“Türk Malı Alınız, Türk Malı Kullanınız!”

Yerli Malı Haftası dendiğinde hemen hepimizin aklına çocukluğumuzda kutlanan o güzel ve değişik hafta gelir.

Cennetmekan Öğretmenlerimiz, herkes ne getirdiyse sırasının üzerine açsın demezlerdi. Sınıftaki her öğrenci ne getirmişse öğretmen masasının üzerine bırakır sırasına otururdu.

Öğretmenlerimizde, gelenleri öğrencilere, herkesin tadabilmesi için pay ederlerdi. Bunun adına da kardeş payı, arkadaş payı derlerdi.

Gelen portakallar, mandalinalar, dilim dilim bölüştürülürdü. Hatta elmalar bile…Pasta yoktu o günlerde amma, börek vardı, tandır ekmeği vardı, kek benzeri bir şeyler vardı, kete vardı. Bir lokma da olsa, bütün öğrenciler arasında pay edilirdi.

Yerli Malı haftalarını belki de onun için hiç unutamadık.

Yerli Malı Haftasını bir bölüşme, paylaşma gününe dönüştüren öğretmenlerimiz, bizlerin küçücük kalplerinde unutulmaz hatıralar bıraktılar!

Her konuda hakkaniyet ölçüleri içerisinde davranmaları nasıl unutulabilir ki…

Öğretmenim ben şunu getirmiştim diye öğünen, böbürlenen arkadaşlarımızı kırmadan, üzmeden, demek sen arkadaşlarını düşündün, aferin, annene sınıf arkadaşlarım sana teşekkür etti, ellerine sağlık dediler de, bundan böyle senden hep bu şekilde davranışlar bekliyorum diye cevaplamaları, hem onları bizlerin gözünde yüceltti, hem de yerli malı haftalarını unutulmaz kıldı.

İlkokul çağlarımızda bizleri sevgiyle, kardeşçe kaynaştırmışlardı. Bu kaynaşmanın güzel anlarından biri de Yerli Malı haftasıydı.

 

*****

O yıllarda, elma yerliydi, portakal yerliydi, mandalina yerliydi, havuç yerliydi, yer elması yerliydi, kuru üzüm yerliydi, yerli nohuttan yapılan leblebi yerliydi.

Önlüklerimiz, pantolon kumaşlarımız, kız çocuklarının giydiği elbiseler yerliydi.

Akşam eve gittiğimizde analarımızın pişirdiği kuru fasulye yerliydi, kaynattığı patates yerliydi. Ekmeğimizin yapıldığı un yerliydi.

Kahvaltıda içtiğimiz çay yerliydi, peynir yerliydi, zeytin yerliydi.

Anlattığım yıllar, ellili yılların sonu, 60’lı yılların başı olsa da, biz yerli malı haftalarını yüzde yüz yerli ürünlerle kutlayan bir kuşaktan geliyoruz.

Onun için o günlerin unutulması mümkün değil!

 

*****

Gündemin yoğunluğundan, Yerli malı haftası arada kaynadı gitti. Yerli malı haftası mı kaldı, yerli bir şey mi kaldı? Markalı olanların hangisi yerli?

Ben şahsen yerli olan bir şeyi tercihte etmiyorum, kapımdan içeride sokmuyorum diyen bir dünya insan var! Gösteriş merakı, gösteriş yarışı, yeni tabirle hava atma merakı had safhada!

Dükkan tabelalarına varıncaya kadar, bir çoğumuzu yerli olmaktan çıkarmış, özenmeye, birilerine benzemeye yöneltmiş durumda.

Yerli ürünlere bile bile sırtımızı dönmüşüz! Sonrasında da, “Hoş geldin, Yerli Malı Haftası!”

Okullarımızda 12 – 18 Aralık tarihleri arasında kutlanan, haftanın bir başka adı da, “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası.” Bu yıl böyle bir hafta kutlamak söz konusu bile değil. Yerli malı haftası için, sınıflar dolu olmalıydı. Yenecek, içecek ne varsa ortaya konmalıydı. Korona, eğitimin canına okuduğu gibi bu güzel haftanın da canına okudu!

Bu haftayı online olarak bile kutlayamazsınız, hoş kutlansa bile online da yerli değil!

 

*****

Ardahan’lı şair Erberk Pullu, “Yerli malı, Yurdun malı” adlı şiirinde bakın nasıl anlatmış yerli kalan neyimiz varsa; 

İpek, keten, kumaş, deri / Anadolu bunun yeri.. / Sucuk diyarı Kayseri / Yerli malı, Yurdun malı..

Tarihi, çanağı, kabı.. / Her yanı lezzet erbabı.. /Acılı Urfa kebabı.. / Yerli malı, Yurdun malı..

Tosya, Edirne pirinci. / Sanki tanesi bir inci. / İnan dünya da birinci../ Yerli malı, Yurdun malı..

Eskişehir, Aydın şalı../ İzmit Hereke de halı./Ye Rize de, Kars da balı../ Yerli malı, Yurdun malı..

