‘ÜLKENİN EN SEÇKİN HOCALARINDAN DERSLER ALDIM’

‘ÜLKENİN EN SEÇKİN HOCALARINDAN DERSLER ALDIM’

Saim Sakaoğlu bugün ders aldığı hocalardan ve halk edebiyatının sınırları ile çalışmalarından bahsetti

Hangi hocalardan dersler aldınız, bu hocalarınızdan özellikle iç içe olduklarınız, etkilendikleriniz kimlerdi ve neden?

     O yıllarda ülkemizde iki Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün olduğunu biliyordum. Meğer, yıllar sonra 21 yıl hocalığını yapacağım Atatürk Üniversitesi’nin bir benzer bölümü varmış. Zaten gözüm Ankara’da bile değil...

        Hocalarım ülkemizin en gözde hocaları idi. Onları, o yıllardaki unvanlarıyla ve bilim dallarıyla sıralayıvereyim;

1. Umumî Türk Dili (Ord. Prof. Dr. Reşid Rahmeti Arat, Doç. Dr. Ali Fehmi Karamanlıoğlu ve Dr. Muharrem Ergin)

2. Yeni Türk Dili (Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Prof. Dr. Sadettin Buluç, Doç. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Dr. Necmettin Hacıeminoğlu)

3. Eski Türk Edebiyatı (Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan, Prof. Fahir İz, Doç. Dr. Abdülkadir Karahan)

4. Yeni Türk Edebiyatı (Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doç. Dr. Ömer Faruk Akün)

Genç yaşta kaybettiğimiz Karamanlıoğlu’nun dışında alt unvanlı bütün hocalarım profesörlüğe yükseltilmişlerdi. Prof. Tanpınar ile Prof. İz’in doktoraları yoktu. Prof. Tanpınar ilk yılımızı okurken  ilk yarının sonunda vefat etmişti. Prof. Banguoğlu eski bir milletvekili ve millî eğitim bakanı idi ve bizden hemen sonra tekrar politikaya dönmüştü. O yıllarda asistan olanları sayıp da listeyi uzatmak istemiyorum. Hocalarımın hepsi aramızdan ayrılmıştır. En son kaybettiğimiz hocamız Prof. Dr. Ömer Faruk Akün idi: 05 Nisan 1926 - 02 Mayıs 2016 İstanbul.

Doğrudan hiçbir hocamdan etkilenmedim, ancak bazılarının özel durumlarını asla gözden ırak tutmadım. Prof. Arat  (1900 - 1964) ile bitirme tezimin üzerinde çalışırken bazen müdürlüğünü yaptığı Türkiyat Enstitüsü’nde, bazen de okuluma çok yakın olan evinde çalışırdık.

Okuyucularımıza halk edebiyatı sahasının çerçevesini çizer misiniz?

Size güzel bir çerçeve çizmeye çalışayım. Eskilerin bir sözü vardır ki bu çerçeveyi onun ruhuna uygun olarak çizmeye çalışacağım. O sözde şöyle denilir: Etrâfını câmi, ağyârını mâni… Yani bir seyin sınırlarını veya konularını belirlerken ilgili olanların hepsini içine almalı ama ilgisiz olanları da dışarıda bırakmalıyız.  Elbette bu almak veya dışarıda bırakmak bir bilgi meselesidir, bir tecrübe konusudur, vb.

      Halk edebiyatını iki yakadan ele almak gerekir: Halkın ortaya koyduğu ürünler ve halk için ortaya konulan ürünler. Biz konumuz gereği sadece birinci dalı ele alacağız. Öbür dalın değerlendirilmesi  ayrı bir çalışmanın konusudur.

Evet nedir ‘Halkın ortaya koyduğu ürünler?’ Böyle bir soruyu Türk Dili

     ve Edebiyatı öğrenimi alan öğrencilere sorar ve maddeleri istersek  kabarık

     bir sayıya ulaşırız. Çünkü bizler bu sınırı keyfimize anlayışımıza göre

     belirleme arzusundayız.

            Bugünlere gelinceye kadar sayıları onu bulan temel eserlere maddeler

     yazmıştım. Bunlardan üç tanesinde de halk edebiyatı maddeleri tarafımdan

     hazırlanmıştır. İşte o üç önemli kaynak:

 

a. “Halk Edebiyatı”, İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul 1995, C. 3, 515-517.

b. “Halk Edebiyatı / Türkiye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi,

    İstanbul  1997, C. 15, 345-350.                                             aşık 332-37

https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/assets/w/images/layouts/part-header-arrow-down.png         c. “Halk Edebiyatı”, Konya Ansiklopedisi, Konya, 2013, C. 5, 328-332.

 

Sınıflama şeklinde bir listeyi vermeden önce bazı gerekli açıklamaları burada dile getirmek istiyorum.

Çok farklı zamanlarda ve değişik kişiler tarafından benzeri sınıflamaların yapıldığını biliyoruz. İşi daha ötelere götürerek konumuzu antropoloji / insan bilimi alanının alt dalı olarak ele alanlar da olmuştur. Biz ise bu değerlendirmeleri yaparken daha çok üniversitelerimizde okutulan ve genel adı halk edebiyatı olan alanı göz önüne alırız. Hatta son zamanlarda bazı üniversitelerde yeni bir ana bilim dalı olarak okutulan halk bilimini  bile konunun dışında tutmak isteriz. Bunun sonucu olarak doğrudan halk bilimi alanının içine giren konuları sınıflamamızın dışında tutacağız.

Bir başka görüş de, halk edebiyatı adlı şemsiyenin  kanatlarını üçe ayırarak sunarlar: âşık edebiyatı,  tekke edebiyatı (tasavvufî halk edebiyatı), halk edebiyatı. Dikkat edilirse burada ana başlık ile alt başlıkların biri  aynı kelimelerle ifade edilmiştir. Böylece oluşabilecek kargaşa veya yanlış anlamayı önlemek için ana başlığa, yani şemsiyenin adına bir ek kelime getirebiliriz. Ne mi olabilir bu kelime? “Alimlere danışarak bir karara varabiliriz. Mesela, büyük halk  edebiyatı, ana halk edebiyatı veya kapsayıcı halk edebiyatı, vb. Bu üç yeni ad kalıcı olarak önerilmiş değildir. Bu alanlara emek verenlerin yeni adlar önermelerine yol açmak için örnek görüşler olarak sunulmuştur.

Âşık edebiyatı ile   tekke edebiyatı (tasavvufî  Türk halk edebiyatı)  belki bir ortak ad altında, mesela halk şiiri adı altında bir araya getirilebilir, çünkü o ürünleri ortaya koyan kişiler bellidir. Ancak halk edebiyatı alt dalında bir araya getirdiğimiz  ürünler de vaktiyle birileri tarafından ortaya konulmuş olsa bile günümüze gelinceye kadar sahipleri unutulup toplama mal edilmiş ürünler olarak kabul edilmelidir.

Son olarak Konya Ansiklopedisi’nde yer verdiğimiz sınıflamamız şöyle idi:

 

   I. Anlatma Esası Üzerine Kurulu Olanlar

     A. Masal

     B. Fıkra

     C. Efsane

 

  II. Halk Hikâyeleri

III. Manzum Olanlar

     A. Türkü

     B. Mâni

     C. Ninni

     Ç. Ağıt

     D. Tekerleme

     (E. Çocuk sevmeleri)

IV. Manzum ve Mensur Şekilleri Olanlar/Kalıplaşmış Olanlar

     A. Bilmece

     B. Atasözü

     C. Deyim

     Ç. Alkış

     D. Kargış

V. Seyirlik Oyunları

     A. Köy seyirlik oyunları

     B. Şehir seyirlik oyunları

         1. Karagöz/Türk gölge oyunu

         2. Orta oyunu

         3. Kukla

     C. Köy ve şehir seyirlik oyunlar

         1. Meddah hikâyeleri

 

NOT. İslâm Ansiklopedisi’nde sonda yer alan C maddesi kaldırılmış, orada yer verilen meddah hikâyeleri maddesi üst dala dördüncü madde olarak eklenmiştir.

