Saim Sakaoğlu söyleşisi/5 MEHMET KAPLAN’IN AZİZ HATIRASINA

Saim Sakaoğlu söyleşisi/5 MEHMET KAPLAN’IN AZİZ HATIRASINA

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ile söyleşimizin tamamını bugün Mehmet Kaplan’a ve fotoğraflarına ayırdık

Saim Sakaoğlu ile söyleşimizin beşinci bölümünü hocası Mehmet Kaplan’a ayırdık. Konu Mehmet Kaplan olunca benim de Saim Sakaoğlu hocamızla ilgili bir küçük hatıramı paylaşmam gerekiyor. Üniversitede Halk edebiyatı derslerimize Saim hocamız girerdi, bir diğer hocam da eşi Yurdanur hanımdı. Ben sınav kağıtlarımdan birkaçının arkasına Saim hocamıza hitaben öğrencisi olarak rahmetli Kaplan hakkında bir anma toplantısı düşünüp düşünmediğini sormuştum. Hocamız da Aydınlar Ocağında 20 Ocak 1996 tarihinde bir anma toplantısı tertip etmişti. Kaplan hoca her ne kadar yakınen tanışmadığım bir hoca olsa da bana edebiyatı sevdiren değerli insanlardandır. O yüzden söyleşimizin tamamını bugün Mehmet Kaplan’a ve fotoğraflarına ayırdık.

Hocam, yanlış hatırlamıyorsam rahmetli Mehmet Kaplan hocamızın tavsiyeleriyle derleme faaliyetlerinde bulunmuş, hocalığınızda öğrencilerinize  derleme faaliyetleri yaptırmıştınız? Bu konuda kendi çalışmalarınızdan söz eder misiniz.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan Bey benim İstanbul Üniversitesinden hocamdır. İkinci ve üçüncü sınıflarda iki yıl derslerine girdim. Birkaç yıl sonra ise Atatürk Üniversitesi’nde asistan olunca, daha önce asistan olup da benim gibi Kaplan Bey’in öğrencileri olan Muhan Bali ve Bilge Palandöken gibi onun doktora öğrencisi oldum. Biz İstanbul’da hiç halk edebiyatı dersi görmemiştik. Derlemenin adını bile bilmiyorduk. Kaplan Bey 1959 yılında Erzurum’a gelip dekan olunca bölgenin canlı kültür hayatını keşfeder. Bu keşiflerin sonucu olarak sıra ile eski öğrencilerini Erzurum’a yönlendirir. İlk halk edebiyatı asistanı Mehmet Akalın’dır. Ancak o Almanya’ya doktora için gönderilince ünlü dil bilgini Anne Maria von Gabain ile tanışır ve alanını değiştirir. Ben 1967’de asistan olduğumda Bali Bey birkaç aylık doktor idi. Bilge Hanım ise tezinin başlangıç aşamasında idi. Ben,  aynı dönemde dört arkadaşımla birlikte sınavı kazanmıştım. Benimle birlikte üç arkadaşım da dil alanını seçmişti. Bölüm bir arkadaşımızın halk edebiyatına geçmesini isteyince ilgili arkadaş ile bölüm arasında sıkıntı yaşanmaya başlamıştı. Bunun üzerine ben bölüm başkanımıza haber göndererek,  insanın istediği alanda daha keyifle çalışabileceği düşüncesiyle, halk edebiyatına geçerek bölümün sükunetini sağladım.

            Doktora konumun, bölge üniversitesi olmamız hasebiyle o bölgeden bir il ile ilgili olması istenilmişti. Nitekim ilk arkadaşlarımızın konuları da bölge ile ilgiliydi. 1969 yılının yaz aylarında  doktora konumla ilgili olarak ilk defa sahaya çıktım  ve Gümüşhane ilimizi dört ay boyunca taradım.

            İlerleyen yıllarda derlemelerimi daha çok bölgedeki illere yaptığımız geziler sırasında gerçekleşmişti. Ancak benim yöneldiğim asıl alan, öğrencileri derleme konusunda bilgilendirdikten sonra kendi yörelerinde derleme yapmaya yönlendirmek oldu. O kadar çok  güzel ödevler geldi ki… İşimi gücümü bırakıp yurdun dört yanından derlenen ürünlerin bazılarını yayımlanacak şekilde daktilo ediyor ve öğrencilerimin adıyla Konyalı büyüğümüz İhsan Hınçer’in Türk Folklor Araştırmaları dergisinde yayımlatıyordum. Öğrencilerin adlarını dergi sayfalarında görünce aşka geliyorlardı. Hatta bu öğrencilerimden biri olan Halim Seraslan Bey, daha sonraki yıllarda Selçuk Eğitim Fakültesinde profesörlüğe kadar yükselmişti.

            Başka bir yönlendirmem ise öğrencilerimizin bitirme tezlerinin konularıyla ilgili idi. Benimle tez yapmayı düşünen öğrencilerimi genellikle il, ilçe. bucak ve köyleriyle ilgili derleme yapmaya yönlendirdim. Esas başarım ise Konyalı öğrencilerle gerçekleşti. Öğrencim olan bütün Konyalı  gençleri öncelikle yaşadıkları yörenin halk edebiyatı ürünlerini derlemeye yönlendirdim. Türk dili alanında çalışmak isteyenleri ise yine Konya’mızın ağız özellikleri üzerinde çalışma yapmalarını istedim. Böylelikle çok zengin bir Konya konulu tez koleksiyonumuz oluştu.

            İlerleyen yıllarda fırsat buldukça derleme yaptım. Özellikle derleme yapılabilecek kaynak kişileri bulunca işimi o alana yönlendirdim.

Konya’ya geldikten bir süre sonra, aynı alanda Öğr. Gör. olarak çalışan eşim Yurdanur Hanım ile bir proje hazırladık.

 Meram Yöresi (Dere-Köyceğiz-Selver) Folklor Ürünleri, Konya, Proje Nu.: 89 / 167.

Proje  1994 yılında tamamlanmış ve 72 sayfa olarak teslim edilmiştir.

 

 

PROF. DR. MEHMET KAPLAN  ÜZERİNE ÖĞRENCİSİ PROF. DR. SAİM SAKAOĞLU’NUN  YAYINLARI

 

                            Prof. Dr. Saim Sakaoğlu hocamız, Prof. Dr. Mehmet Kaplan hocamızın Konya’da görev yapan en kıdemli öğrencisidir. Onun iki yıl lisanstan öğrencisi olduktan sonra asistanlık döneminde de doktora çalışmasını onun yöneticiliği altında tamamlamıştır. O, hocasına olan saygısını dile getirmek amacıyla pek çok yazı kaleme almıştır. Hocasının ölümünün üzerinden on yıl geçtikten sonra onun hakkırda kendisinin de yazarları arasında olduğu Türk Edebiyatı (İstanbul) dergisinin Ocak 1997 tarihli sayısında yayımlanmak üzere bir yazı gönderir. Ancak derginin o sayısı, kurucusu Ahmet Kabaklı için ayrıldığından yazıya yer verilmemiştir. Hatta Şubat 1998’e de zalınmamıştır. Yazısının akıbetini merak eden hocamız kararını değişitirerek yazısını Türk Kültürü (Ankara) dergisene gönderir. Yazı, hocamızın vefat ettiği ay olan Ocak’ta (1998) yayımlanır. Ne var ki, Türk Edebiyatı dergisi de, yazının Ocak ayında çıkması isteğini bir yıl sonrasının ocak ayında gerçekleştirir. Böylece aynı yazı aynı ayda iki defa yayımlanır. Ancak hocamız kararlıdır ve Prof. Kaplan ile ilgili yazıları artık sadece Türk Kültürü dergisinde yayımlanacaktır. Hocamızın bu yazısı dokuz yıl sürer. Bu arada aylık olarak yayımlanan  Türk Kültürü dergisi format değiştirmek için yayınına ara verir ve bir yıl sonra altı aylık bilimsel ve hakemli bir dergi olarak yayınına başlar. Prof. Sakaoğlu yazısı oradan alıp onuncu yılın tamamlanması amacıyla önce Merhaba / Akademik Sayfalar’da (Konya)  yayımlar, daha sonra ise Yarenlik (Konya) adlı çalışmasına alır. Böylece bir öğrencisi on yıl boyunca hocasını ölüm ayında bir hatıra yazısıyla anmış olur. Acaba bir benzeri var mıdır?

                            Aşağıda bu çalışmalar belli başlıklar altında ele alınırken alıntılara da ayrıca göndermede bulunulacaktır. Bir küçük notumuz daha olacaktır. Hocamızın Konya’daki öğrencileri onun için bir anma toplantısı düzenlemişlerdi. Onunla ilgili bir maddemizi de sona eklemeyi uygun gördük.

 A. ÖLÜMÜ ÜZERİNE YAZI

            1.“Halk Edebiyatımız ve Prof. Kaplan”, Türk Edebiyatı, (149), Mart 1986, 35.

B. ARMAĞAN KİTAPLARI İÇİN YAZILANLAR

1. “Abdülhak Hamid'in Sabr ü Sebat Adlı Eserinde  Atasözleri ve Deyimler”, Mehmet Kaplan'a Armağan, İstanbul 1984, 221-246.