Konya Karaman ovası../ Yetişir buğdayın hası../ Nasreddin ve Mevlana’sı../ Yerli malı, Yurdun malı.

Yaylalarda koyun kuzu../ Mersin Anamur’un muzu../Ah o Adana karpuzu../Yerli malı, Yurdun malı..

İster dolaş tüm dünyayı../ Bizde bunun damar fayı./Doğu Karadeniz çayı. / Yerli malı, Yurdun malı

Kuş cenneti Manyas gölü.. /Ötüyor kuşu, bülbülü../ Rengarenk Isparta gülü../ Yerli malı, Yurdun malı..

Torosların kardeleni../ Plajı, giden geleni../ Kütahya’nın porseleni../ Yerli malı, Yurdun malı..

Tüm dünyanın kıskandığı../ Her dil, lezzetle andığı../ Ordu, Giresun fındığı../ Yerli malı, Yurdun malı..

İzmir in asması bağı../ Trabzon, peyniri, yağı../ Kastamonu sarmısağı../ Yerli malı, Yurdun malı..

Gaziantep, Kilis şalı /O meşhur Sivas kangalı../ Hatay Dörtyol portakalı / Yerli malı, Yurdun malı..

Dünya da yok kışı, yazı../ Ardahan’ın, Kars ın kazı../Şair i, Ozan ı, Saz ı…/ Yerli malı, Yurdun malı..

Havası, güneşi, pusu../ Gazneli’si, Saltuklusu../ Osmanlısı, Selçuklusu../Yerli malı, Yurdun malı..

 

*****

Evet, yerli olan bir çok ürünümüz var olmasına var amma, bunların üretiminin artması, yetiştirdiği ürünlerle bir zamanlar dünyanın, kendi kendine yeten az sayıda ülkelerden biri olan Türkiye’nin, yerli malına dönüş yapabilmesi için, Konya ovası gibi oldukça önemli ovaları sulaması, canlandırması ve birden fazla ürün alabilecek hale getirmesi gerekiyor.

Mesela, Rusya`dan yapılan ithalatta öne çıkan buğday bizde yetişiyor, ayçiçeği bizde yetişiyor, ayçiçeği yağı da üretiyoruz, ancak ithal de ediyoruz.

Brezilya`dan soya fasulyesi, kahve, tütün geliyor. Hadi kahveyi anladık diyebilirsiniz, soya fasulyesi de bizde de yetişiyor, aynı zamanda tütünde…

Sırbistan’dan binlerce ton et almadık mı?

Ya Yunanistan’dan aldığımız pamuk? Bizde var olup da, dışarıdan aldığımız dünya kadar ürün var.

Ne oldu bizim pamuk ambarı Çukurova’mıza…

Ne oldu bizim buğday ambarı Konya’mıza?

Ne oldu bizim yerli mallarımıza, yerli ürünlerimize?

 

*****

Yerli malı kullanma ilgili Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili bir hatırayı da, nakledelim;

Cemal Granda anlatıyor:

Yalova’da uzun süre kaldık. Akşamları Atatürk’ün sofrası yine konuklarla dolup taşıyor, birçok yurt sorunları bu sofrada görüşülüyordu. Bir akşam yerli malı kullanılması üstüne bir konuşma oldu. Herkes düşüncesini söylüyor, yurtta yerli endüstrinin gelişmesi için büyük bir kampanya açılması, herkesin yerli malı yemesi, yerli malı giyinmesi isteniyordu. Yerli Malı Haftası’nın açıklanışı da bu günlere rastlar. Atatürk, herkesin öne sürdüğü düşünceleri, her zamanki dikkatiyle dinledikten sonra:

“Bundan sonra önder olarak benim de yerli malı kullanmam gerek. Gardroptaki elbiselerimi getirin. Köşkün önünde yakın” buyruğunu verdi. Herkeste bir sessizlik…

O şen, gürültülü sofra sanki bir anda mezar sessizliğine bürünmüştü. Herkes birbirinin yüzüne bakıyordu. Sessizliği ilk önce, konuklar arasında bulunan Ulus Gazetesi Başyazarı Falih Rıfkı Atay bozmaya cesaret edebildi: “Paşacığım, elbiseleri yakmayın, birer tanesini bizlere verin. Biz de hatıra olarak saklayalım” deyince, Atatürk hafifçe gülümsedi: “Peki” dedi. Orada hazır bulunan herkese birer kat elbise verildi.

Bir gün sonra Beyoğlu’nun tanınmış terzilerinden Arman, Yalova’ya getirildi. Atatürk, Köşk’tekilerin gözleri önünde yerli kumaştan elbiselerini kestirdi ve diktirdi. O olaydan sonra Atatürk, elbiselerini hep yerli kumaştan seçip Arman’a diktirmiştir. Bir daha İsviçre’den kumaş gelmedi.

 

*****

Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün yerli malı kullanmakla, yerli malının önemiyle ilgili güzel bir sözü var;

"Türkler! Türk malı alınız, Türk malı kullanınız; Türk parası, Türk toprağında kalsın"

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum