1. YAZARLAR

  2. Muzaffer Kırmacı

  3. HERKES YESİN, İÇSİN KESESİNDEN…
Muzaffer Kırmacı

Muzaffer Kırmacı

Yazarın Tüm Yazıları >

HERKES YESİN, İÇSİN KESESİNDEN…

A+A-

İnsanların kendi söyledikleri yalana kendilerinin de inanması ne kadar güzel. Psikolojik tedavilerde bu sistem neden düşünülmez acaba? Kendi söylediği yalana kendisi inanan insanların mutluluk hormonları sel olup akıyordur mutlaka. Gözlerini kapatıp hayal kuruyor, sonra da kurduğu hayale gerçekmiş gibi inanmaya başlıyor. Bu yalana bizim de inanmamızı istedikleri zaman film kopuyor.

Aldıkları oylar binlik dilimler içinde olan “Marjinal” partilerin seçim konuşmalarını dinleyince bir an ben de hayal alemine dalıp gitmişim. Öyle bir desteksiz atıyorlar ki, insan ister istemez “Bekara avrat boşamak bu kadar kolay oluyormuş” diyor. Hani insan yalan söyler de biraz “Doğru yalan” söyler. Atar da, attığı biraz isabet eder. Bu kadar “Karavana” atacaksın, sonra da inanmamızı bekleyeceksin öyle mi? Adam o kadar uçmuş ki (ne içiyorsa) “Bizim partinin iktidarında” diye başlıyor atmaya. Yahu mübarek, senin aklın başında mı? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Dediğinin gerçekleşmesi  mucizeye bağlı. Aşağısı kurtarmaz

Demokrasi,  bilinen en basit şekliyle “Halkın kendi kendini yönetmesi” demektir.  Tüm halk katmanlarının mecliste temsil edilmesi,  demokrasinin güzelliklerindendir şüphesiz. Bunda hemfikiriz. Demokraside birlikte yaşama kültürünün gelişmiş olması gerekir. Ortak hareket etmesini bilmeyen insanların demokrasiyi de özümsemesi kolay değildir. Bizim toplumumuz da tam bu minval üzeredir. Kardeş, kardeşle ortaklık yapamaz. Büyük umutlarla yola çıkılan ortaklıklar uzun süreli olmaz. Ortak, ortağının ayağına çelme atmaya çalışır, vesaire.

Yapılan bir işte, herkesi mutlu etmek mümkün mü? “Eşeğin kuyruğunu kesme, kimi uzun der, kimi de kısa.” 40 dairelik apartmanda bile aynı noktada birleşmek mümkün değilken,  koca ülkede aynı telden çalmak nasıl mümkün olsun? Durum böyleyken “Seçim barajı düşsün, toplumun tüm kesimleri mecliste temsil edilsin” demek bence çözümsüzlüğü çözüm gibi sunmak  anlamına gelir. Ben senin yaptığını beğenmeyeceksem, hiçbir şey bulamazsam “Gözünün üstünde kaşın var” demeyi de mi bilmem. Ama, maalesef durum bu.

Ütopik düşünceleri bir tarafa atacağız. Bu ülkenin koalisyonlardan ne çektiğini insaf sahibi herkes bilir. Çok uzaklara gitmeden 7 Haziran sonrasında yaşadıklarımız bile koalisyonların ne menem bir şey olduğunu göstermeye yetmedi mi sizce? İstikrarsızlığın sinsi bir virüs gibi ülkeyi kemirdiğini anlamak için nalları dikmeye ne hacet. Dört partili bir sistemde bile anlaşmakta zorlanan parti liderlerinin (barajı kaldırdığımız zaman)  30 tane olduğunu düşünürsek halimiz nice olur ?

Herkes kendi meşrebine, kendi dünya görüşüne, kendi ahlaki anlayışına en yakın olanı desteklesin ki, 7 Haziran’ı yeniden yaşamayalım. Neticede ülkenin iyi yönetilmesi, milletin huzur içinde olması, maddi-manevi beklentilerimize cevap veriliyor olması bizim için önemlidir. Renklerine gönül verdiğimiz için bağlandığımız takımlardan başka bir şey bu. Takıntılı ve ideolojik yaklaşım bugün bizi tatmin etse de gelecekte bizden sonraki nesilleri düşünüyorsak, onları tatmin etmez.

“Herkes yesin, içsin kesesinden, saltanatım var benim, Aslı yok  yaylasında bin 500 koyunum var benim” hovardalığından artık vaz geçelim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT