1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. LİSAN-I HAL
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

LİSAN-I HAL

A+A-

      Besmele-i Şerif, kelime-i tevhit gibi Allah kelamı olan daha birçok sözün anlamını tam olarak izah etmeye insanlığın ömrü yetmemektedir. Allah(cc), ciltlerce kitap okumakla dahi elde edemeyeceğimiz erdemleri, çevremizde yine böyle kısacık ve ibretlik görüntüler, olaylar sergileyerek, her gün, her an bize öğretmektedir. Basireti yaratan ve dileyenin basiretini açan Allah yüceler yücesidir. Ona sonsuz hamd- ü senalar olsun.

     Karşı apartmanın giriş katında oturan yeni komşunun balkonundaki iri yarı köpek, ben gelip geçtikçe havlardı. Bana hücum ettiğinde irkilirdim ama zinciri onu bırakmazdı. Belki de hayvanın kötü bir niyeti yoktu. Belki beni buradan kurtarın diyordu kim bilir. Ama benim çocukluktan gelen köpek korkum, bunu anlamama engel oluyordu. Konya’nın göbeğinde bir apartman hayatı insanları bile bunaltırken, bir köpek için işkence olmalıydı.

     Bir gün sabah işe giderken bizim siteden olduğunu tahmin ettiğim bir adam apartman kapısının önünde, “Köpek boğuluyor” diye çırpınıyordu ama ortada köpek falan yoktu. Sonra gördüm ki komşunun o köpeği, balkon demirlerine boynundan asılmış vaziyette can çekişiyordu. Her halde boynundan bağlı olduğunu unutup, balkon demirlerinin üstünden aşağı atlamıştı. Balkonun, bizim taraftan görünmeyen, öbür yanında sallanıyordu. 

     Karşı apartmana yakın zamanda taşınmış olan, köpek sahibi aileyle henüz tanışmamıştık. Köpeğin o halini görünce ben hemen komşunun kapı ziline yöneldim. Telaş içinde, sürekli zile basıyordum. Oradaki adam da  “Komşu, komşu, köpeğiniz ölüyor!” diye bağırıyordu. Fakat aileden ne dışarı çıkan, ne de ses veren vardı.     

     Derken caddede iki kişi belirdi. Yoldan geçip gidiyorlardı. Onlar da durumu gördüler. Adamlardan biri 2-3 saniye kadar köpeğe baktıktan sonra birden bahçe duvarının üstündeki demir parmaklıklara tırmanıp, bahçeye atladı. 45-50 yaşlarında, iyi giyimli, biraz topluca, beyefendi biriydi. Bize bir şey sormadan, doğruca köpeğe koştu. Önce hayvanı kucaklayıp yukarı kaldırdı. Boynundaki kayışı çözüp çıkardı. Zavallı hayvanı belki de son nefesini vermek üzereyken kurtarmıştı. O, köpeği yavaşça aşağıya indirirken, saldırabilir diye ben de bizim kapıyı açıp, kapının önünde bekledim ve olan biteni seyre koyuldum.

     Beklenenin aksine köpek kimseye saldırmadı. Adam onu yere indirdi ve yavaşça sırtını okşadı. Sonra yine yavaşça “Hadi kaç” der gibi sırtına vurdu. Köpek adama bir kez dönüp baktı ve hızla oradan uzaklaştı, bir daha da geri dönmedi.      

     Adam bize sadece çıkışı, cümle kapının yerini sordu. Caddeye geri dönerken tekrar bahçe duvarından atlamak istememişti. Ne köpek sahiplerine söylendi, ne herhangi bir yorum yaptı, ne de başka bir şey konuştu. O sadece gerekeni yaptı ve gitti. Büyük ihtimalle yanındaki arkadaşına da bu işin yorumunu yapmamıştır. Arkadaşı caddede onu bekliyordu. Onun yanına vardı ve hiçbir şey olmamış gibi, yollarına devam ettiler. Belli ki adam iyilikte niyet ve söz aşamalarını çoktan geçmiş, eylem aşamasının da ileri bir noktasına varmıştı.   

     Halk içinde farkına bile varmadığımız ne değerli insanlar var diye düşündüm. Kendi pasifliğimden utandım. Ben henüz onun yaptığı eylemi tasarlayacak noktada bile değildim. Eylem noktasında iyilik, onun için sıradan bir davranıştı. O, iyiliğin edebiyatını yapmıyor, kendini yapıyordu.

     Peygamberimizin (S.A.V.) o ünlü hadis-i şerifini hatırladım: “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmezse o kötülüğe karşı içinizden buğz edin ( O kötülüğe karşı nefret, düşmanlık besleyin ). Ama bu sonuncusu imanın en alt derecesidir.” 

Gördüğü kötülük ve zararları eliyle düzelten bir toplum kalabilmek dileğiyle, Allah’a emanet olunuz.     

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT