Bekleyelim görelim demek çok daha akıllıca…

Lakin, aradaki süreçte yara almış, sermayesini ve birikimini tüketmiş, borçlanmış, bundan sonrasına bel bağlamış insanlara da hak vermek lazım!

KEBAP AŞKINA!

Adana gibi, Antep gibi illerimizde kebapçılar eski günlerine dönmenin az da olsa havasını yakalamış gibiydiler!

Neşeleri yerindeydi!

Kebapları çok özlediklerini söyleyen müşterilerinde öyle…

Açılışları pek bir renkliydi.

Davullu-zurnalı bu açılışa, Koronaya aldırmadan koştu geldi, Adanalılar, Antepliler

O kalabalıkları gören Koronavirüs bende sizi çok özlemiştim, dört gözle dönmenizi bekliyordum deyip, insanlarla kol kola girdiyse ne olacak?

Çünkü, sosyal mesafe gibi, maske gibi olmazsa olmazlar, kebap aşkına sıfırlandı, unutuldu.

Yeni normallerin, yeni şartları temkinli ve tedbirli davranmayı gerektirse de, aldıran olmadı!

Konya’da en çok Etli ekmeği özledi. Etli ekmek aşkına denildiyse, mesafeler kaybolduysa, maske şimdilik lazım değil dendiyse ve o heyecanla etli ekmek yendiyse, bizim Adana ve Antep’ den ne farkımız kaldı diye sormak lazım!

Tek eksiğimiz davul-zurna mı?

Merak etmeyin, onu da Korona seve seve çalar!

 

YENİ NORMAL, KAHVEHANELERİ ÇAY OCAĞINA DÖNDÜRDÜ! 

Kahvehaneler Mart ayı öncesi günlerini adeta mumla arıyor.  Kahvelerini ümitle açtılar. Ancak, Korona tedbirleri gereği oyun yok!

Kahvelerde tavla yok, kağıt oyunları yok, okey yok. Sadece çay, kahve içebiliyorsunuz.

Bu durum zevahiri kurtarabilecek gibi görünmüyor!

Çünkü, Korona öncesinde kahvelerin en büyük geliri okeydi.

Bir masa da, dört kişi oynar, dört de seyircisi olurdu.

Bu şu demekti! Her gelmede sekiz çay gelirdi! Oyunların 14-15 saat sürenleri vardı.

He masa başlı başına cankurtaran simidi gibi olunca, kahvenin de kahve sahiplerinin neşesi yerindeydi.

Okey atanların, çift bitenlerin neşesi doldururdu kahveyi.

Tavla oynayanların rakibini mars etmesi, tavlayı rakibinin koltuğunun altına vermesi, kahvelerde kahkahaların çınlamasına sebep olurdu.

Okey masaları, kağıt oynanan masalar kirayı, çalışan gençlerin ücretlerini karşılardı.

İddialı ve çekişmeli oyunlar olurdu.

Normalde oyun oynanan masalara beşer çay gelse, en az 50-60 çay gelirdi!

Sekiz de soda içildi mi, keyifler tam olurdu!

En az dört kahve içilir, en az dört tane peynirli yada sucuklu tost yenirdi!

On kadar işlek masası olan kahve, devamlı müşteriye de sahipse, birçok insanın ikinci adresi gibi olurdu.

Konya gibi bir şehirde, çay ve kahve içenler için zaten çay ocakları vardı. Kahve deyince, tavla oynayanlar, kağıt oyunlarına meraklı olanlar, özellikle okey oynamaya gelenler kahveleri omuzlayan, kahvelerin yükünü maddi-manevi çeken insanlardı.

Sadece çay içilen kahveler böyle bir manzarayla, çay ocağına döndük yakınmalarıyla,  1 Haziran’da başlayan yeni normalleşme döneminde, kirasını karşılayamamakla karşı karşıyalar.

 

YENİ NORMAL DİLERİZ YARALARI SARAR!

Yeni normaller, nerede kalmıştık demeyi dudaklarda bırakan, bıraktığımız yerden yeniden başladık diye yüzlere yayılamayan tebessümleri donduran, yüze vuran sükutu hayalin derin düşünceleriyle başladı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak denmişti denmesine lakin, bu kadar da beklemiyorduk diyenler pek çoktu!

Yeni normaller dileriz, hal çareleriyle, yaraları sararak, ilerisi için ümit vererek yoluna devam ederse, bugün itici ve soğuk gelen bu kavram,  anında baş tacı edilen bir kavram olup çıkar!

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.