2. “Karacaoğlan'ın Edebiyatımızdaki Yeri”, Mehmet Kaplan İçin, Ankara 1988, 201-210. (21 Aralık 1988 tarihinde  Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü tarafından düzenlenen Karacaoğlan’ı Anma Günü’nde verilen konferansın metnidir.)

3.  “Türk Halk Edebiyatına Kol Kanat Geren Bilgin: Prof. Dr. Mehmet Kaplan”, Mehmet Kaplan (ed. İnci Enginün-Yakup Çelik), Ankara 2013, 159-270. (Bu kitap armağan olarak hazırlanmamışsa bile o havayı taşıdığı için bu başlık altında alınması uygun görülmüştür.)

C. TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİNİNDEKİ DİZİ YAZILAR

1.“Prof. Dr. Mehmet Kaplan ve Kadirlili Âşık  Halil Karabulut’a Mektupları”,

    Türk Kültürü, 36 (417), Ocak 1998,11-14.

bk. “Prof. Mehmet Kaplan ve Kadirlili Âşık Halil Karabulut”, Türk Edebiyatı,  26 (291), Ocak 1998, 19-20.

              2.  “Yavaş Yavaş Tanıdığım Hocam: Prof. Mehmet Kaplan”, Türk Kültürü,

                   37 (429), Ocak 1999, 15-18.

.      3. “Ölümünün 14.  Yılında Prof. Kaplan:  Prof. Kaplan'ın Öğrencisi Dr. Sakaoğlu'na Bir Mektubu", Türk Kültürü, 38 (441), Ocak 2000, 12-17.

   4. “Ölümünün 15. Yılında Prof. Kaplan: Prof. Kaplan’nın Çeşitli Konulardaki

       Görüşleri”, Türk Kültürü, 39 (453), Ocak 2001, 4-9.

 

.            5. “Ölümünün 16. Yılında Prof. Kaplan: Hocam Kaplan’a Dair Bir Eser”, Türk Kültürü, 40 (465), Ocak 2002, 45-48.

 Not: Z. Kerman ve İ. Enginün’ün  hazırladıkları, Mehmet Kaplan / Hayatı ve Eserleri (İstanbul 2000) adlı eser tanıtılmıştır.

               6. “Ölümünün 17. Yılında Prof. Kaplan: Hocam Kaplan’dan Hatıralar”, Türk

                    Kültürü, 41 (477-478), Ocak-Şubat 2003, 12-16.

              7. “Bir Hoca, Bir Ağabey:  Prof. Kaplan ile Prof Okay”, Türk Kültürü, 42 (489-490), Ocak-Şubat 2004, 449-452.

              8.  “Prof. Kaplan’ın Prof. Okay’a Gönderdiği Mektuplarda Bir Halk Edebiyatı Araştırıcısı ve Türk Halk Edebiyatı”, Türk Kültürü, 43 (501-502), Ocak-Şubat 2005, 19-23.

.             9. “Prof. Kaplan’a Mektup”, Türk Kültürü, 44 (511-512), Ocak-Şubat 2006, 5-9.

            10,  “Ölümünün 21. Yılında Mehmet Kaplan: Mehmet Kaplan’a Veda”, yazı, dergi format değiştirip aylıktan altı aylığa geçtiği için yayımlanamamıştır.. Basımı için bk. E.

Ç. YENİ KONYA GAZETESİNDEKİ YAZI

1.  Ölümünün 10. Yılında Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ı Anarken, 15 Ocak 1996.

Not: Bu yazı, aşağıda işaret edilecek olan anma gününü kamuoyuna

            duyurmayı amaçlamaktadır.

MERHABA GAZETESİ /AKADEMİK SAYFALAR EKİNDEKİ YAZILAR

             1.  “Prof. Kaplan’ın Prof. Okay’a Gönderdiği Mektuplarda Bir Halk Edebiyatı Araştırıcısı ve Türk Halk Edebiyatı”, 5 (4), 02 Şubat, 36-37.

                   Not: C. 8’den alıntıdır.

2. “Ölümünün 20. Yılında Prof. Dr. Mehmet Kaplan’a Mektup”, 6 (5), 15 Şubat,

     37-39.

 Not:  Son iki yazı alıntıdır.

E. ÖZEL BİR YAZI

            1. “Hocaya Saygı”, Merhaba / Akademik Sayfalar, 9 (2), 28 Ocak 2009, 17-22.  

            Not: Bir giriş yazından sonra, Türk Kültürü’nde yayımlanamayan 10. yazımıza

            yer verilmiştir.

            Not: Bu yazı daha sonra aşağıdaki kaynağa da alınmıştır: Yarenlik, Konya

            2010, 47-54.

F. ANMA GÜNÜ

           1. Ölümün 10. Yılında Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ı Anma Toplantısı, 20 Ocak 1996.

             Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Av. Mehmet Ali Uz tarafından yönetilen toplantıda bizim dışımızda, bugün ikisi de Prof. ve ilki ayrıca emekli olan Prof. Kaplan’ın İstanbul Üniversitesi’nden öğrencileri Doç. Dr. Mustafa Özcan ile Yrd. Doç. Dr. Mehmet Tekin konuşmacı olarak katılmışlardır.

 

PROF. DR. MEHMET KAPLAN ÜZERİNE

Prof. Mehmet Kaplan ile lisans seviyesinde pek yakın ilişkimiz olmamıştı. Aslında hocamızla hemen hemen hepimizin ilişkisi zayıftı. O, biz ikinci sınıfta iken yurt dışından dönerek derslerine başlamıştı. Öbür hocalarımızın çoğunu önceki sınıftan tanıyorduk. Bir de sınıfımız iki ay sonra yeniden alınan ek kontenjan öğrencileri sebebiyle çok kalabalıklaşmıştı. Biz öğrenciler bile birbirimizi pek tanıyamamıştık.

Onunla yüz yüze gelmemiz, ikinci sınıfın sonunda yapılan ve adına TEKST denilen sınav sırasında oldu. Bu çok farklı bir sınavdı. Hepimizin yabancı dil bilgisini ölçmek için yapılıyordu ve mutlaka başarılı bir not almalıydık. Öğrenciler hocalarımızla yabancı dillerine göre bir masada karşılıklı olarak otururduk. Onların elinde, yabancı dillerine göre bir hayli kaynak vardı. Ben Kaplan hocamın karşısına oturmuştum. Bana İngilizce İslam Ansiklopedisi’nden mîr-i âhûr maddesi verildi.  Çeviri hemen istenilmiyor, size hazırlanmanız için küçük bir zaman dilimi tanınıyordu. Böylece Kaplan Bey ile ilk defa birebir bir sınava alınmıştım. Bana hazır olduğum zaman haber vermemi söylemişti. Eh, biz de hocamızı fazla bekletmeden bu işi tamamlamıştık.

Onunla bir defa daha 1963 Haziran ayında girdiğim Yeni Türk Edebiyatı sözlü sınavında aynı masanın etrafında idik. Normal bir sınav sürecini tamamlamıştım.

.  O yılların siyasi hareketlenmeleri sonucu üniversiteler sık sık kapatılıp açılıyordu. Ben de Erzurum’dan geldiğim için mağdur oluyordum. Bir gün beni odasına çağırarak şöyle söyledi:

“Saim, kardeşim; durumu görüyorsunuz. Burada çalışmalarımız yürümeyecek. Sen cumartesi günleri evime gel, orada rahat rahat çalışırız.” Öyle de gerçekleştirdik. Eşi Behice Hanım vefat ettiği için yalnız yaşıyordu

Hocamla en ilgi çekici görüşmelerimiz onun Moda Bahariye’deki evinde cumartesi günleri, 15.00-17.00 arasındaki saatlerdi. Ben günlerce topladığım bilgileri kendisine sıra ile sunuyor, bilgi veriyor ve görüşlerini alıyordum. Bu arada şunu söylemeliyim ki ben malzeme toplamada biraz eli açıktım. İstiyordum ki hocam bana falan filan kaynaklara da bakalım türünden görev vermesin, benim topladıklarımdan fazla olanları çalışmamızın dışında bırakalım.

Bir bilginin alınmamasının başlıca sebebi konumuzla olan bağının zayıf olmasına bağlanıyordu. Böylece tezin gereksiz konularla şişirilmesinin önüne geçiliyordu. Buna karşılık benim topladıklarından yetersiz bulunanların yanına yeni bilgilerin bulunması da öneriliyordu.

Bu arada konumuzla ilgili olarak fakültenin başka bölümlerindeki hocalarla da görüşmemi sağlıyordu. Mesela psikoloji ve sosyoloji bölümlerindeki hocalarla tanışmamı sağlıyordu.

Son bir not: bu iki saat sadece tez çalışmasına yönelik olmuyordu. Hocam yetişmekte olan bir öğrencisini aynı zaman başka alanlara da yönlendiriyordu. Öğretmenlik sanatı, arkadaşlık, vefa gibi konular da sala dünyamızın yanında yürüyordu.

(Saim SAKAOĞLU)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.