 

            Olaya daha farklı bir açıdan bakmamız gerekirse yeni bir görüş ile devam edebiliriz. Böyle bir sınıflamaya V. Seyirlik Oyunları  başlığını almama yoluna da gidilebilir. ‘metin’ diyebileceğimiz sözlerin tamamına yakınının  sürekli olarak değiştiği, sözle birlikte hareketin de ön planda yer alığı bu dalı, belki de farklı bir yan dal olarak da ele alabiliriz.

            Son bir görüş: Acaba, başkalarının görüşlerini kabul etmek yerine kendilerinin özgün sınıflamalar ortaya koyduğu araştırıcılar bir araya gelip, belki de daha kalıcı olacağına inanacağımız bir sınıflama yapabilirler mi)

 

Günümüzde halk edebiyatı deyince neyi veya neleri anlamalıyız? Sizce neden halk edebiyatıyla ilgilenilmeli?

Sorunuzun ilk bölümü bir üst sorunun cevabı olarak verilmiş gibi… Biz sorunun ikinci bölüne eğilelim.

Kütüphanelerimizde ve koleksiyonlarda on binlerce yazma eser yer almaktadır. Belki içlerinde çok değerli olanları da vardır. Olmalıdır da. Ancak bunları iyi koruyabilirsek, çaldırmazsak, yangına, suya, böceklere karşı koruyabilirsek  yüzlerce yıl boyunca incelenme imkânını sağlamış oluruz.

      Ancak… Burada küçük bir hatıramı aktarmak isterim. 1969 yılının dört yaz ayını Gümüşhane ilimizin onlarca köyünü dolaşarak geçirmiştim. Amacım ilin  anlatmaya dayalı halk edebiyatı ürünlerinden masalları derlemekti. O günlerde mensubu bulunduğum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nin dekanı hemşerimiz Prof. Dr. Şaban Karataş Bey idi. Bana  sağladığı çok güzel imkânlarla başarılı bir derleme dönemi geçirdim, Erzurum’a döndüm.

      Çalışmalarımı değerlendirirken tezime aldığım, masal anlatıcılarıyla ilgili  şu üç beş cümleyi kültür tarihimize armağan ediyorum:

      Mavrangelli Binnaz (Çamlıköy / Gümüşhane): Ölü; çok güzel masal bilir ve güzel anlatırmış.

      Köstüroğlu Abdullah (Çayırköprü/Aydıntepe /Bayburt): Paşa Akbaba bize anlattığı masalların bazılarını, bu çok iyi masal anlatan şahıstan dinlediğini söyledi.

      Nezaket Güleç (Alıçlık / Bayburt) Ölü; oğulları, kızları, torunları ve yakınlarına çok masal anlatırmış, onlar da pek çok masalını naklettiler

      Miraç Yalçın (Eskikadı köyü / Kelkit / Gümüşhane) 10 yıl önce ölmüş. çok iyi hikâye anlatırmış, oğlu da ondan öğrenmiş. Miraç masalları para karşılığında öğrenirmiş. Masal başına bir kuruş verirmiş. (Gümüşhane Masalları, Ankara 1974, 98-99; 2. bs. Gümüşhane ve Bayburt Masalları, Ankara 2002, 78-79)

      Ve bir hatıra daha… Bu ilk büyük seferimden tam 26 yıl sonra tekrar yollara düştüm. Bayburt’un uğradığım bir köyünde sorduğum bir kaynak kişimizin öldüğünü söylediler. Ben ilk seferimde ne alabildiysem onu kurtarmış olduk.

      Mezar taşlarını konuşturamıyoruz ama iyi koruyabildiysek kütüphanelerdeki yazmaları istediğimiz zaman tekrar tekrar okuma şansına sahibiz.

      Erzurumlu Meddah Behçet Mahir’den bir daha dereme yapamayacağız ama vaktiyle hakkını vererek üç ayrı dönemde  anlattıklarını üç defa ayrı ayrı kaydedip kurtarmıştık.

      Sorumuzda ne demiştiniz: Sizce neden halk edebiyatıyla ilgilenilmeli? Neden mi? Bu alanla bugün ilgilenmezsek yarın çok geç olacaktır da ondan. Yukarıdaki ölmüş anlatıcıları  hatırlayanız. Sadece hatıraları kalmış, o kadar.

 

Bu alanda çalışacaklara hangi  konuları önerirsiniz? Kamuoyuna teklifleriniz nelerdir?

Eskiler, ‘Aşk olmazsa meşk olmaz.’ demişler. Onun için biz kişilere üzerinde

 severek çalışacakları  konuları önereceğiz Eğer böyle bir çalışmayı bir hocanın gözetimi altında yapacaksanız onun da görüşünü almanız gerekebilir. Ancak bizde hocalar öğrencilerine gelecekte kendilerinin de kullanıp kitap, makale, hatta tez çıkarabilecekleri konuları dayatabilir. Bu olay Türk üniversitelerinde sıkça görülmektedir.

      Öğrencileri ikiye ayırarak olaya yaklaşabiliriz. Bunların çoğunluğu ilgili fakültelerin diploma için şart koştuğu bir tez hazırlamaktadır. Öbürü ise yüksek lisans ve doktora çalışmalarıdır. İlkinde bir konuyu üç beş öğrenciye bölüştürerek tezler tamamlatılır. Bir süre sonra siz onları birleştirerek kendiniz için bir eser hazırlayabilirsiniz. Tabii ciddi olarak incelenmeyen öğrenci tezlerinin bütün hatalarını da çalışmanızda yer vermiş olacaksınız. Lisansüstü çalışmalarınızda konuyu seçme hakkı ağırlıklı olarak sizdedir. Ama yine de tepelerden uygun şekilde öneriler gelebilir. Böyle hallerde irfanı hür nesillerin yetiştirilmesi baskı altına alınmaktadır.

 

 

Hocam destanlardan fıkralara; Ercişli Emrah’tan Bayburtlu Zihni’ye çok geniş bir yelpazede pek çok eseriniz, makaleniz var. Çalıştığınız konuların hepsi elbette çok kıymetli ama üzerinde çalıştığınız ad ve konulardan diğerlerine göre daha bir zevkle çalıştıklarınızı sorsam, bize hangi ad ya da adları verirsiniz?

Tehlikeli bir soru… Hani anne ve babalar  çocuklarını karşılarına alıp, ‘Hangimizi daha çok seviyorsun?’ diye sorarlar ya, işte o kadar tehlikeli… Ama ben eser ve konu seçiminde gerçekçi davranacağım. Doçentlik tezimi hazırlarken çok çalıştım, çok yoruldum ve güzel bir eser ortaya koydum. Sevindirici olan yanı şudur ki intihalciler / aşırganlar pek yanına yanaşamadılar. Çünkü böyle bir çalışma yapmak için  çok sağlam bir alt yapıya sahip olunması gerekir. Doktora çalışmamın başında  yer alan Giriş bölümü ise öylesine yağmalandı ki… Hemen hatırlatayım, bu çalışmamda ben inceleme konusu olarak 70 masalı ele almıştım. Benzer çalışmaların  tamamına yakını da 70 masal üzerinden yola çıkılmıştır. Bu özelliğinden ötürü onu da çok seviyorum.., 

Türk Gölge Oyunu Karagöz adlı eserimi bilenlerin sayısı pek azdır ama alanında en çok ilgi gören bir çalışmadır.

Biliyorum, şu veya bu esere sıra ne zaman gelecektir diye bekliyorsunuz. Anılanlar öncü eserlerdir ama  biri dışında, arkalarına takılanı pek göremedim. Küçük çaplı bir çalışma: Senin Aşkınla / Kadirlili Âşık Halil Karabulut. Pek çok âşıkla ilgili kitabın inceleme bölümleri benim yolumdan gidilerek hazırlandı. Bundan daha çok sevgi ölçüsü olabilir mi! Ve diyorum ki öbür kitaplarıma, ‘Hiç sizleri sevmesem konu olarak sizleri ele alır mıydım?’

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.